Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2011 Perşembe

Maden dağı dumandır, yolu dolan dolandır...

Çarşamba akşamı 18:00'da başlayayan haftanın ilk maçında Antalyaspor ile Fenerbahçe karşılaştı. Bir önceki lig haftasını, Kadıköy'de assolist edasıyla hayde kalk gidelim ile kapatan takım; bu sefer uvertür kostümü üzerine layık görülmüş olmalı ki hava kararmadan sahaya çıktı.

Maçın ilk yarısını eve dönüş yolunda radyodan dinledim. İlk yarının son dakikalarında Kral Alex sakatlanınca, yerine Çöpçüler Kralı'nın Apti'si misali Bienvenue dahil oldu. Apti gibi kendini birden sahnede buldu bulmasına ancak rahmetlinin aksine hiç de komik değildi. Kamerunlu adamdan çıkıp Maden Dağı'nı (bkn:maden dağı dumandır de loy loy de loy loy kibar yarim) söylemesini beklemiyorum elbette ama boş kaleye de topu sok be abiciğim.
Bu sefer Garip'te ama yine Kemal Sunal, sandalın içinde bulduğu bebeğin altını değiştirirken, "Sen Galatasaraylısın galiba, onlar da hemen su koyverirler." der ya hani... Bienvenue'ye takılıp kalmamalı, bunca emeği görmezden gelmemeli ve hemen su koyvermemeliyiz. Biz Fenerbahçeyiz.

İlk yarı oynanan 17 maçın beşi dışında hepsini hafta içi oynamış olabiliriz. Tam altı kere, bir önceki haftanın son maçını oynatıp, takip eden haftanın ilk maçı için sahaya çıkarmış olabilirler bizi. Takımın yarısını kaybetmiş ve aylardır devam eden linç kampanyasının esas oğlanı da olabiliriz....

Ama mücadeleye devam. Ya şampiyon oluruz ya da son saniyeye kadar şampiyon olabilme umuduyla atar yüreklerimiz. Dedik ya, biz Fenerbahçeyiz.

Antalyaspor 0-0 Fenerbahçe

4 Ekim 2011 Salı

Aklıma takıldı...

Beşiktaş'ın Gaziantespor karşılaşmasının ileri bir tarihe ertelenmesi isteği üzerine, TFF maç günü bir açıklama metni yayınlayarak bu talebin reddedildiğini açıkladı. Gerekçeleri ise muazzam;
Görülen lüzum üzerine belirtmeliyiz ki, Beşiktaş Jimnastik Kulübü 21 Eylül 2011 tarihinde, Futbol Federasyonu'na 5. haftadaki Gaziantepspor-Beşiktaş A.Ş. karşılaşmasının 3 Ekim Pazartesi tarihinde oynanmasını özellikle talep etmiştir. Gerekli çalışmayı yapan Türkiye Futbol Federasyonu, ilgili maçın BJK'nın isteği doğrultusunda Pazartesi günü (bugün) oynanmasını kararlaştırdı. [1]
İnsan sormadan edemiyor...
  1. Beşiktaş ile kendi sahasında oynayacak olan Gaziantepspor'un konuya ilişkin fikri alındı mı? Bir İstanbul takımını hafta sonu konuk etmek varken, ilk mesai gününü tercih etti ise Gaziantep, nasıl ikna edildi?
  2. TFF, maç takvimini belirlerken spor kulüplerinin özel isteklerini dikkate alabilir mi? Eğer dikkate alabiliyorlarsa, aynı gün yayıncı kuruluşa cevaben yapılan şu açıklamanın manası nedir?
    Bahse konu ihale sonucuna istinaden karşılıklı yapılan sözleşmede, "müsabakaların yayın saatlerinin ve günlerinin birlikte belirleneceği fakat son ve nihai kararın Türkiye Futbol Federasyonu tarafından verileceği" son derece açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. [2]
  3. TFF tarafından yapılan aynı açıklamanın son paragrafında şu şekilde bahsi geçen;
    Diğer taraftan, mevcut gelişmeler ışığında yapmış olduğumuz değerlendirmeler, kulüplerimizden gelen talepler ve her gün maç oynanmasının tribün izleyicisi sayısına etkileri nedeniyle maç takviminde yeni bir düzenleme yapılması gereği doğmuştur.[2]
    bu düzenlemeye ihtiyaç olduğu, Fenerbahçe'ye Nba takımları misali 11 günde dört maç yaptırıldıktan sonra mı anlaşıldı?
  4. Siz bizlerle alay mı ediyorsunuz?
[1] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=13540
[2] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=13539

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bir taşla iki kuş


Kaderin cilvesi mi yoksa fikstürün azizliği mi bilinmez ancak geçtiğimiz sezon Fenerbahçe'nin peşine takılan Trabzonspor, bu sezon ise Galatasaray'ın ardından geliyor. Bir önceki hafta- Hafta dediysem lafın gelişi; Fenerbahçe için günaşırı, diğer takımlar için ise üç dört günde bir maç var artık play-off güzeli ligimizde.- Galatasaray karşısına çıkan ekipler, takip eden maçta Trabzon'a rakip oluyorlar.

Bu takımlardan biri olan Samsunspor, dün akşam Galatasaray karşısında kendini sınadı. Trabzonspor maçı öncesi oynanan bu 'hazırlık' maçında iyi mücadele eden kırmızı-beyazlı ekip, üçüncü Fatih Terim dönemine İBB karşısında hayal kırıklığıyla başlayan Galatasaray'dan neredeyse puan alacaktı.

Felipe Melo'nun sıra dışı golüyle ilk yarıyı önde bitiren Galatasaray karşısında beraberlik golünü bulan Samsun ekibi, önce kaleci Ahmet Şahin'in hatası ve Elmander'in düzgün vuruşuyla geriye düştü, ardından da Müftüoğlu'nun üstün gayretiyle on kişi kaldı. Ahmet Şahin'in ihraç edilmesiyle sonuçlanan penaltı pozisyonu Galatasaray'ı rahatlatırken, kalecisi ve kaptanı Ahmet Şahin'i bir sonraki maçta Trabzonspor karşısında oynatamayacak olan Samsunspor'u ise sıkınıtya düşürdü.

Şu hep bahsedilen 2000 ruhu, bu sefer bir taşla iki kuş vurmaya niyetlenmiş olabilir mi?

5 Ağustos 2011 Cuma

Soruldu: Biz kimiz?

*04.03.2011 günü saat:18.58’de Aziz YILDIRIM’ın, Mehmet Levent KIZIL’ı aradığı;
   
Levent’in “Sema hanımın yanına gidiyorum ,…, o sizi arıyordu.. bulamamış hatta     cuma akşamı Ali YILDIRIM lar ..lar bize yemeğe gelecek sizi de davet etmek istiyordu Sema ” dediği, Aziz’in “Telefonum kapalı ondan,…, Kapattım tamam şimdi kapalı yine ÖBÜR TELEFON KAPALI YARIN AÇACAĞIM” dediği tespit edilmiştir. 

Soruldu : Sema isimli şahıs kimdir? Öbür telefonu kapatma sebebiniz nedir?
Serde Komiser Kolombo'luk yok ama eşek olsa, Sema isimli şahsın kim olduğunu anlar be arkadaşım. Şunu okuduktan sonra ilk işim google ablaya, Sema Abla'yı sormak oldu. Sema Kızıl yazınca arama motoruna bir de ne göreyim...

20 Nisan 2011 Çarşamba

Al Sat Yat, Bu Ligi Kazan

31, bilemedin 32 yaşındayım. Kaba ve mütevazı bir hesapla, bugüne dek bin iki yüz elli (1250) futbol maçı izlemişimdir. Tam tabiriyle bu kadar içine edilen bir maça sanırım ilk kez şahit oldum.

Ligin parlak çocukları, Anadolu’nun bıçkın delikanlıları ve futbolumuzun umutlarının Kadıköy’e gelince hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır düsturuna alıştık alışmasına da, maçın hakeminin rakip savunmanın son adamlığına soyunduğu vaki değildi. Onu da gördük dünya gözüyle.

Bu hakemlerle bu lig bitmez diye sonlandırırken bir önceki düzme eylemimi, işin bu noktaya varabileceğini inanın taze düzen kuramcı olarak tahmin etmiyordum. Hal böyle iken biraz hayal kırıklığına uğrasam da vazgeçmek yok. Düzmeye devam…

Ülkenin dördüncü, Anadolu’nun ise tek büyüğü Trabzonspor, şampiyonluk eşittir büyüklüktür yalanına inananlar tarafından bir gecede beşinci büyük kostümü giydirilen Bursaspor’u konuk etti haftanın sondan bir önceki maçında. Çok değil iki hafta önce Fenerbahçe karşısına çıkan Bursaspor, canını dişine takmış ve hayati önem taşıyan bir puanı hanesine yazdırmıştı. Müstakbel İskoçya gol kralının, onuncu saniyede Alex’e tekme atarak bahsi açtığı maçı, Müftüoğlu’nun iyi niyetli yaklaşımına karşın dört sarı kart görerek tamamlayan Bursa ekibinin, Trabzonspor karşısında sinirleri mi alınmıştı yoksa Aydınus sarı kartı zor çıkaran hakemlerden mi (Süper Lig sarı kart ortalaması 4,5’dan fazla) bilinmez, birer sarı kart paylaşıldı bu maçta. Var ise anlayan anlamayanlara anlatsın…

Düzme işinin olmazsa olmazı, geçtiğimiz sezon lig sonu yaklaştıkça, Fenerbahçe’nin kazandığı her maçın ardından ‘Satıyor, sattı…’ nidalarıyla müzayedenin en nadide parçaları haline getirilen kalecilere geldi sıra. 26. Hafta Ankara’da oynanan Gençlerbirliği maçının devre arasında neler yaşandığını unuttuk elbette. Burak Yılmaz, rakip takımın kalecisi Serdar Kulbilge’yi gol yemediği için! satılmışlıkla suçlamış, sonra da bir güzel üstünü kapatmıştık. Aynı Serdar, 82. dakikada sakatlanarak yerini yedek kaleci Ramazan Köse’ye bırakmış, Ramazan da 90’da golü yemişti. Sakat Serdar, bir sonraki hafta Manisa deplasmanında kalesini korurken, Trabzon karşısında yedek kulübesinden oyuna dahil olan Ramazan ise kadroda yoktu.

Ne garip tesadüftür ki, Bursaspor kalecisi Ivankov dakikalar 41’i gösterirken sakatlandı. Yerini yedek kaleci Yavuz Özkan’a bıraktı ve gol dakikası 44 olarak kayıtlara geçti. Temiz ligimizden, pirüpak hikayeler okudunuz.

15 Mart 2011 Salı

Komplo Teorileri

Ankara deplasmanında alınan sonuç, kamuoyunun dörtte üçü tarafından kabul görmedi. Diyarbakırlı ancak adı Bahtiyar olmayan yardımcı hakem, maçın sonucuna etki eden 1 hata yaptı ve hemşehrilik görevini layıkıyla yerine getirdi.

Hal böyle iken, yetkili kurul Fenerbahçe’nin oynayacağı bir sonraki maça Ankara bölgesinden üç hakem atadı. Üç vakte kadar işletmeye açılacak olan Ankara-Konya hızlı tren hattı sayesinde  başkentin banliyösü olacak Konya’nın rakip olması bir yana; geçtiğimiz hafta karalar bağlayan alkaraların ahı ortada dururken, komplo teorileri konusunda Jerry Fletcher’dan mahir ağabeylerin içlerine hiç ama hiç kurt düşmedi.

Halbuki hakem sadece Ankara bölgesinden değil, aynı zamanda Kadıköy’de oynanan Galatasaray derbisini de ‘idare eden’ Bülent Yıldırım’dı. Alex’i  öldürme, kendisiyle ise halvet olma çabasında olan Lucas’ı derbi akşamı göremeyen Yıldırım, Pazar akşamı oynanan Konyaspor maçında teniste uygulanan şahingöz uygulaması gibiydi. Fenerbahçe’nin iki stoperine, henüz  ilk yarım saatte sarı kartlarını gösterirken, “52 bin kişi bana koymaz…” dercesine kendisine güveniyordu. Aynı güven dolu hakem; Konyaspor’un Sivaslı oyuncusu (Bu hemşehrilikten ben bir komplo çıkaramadım, becerebilen varsa buyursun) Ertuğrul’un ısrarlı faullerine sadece düdük öttürmekle yetinirken, Gineli Zayette’nin Senegalli Hamidu’ya arkadan yaptığı üçüncü faulün ardından ancak sarı kartını gösterebildi. Gerçi, bu kadar kusur kadı kızında da bulunur. Bende var bir fesatlık.
Fenerbahçe 2-0 Konyaspor

6 Şubat 2011 Pazar

Güzel Takım

Son on senede dört kez şampiyonluğu kazanan, ikisinde şampiyonluğu kendi eliyle rakiplerine hediye ettiği dört ikinciliği olan Fenerbahçe'nin, bu kadar erken havlu atması olası değildi zaten. Lorant'lı 2002-2003 ve Aragones'li 2008-2009 sezonları dışında, tüm sezonlarda son haftaya dek şampiyonluk mücadelesini sürdüren sarı lacivertli ekip, içinde bulunduğumuz sezonun ikinci yarısına üç galibiyetle başlayınca, ayak oyunları erken başladı.

Ölmüş bir insanın ardından "Su testisi su yolunda kırıldı." diyebilecek kadar basiretsiz olan adam, -Biz Fenerbahçeliler, ne mal olduğunu senelerdir söylerdik de, inandıramazdık...- medya Fenerbahçeli çığırtkanlığına yine yeni yeniden soyunmuşken, rakip takım yönetenleri hakemler üzerinden hedef göstermeye başladılar bile. 
Ama şunu bilin ki, Fenerbahçe güzel takım. Biz, her sene açık ara yapmasını arzuladığımız ve canımız burnumuzda maçlar izlemek istemediğimiz için memnun olmasak da kolay kolay, takım savunması konusunda ülkenin en başarılı ve kaptanının Alex de Souza olduğu takım Fenerbahçe.

Sonuna kadar götürüp belki yine kaybedecek şampiyonluğu, varsın kaybetsin. Yeter ki son saniyeye kadar şampiyonluk için atsın yüreklerimiz.

Not: Bu bir maç analizi değildir, Meleke'den, Demirkol'dan ya da Erten'den okursunuz yarın maçı.

Manisaspor 1-3 Fenerbahçe

6 Aralık 2010 Pazartesi

Bence...

Bence ile başlayan cümlelerden oldum olası hoşlanmamışımdır. Hal böyle iken kendimle çeliştiğimin farkında, şöyle başlamak istiyorum...
Bence Fenerbahçe, Karabük karşısında doğru futbol oynadı.

Bununla da yetinmeyip şunu da eklemek istiyorum...
Bence Aykut Kocaman, ilk kez elindeki kadrodan en doğru oyuncuları seçerek maça başlayıp, ilerleyen dakikalarda maçı tutmak adına çok doğru değişiklikler yaptı.

İnsanın beyan ettiği kendi fikri iken, bence ile başlamasının manasızlığı konusunda fikrim sabit ancak, maç çıkışı koridorda ki taraftar selinden yükselen olumsuz seslerin ahengi, fikrimle tek başıma bırakınca beni, egomun sivrilesi geldi. Kusura bakılmaya...

İçinde Cristian'ın olduğu bir kadrodan doğru diye bahsettiğimin farkındayım ve bu satırları yazarken sadece ıhlamur içiyorum. Cristian'ın son 3 haftadır oynadığı oyununun futbola benzediği, önde bastığı ve rakip ceza sahasında gol bile aradığı gerçeği varken benim onun hakkında ki fikrim değişmiş çok mu?

Gelelim maça...
Emenike denen insan üstü forvet oyuncusu, ikinci yarının başında Yobo'yu sırtına alıp, Volkan'ın da hatasından faydalanarak farkı bire indirmeseydi eğer maçın özeti tek cümleden ibaret ve şu şekilde olacaktı; "Şu ülkede ne kadar futbol dilencisi varsa, Alex'in sahada attığı her adım için şükretsinler."
Emenike'nin çabasıyla Karabük maça ortak olunca, Aykut Kocaman hamle yapmak bendeniz de bir yeni paragraf yazmak zorunda kaldı. Orta sahayı dengelemek adına Selçuk Şahin'i oyuna alıp, Alex'i forvete, Niang'ı Marsilya'dan aşina olduğu sol çizgiye gönderdi. Emre ve Cristian dönüşümlü olarak  önde basarak Karabük savunmasını çıkarmazken, Selçuk Şahin ise orta saha çizgisi üzerinde oynayan bir süpürücü görevi üstlenince sıkışan maç rahatladı. Karabük oynar gözükmesine karşın, gol pozisyonuna giremezken, Fenerbahçe Cristian, Dia ve Semih ile yakaladığı pozisyonları değerlendiremeyince ikinci yarının galibi Karabük, maçın galibi ise Fenerbahçe oldu.

Semih'in kaçırdığı gol için söylenecek çok şey var ancak adımız hizipçiye çıkar maazallah.

Fenerbahçe 2-1 Kardemir Karabükspor

25 Ekim 2010 Pazartesi

Herkes Haddini Bilecek

Puansız seneler deste, ezeli rakibin hocası "roman", maçın hakemi de köstek olunca çiçek gibi bir maç oldu!

Yıllardır makus talihlerini değiştirmek ve tarihe geçmek için aşırı motive olarak Kadıköy'ün yolunu tutan topçu güruhu, bu sefer yazının başlığına gönderme yaparcasına kaybetmemek için sahadaydı. Maça üç çapa, üç stoper, bir bek ile başlayan ezeli rakip, savunmanın arkasına atılacak serseri topların takibi için Pino'yu, sahada serserilik yapıp maçı germek için Elano'yu, eli belinde dolaşması için ise Misimovic'i görevlendirmişti.
 
Maçın ilk yarısında Cana, Sarp ve Ayhan ile önde tekme atan Galatasaray orta sahasını geçmeyi başaran Fenerbahçeli bilekler, Lucas'a çarptı. Onu da geçmeyi başaranlar Sabri'nin altında kaldı. Kırk beş dakikada sekiz haftalık koşarak tükenen Galatasaray, ikinci yarıyla beraber çözülür derken, Karpatların Maradona'sı yanında oturttuğu son ön libero olan Barış'ı Misimovic ile değiştirerek, tekme atma direnci düşen takımına ligin bu konuda en mahir oyuncularından birini ekledi.
Lucas'a  gösterdiği sarı kartın ardından tertemiz bir "fuck off" ile ödüllendirilen hakem, ikinci yarı Alex'in bileğine bastığını gördü de Avustralyalı'nın, sarı kartını çıkaramadı cebinden ecdadına dokunmasın diye"fuck"ın ucu.

Seksenli yıllardan kalma bir futbolun oynandığı sahada; ikinci yarı tam beş oyuncu değiştirildi, kaleci Aykut her kale vuruşuna yarım dakikada konsantre olabildi, sedye sahaya girip çıkmaktan yalama oldu olmasına ancak, bedeni sahada, zihni geride kalmış hakem kazara gol olmasın diye üç dakika lütfetti maçın sonuna.

Hem Hagi'nin hem hocanın istediği oldu ve Sabri kardeş çocuklar gibi mutlu oldu...

Fenerbahçe 0-0 Galatasaray

20 Eylül 2010 Pazartesi

Dokunmayın Alex'ime

Dün akşam oynanan oyunu tek cümlenin içine sığdırmak gerekse şunu yazmak kafiydi…
Rakip Beşiktaş değil de Galatasaray olsa, ilk yarı bitmeden 3-0 olur ve en azından birkaç sarı-kırmızılı oyuncu gerilmeye müsait  yapılarından ötürü kırmızı kartla soyunma odasının yolunu tutardı.

Kontrol kilidi için kadrodaki en mahir anahtar olan Selçuk Şahin’in esame listesinin üst sıralarına tırmanması, Emre Belözoğlu’nun başına buyruk oyununu dizginlemekle kalmadı, Fenerbahçe’nin yoğun bir orta saha oyunu oynayabileceğinin istatistik kağıtlarında ki tek devrelik belgesi oldu. Kritik maçları peşi sıra kaybeden takım kontrol oyunu ile ürkekliği bıçak sırtında başarıyla dengelerken topu rakibe verdi ancak aynı rakibe gol pozisyonu vermekten imtina etti. Bileklerine atılan tekmelerden ve formasının üzerindeki ellerden nadiren kurtulduğu anlardan birinde, Senegalli golcü ağları bulunca, o ana kadar dengeli giden oyunun ibresi Fenerbahçe lehine kadranın en üstüne kadar yükseldi. Rakibin kalitesi veya milliyetini ayırt etmeksizin her birine ortalama beş net gol pozisyonu veren Beşiktaş savunmasının, ezeli rakibine farklı davranması beklenemezdi ancak henüz ilk yarıda oyunu bu kadar kalecilerinin ellerine bırakmalarını skor yazarlarının havsalası yine de alamadı.

Niang, Dia ve Alex ile yakaladığı fırsatları değerlendiremeyen Fenerbahçe, maçın skorunu gayriresmi olarak tescil etme fırsatını elinin tersiyle itip ikinci yarıya başladı. Müzmin sakat Belözoğlu’nun ayacığı  uf olduğundan Kocaman Hoca tarafından zorunlu gerçekleştirilen değişiklik işleyen sistemi devam ettirmek adına yapılmıştı. Derbinin genel psikolojisi ve mağlup takımın oyunu dengeleme azmi sebebiyle ikinci yarının ilk on beş dakikasında olması muhtemel baskı Selçuk Şahin ve Bilica’nın canhıraş mücadelesiyle püskürtüldü püskürtülmesine fakat ligdeki on sekiz takım arasında kondisyonu en düşük seviyede ki takım olan Fenerbahçe, üzerindeki baskıyı son düdüğe kadar hissetmek ve tribünde bizlere hissettirmek zorundaydı.

Kritik on beş dakika eşiğinin sonuna doğru, ani gelişen atakta Dia’nın pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Niang, ayak içi plase yerine ayağının altında topu ezince Jerez’den gelen İspanyol esintileri doldurdu stadı. Beşiktaş, pozisyon fakiri de olsa topun hakimi idi ve Fenerbahçe’nin gol yemeden bitirdiği maç yoktu. Son on beş dakikaya girilirken, hocanın Alex’i geldi. Bir tek Alex’i gelse neyse, bir de üzerine Cristian’ı gelince Fenerbahçe taraftarı elinde bez beklemeye başladı. Dia altı pastan bir kez daha auta vurunca beklenen sonun altına imzayı da attı.

Portekizli vurdu Volkan Demirel kurtardı. Futbol kahramanlarımdan biri olan Guti Hernandez’i maç boyunca iyi savunan Fenerbahçe orta sahası, Cristian’ın zahmet edip Guti’yi karşılayacağı yanılgısı içine düşünce, onun isabetli pası Bobo’nun usta işi penaltısına dönüştü, bize de elimizde bez temizlemek düştü…

Fenerbahçe 1-1 Beşiktaş
(Marco'nun Volkan'ı öldürmeye teşebbüs ettiği bu pozisyonun ardından, ülkenin en iyi hakemi! Volkan Demirel'i numara yapmaması konusunda uyardı.)

13 Eylül 2010 Pazartesi

"Gayseri ıh ıh"

Geçen sezonun sonunda yaşadığı şoktan çıkmayı başaran talimli Fenerbahçe taraftarı, yaz boyunca çubukluyla arasındaki buzları eritmek için kullandığı rakı kadehini her kaldırdığında, aşık olduğu renklerin başarısına içti. İçerken de boş durmadı, yeni sezonun planlarını yaptı.

Guiza’nın yerine hızlı, güçlü, adam eksiltebilen bir forvet yazdı listenin başına. Bir sağ açık, bir de sol açık ekledi altına. Bilica’nın yerine ayağına hakim, hamle zamanlamasından haberdar bir stoper ve eldeki iç güveysinden hallice bir ön libero alınırsa eğer bu iş tamamdı.

Maç başına kaptığı top ile dripling yaparken attığı adımlarının toplamı, nüfusta kayıtlı isimlerinden daha az olan bir sözde ön liberoyu elden çıkarmak kolay değildi elbet. Varsın kalsın, geçtiğimiz sezonun son haftalarında takımın potada kalmasına olan olumlu etkisini  aval aval bakanların bile fark ettiği Selçuk Şahin kadrodaydı ne de olsa.

Aranan forvet bulunmuş, birisi olağanüstü iki tane hızlı, genç ve yetenekli kanat oyuncusu alınmıştı. Transferin son gününe, sadece memleketinin hatırına hoş karşılanması muhtemel, çizilen portrenin sahibi stoper bile yetiştirilmişti. Avrupa sahnesini yaz bitmeden terk etmeye sebep transferlerin gecikmesi ve şanssız sakatlıklar idi. Hem belki de içimizden biri olan Kocaman Hoca’nın oyun sistemini oturtabilmesi için şans olarak bile adlandırılabilirdi…

Bu sene elimizde kocaman silgilerlerle, hem kendimizi hem de sayfaları yırta yırta temizleyeceğimiz beyaz sayfalardan bir diğeri Kayseri'de ancak altmış dakika dayanabildi.Yeni transfer Yobo sakatlanana dek pozisyon vermeyen ancak pozisyon da bulamayan takım, Yobo'nun sakatlanıp günah keçisi Selçuk'un stopere geçmesinin ardından kalesinde gördüğü iki golle önündeki maçlara bakmaya başladı hemen.

Aykut Kocaman'ın esame listesine yedek stoper yazmamasına anlam yüklemeye çalışırken hararet yapan garip taraftar ise, çok değil bir gün sonra ana muhalefet liderinin kendini seçmen listesine dahil edemediğini görünce kayışı koparıp başladı tezahürata...
"Gayseri ıh ıh ıh, Gayseri ıh ıh ıh..."

Kayserispor 2-0 Fenerbahçe

24 Ağustos 2010 Salı

Hoşgeldin Kardeş

Fenerbahçe kaybetti ancak bir kaleci daha kazandırdı Türk futboluna.
Trabzonspor 3-2 Fenerbahçe

17 Mayıs 2010 Pazartesi

...Al Bizim Canımızı

Müjdeler olsun futbol dilencileri artık zenginsiniz. Futbolunuz tertemiz, hakemleriniz delikanlı, liginiz kaliteli, hepiniz Bursalısınız. Ya Fenerbahçe şampiyon olsaydı, futbolunuz yine kirli, hakemleriniz şerefsizin önde gideni, liginiz boktan ve hepiniz Fenerbahçesiz kalacaktı. 1 puan nelere kadirmiş öğrenmiş olduk hep beraber.


Bursaspor'un o sezon takımın başına 3. teknik direktör olarak getirdiği ve 3 senelik sözleşme yaptığı Ertuğrul Sağlam, sözleşmesinin 2. senesi henüz dolmadan Türk futbol tarihine Bursaspor ile birlikte ismini yazdırdı. Ertuğrul Sağlam'ı günahım kadar sevmeme karşın, yapılan harika işin başında olan teknik adamın hakkını vermek futbol seven her beşerin boynunun borcu.

Bursaspor'un hakkını verdik diye tribündeki kardeşlerim misali aşık olduğum takımın hakkını yiyecek değilim elbet. Haftalardır finalden finale koşan takım, en son finalinin de hakkını sonuna kadar verdi. Sezonun bana soracak olursanız -ki hala okumaktaysan soranlardansın- en iyi topunu oynadı Fenerbahçe. Şenol Hoca'ya savunmaktan başka çıkar yol bırakmadı. Rakibin son adamı maçın büyük bölümünü kendi 6 pasında geçirmek zorunda kaldı. Gökhan bindirdi sağdan, Vederson ortaladı soldan, Cristian vurdu Onur'u geçti direği geçemedi, Özer vurdu Giray Kaçar siper oldu, Bilica vurdu direğin dibini gördü, Alex bile üç metreden çerçeveyi bulamadı da güzeller güzeli yengem 4 gözle beklediğim Alex oğlanı az kalsın düşürüyordu...Dedik ya, futbol garip oyun.

Hani senaryo şu idi, Fenerbahçe türlü oyunlarla şampiyon olacak ve Bursaspor gönüllerin şampiyonu kalacaktı. Ne de olsa Trabzonspor kupasını almış, duvarına da asmış yatacaktı Fenerbahçe'ye. Trabzonspor futbolun hakkını verdi, keşke hepiniz verseniz de son saniyeye kadar şampiyonluk için atsa yürekleriniz.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Şampiyon Ol Kanarya...

İki hafta öncesine dek Fenerbahçeliler dışında Fenerbahçe'nin şampiyon olacağına ihtimal veren yok iken, bugün Fenerbahçesizlerin cemil cümlesi işin bittiğini düşünüyor. Onlar bu kadar eminken, benim endişeden gözüme uyku girmiyor ve çubuklu formasıyla kaptan Alex şerefli şampiyonluk turunu atana dek uyku bana haram.

Futbol garip oyun.

Fenerbahçe 20:00 Trabzonspor

8 Şubat 2010 Pazartesi

300 Saniye = 2 Dakika

Bırakın Çengelköy eşrafından olan uzununu, turşuluk bodur olanı çıksa idi o sahaya,  dolanan beşer kadar şaşmazdı maçın içine. Daha çeyrek saat dolmadan Emre’den yediği zılgıttan adamakıllı afallayan, formadan çekmenin hak olduğuna kendini inandıran, eskiden kalma alışkanlıkla ofsayt kovalamaktan önünde olup bitenleri göremeyen bir hakem vardı sahada.
  • Bilica’yı atmadı, Bebe’yi de atamadı.   
  • Maç boyunca ateşin altına odun atmakla meşgul olan kaptan Barış’ı oyunda tutarken, Topuz’u attı.
  • Görmeyen gözlerin bile görmek zorunda olduğu, devamı gol olan pozisyon dahil 4 tane penaltıyı veremedi.
  •  Normal süreye 300 sn ilave edip, golün santrasına 60, Topuz'un kırmızı kartına 120 sn heba ettikten sonra, kazara gelebilecek bir gole mani olmak için uzattığı sürenin tamamını bile oynatamadı.
"Oyna oyna..."

Ama unuttuğu bir şey vardı; "Hıyar akçesi ile alınan eşeğin ölümü sudan olur."

31 Ocak 2010 Pazar

La La La La La La Brazil! Brazil lets go Brazil!

Fenerbahçe'nin, kadrosunda 13 yabancısı olan Lille'i elemesi halinde muhtemel rakibi olacak Liverpool'un yabancı oyuncuların sayısının tüm futbolcularına oranı yüzde 90 ve Fenerbahçe'nin sahip olduğu 25 oyuncunun Vederson dahil sadece 8 tanesi ecnebi iken , bizim takımın adı yabancılar karmasına çıkıyor canım ülkemde...

Sivas deplasmanında Türk pasaportlu, Campos dos Goytacazes doğumlu Vederson ile birlikte toplam 3 yabancıyla maça başlayan Fenerbahçe, Türk futbol tarihinin en büyük golcülerinden biri olan rahmetli Metin Oktay'ın hemşerisi Semih Şentürk ve Alves'in Tokat'tan arkadaşı Uğur Boral'ın ikişer golüne, Bafra'lı Gökhan Gönül'ün tek golünü de ekleyerek, zor bir deplasmandan 5-1'lik bir skorla dönerken; Profesör Alex, bu tabloya bilerek dahil olmadı belkide.

Dosta düşmana selam olsun...
Sivasspor 1-5 Fenerbahçe

Semih Dk.30 ve Dk. 55 (İzmir)
Uğur Dk.66 ve Dk.70 (Tokat)
Gökhan Dk.84 (Samsun)

24 Ocak 2010 Pazar

Arbeiten Arbeiten, Schnell...


Başlığın Almanca olduğuna bakmayın, Almanca bilgim gençlik yıllarından kalma muzır neşriyat ve Kemal Sunal'ın Almanya'da geçen filmlerinden ibaret. İşte o filmlerden biri olan "Gurbetçi Şaban"da, Alman ustabaşını oynayan Baykal Kent, Türk işçilere sürekli böyle seslenirdi.

Cumartesi arifesinde Fenerbahçe'yi izlerken bendeniz, 11 adet "Şaban" ve Patron Hans kostümüne bürünmüş Herr Daum'u gördüm kenarda. Adına futbol sahası demek için, binlerce ahmak şahitin gerektiği tarlada oynanan oyunun hakkını sonuna kadar veren Fenerbahçeli oyuncular, hücum sahasına geçmeleri Hakan Kutlu tarafından zinhar yasaklanmış olan bir ekip karşısında, listesine ulusal gazeteler ve kurumsal bloglardan ulaşabileceğiniz yığınla pozisyon buldular.

Bu kadar kötü bir sahada, bunca mücadele eden ve gerektiği zaman oyunu hızlandırabilen Fenerbahçe ekibi ikinci devrenin ilk maçı itibarı ile beni oldukça umutlandırdı. Antalya kupa maçında 3-1'den geri gelen takımın verdiği sinyallerin, Sivas deplasmanında artarak devam etmesi dileğiyle...

Fenerbahçe 3-1 Denizlispor

PS: Gurbetçi Şaban'ın tümüne bu linkten; http://sinema69.blogcu.com/gurbetci-saban/6692492
meşhur Yılmaz Vural sahnesine ise burdan ulaşabilirsiniz.

22 Ocak 2010 Cuma

Öp Annenin Elini


Ezeli rakibin Avrupa'da fırtına gibi estiği dönemde, babalarımızın 40 yıllık ligi olmuş idi anamızın ligi. Son on yıldır Avrupa Kupalarında , Fenerbahçe'nin hasbelkader oynadığı bir çeyrek final dışında hep babayı alırken bizler, beğenmediğimiz anamızın ligi her geçen gün değerine değer kattı.

İş öyle bir hal aldı ki, Batıya açılan penceremizin perdesi bile ters esen rüzgardan olsa gerek kapandı. Avrupa'da oynatamayacağı bir oyuncuya 6 ay için milyon dolarlar vermeyi göze aldı. Sırf anasının güzel hatrı için.

13 Aralık 2009 Pazar

Esaretin Bedeli

06.11.2004
Hürriyet Güçer diye birisi...

1999 senesinin başında Ankaraspor ile profesyonel sözleşme yaptığından beri Ankara futboluna hizmet etmeye çalışıyor. Bu sezon Ankaraspor'un başına gelen pişmiş tavuk hadisesinden sonra bir diğer Ankara ekibi Ankaragücü'ne dahil oldu. Futbol stili futbol oynatmamak üzerine kurulu, 3. dünya ülkeleri haricinde uygulanılırlığı her futbol gününde azalan adam-adama markajın yılmaz uygulayıcılarından biri.

Alex'in Türk futboluna, uzun süren iki baharın arasında yaşanan hiç bitmeyen bir yaz misali gibi hoşgeldiği 2004 sezonundan bu yana, iki oyuncundan biri sanatını, diğeri ise rakibinin bileklerinin prangası olmak için üzerine vazife edilen infaz koruma memurluğunu icra etmek adına aynı sahneye çıkıyor. Hangisi daha başarılı olmuş bu bire bir mücadelede buyrun siz karar verin...

6.11.2004 Fenerbahçe 1-0 Ankaraspor SK: Hürriyet Dk.84
18.02.2006 Ankaraspor 2-1 Fenerbahçe SK: Hürriyet Dk.69
15.10.2006 Ankaraspor 2-2 Fenerbahçe Gol: Alex Dk. 20; SK: Hürriyet Dk.41
01.04.2007 Fenerbahçe 2-1 Ankaraspor Gol: Alex Dk.44; SK: Hürriyet Dk.30
24.11.2007 Fenerbahçe 4-2 Ankaraspor Gol: Alex Dk. 3,74,76 ; SK: Hürriyet Dk.7
13.04.2009 Ankaraspor 2-2 Fenerbahçe Gol: Alex Dk.7 ; SK : Hürriyet Dk.40
13.12.2009 Fenerbahçe 3-2 Ankaragücü Gol: Alex Dk.24,60 ; SK: Hürriyet Dk. 60

İki oyuncunun karşılaştığı bu 7 mücadelenin 4'ünü Fenerbahçe kazanırken, 1'inde Ankaraspor sahadan galip ayrılmış, 2 maç ise berabere bitmiş. İki oyuncunun bireysel istatistiklerinde ise Hürriyet'in 5'ini ilk yarıda gördüğü toplam 7 sarı kart onun istikrarlı oyununun kanıtı olurken, futbol arsızı Alex ise 7 maçta hiç koşmadan attığı 8 golle futbol kanaat önderlerinin hatrını 7. göbeklerine dek sormuş.

PS: Yazının içine sığdıramadığım ama paylaşılması şart son istatistik...

Hürriyet Güçer, profesyonel olduğu 99 sezonundan bu yana 17 (on yedi) sarı kart gördüğü 2002-03 sezonu dahil hiç kırmızı kart görmemiş. Bir sezonda ortalama 12'ye yakın sarı kart gören bir oyuncunun kırmızı kart görmeden bunca sezonu tamamlanması takdir edilecek bir davranış. Bardakta iki damlacık da olsa dolu yer bulduk ya, buna şükür.