22 Kasım 2011 Salı

Üzülüyor insan...

2008 baharı ve bir iş seyahati...
Deivid, Chelsea karşısında Fenerbahçe'nin ikinci golünü atıyor ve 37 ekran televizyonla sarmaş dolaş oluyorum. Afyon'da bir otel odasında. [1]

2011 kışı ama bu sefer biraz daha uzaktayım. Akşam Trabzonspor Inter'i konuk edecek ve El Cezire'nin spor kanallarından biri sayesinde maçı izleme imkanım var ama hiç içimden gelmiyor be...Göz göre göre hakkım yeniyor.

[1] http://ucheokechukwu.blogspot.com/2008/04/afyonda-uyumad.html

20 Kasım 2011 Pazar

Cezayir notları

Şehitler Anıtı
Yüz yıllarca sömürülen, ikinci dünya savaşının ardından Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) önderliğinde Fransa'ya direnen, bağımsızlıkları için yıllarca savaşıp, yüz binlerce şehit veren bir ülke Cezayir. Ellili yılların ortalarında başlayan ve ancak 1962 senesinde bağımsızlığın kazanımıyla sonlanan bu savaşın ardından, başkent Cezayir'e (ülkenin başkentinin ismi de Cezayir) şehitlerinin anısına bu anıt yapılmış.

Simgesel değeri paha biçilmez olan bu anıtın tepesine bir kez daha bakın şimdi ne göreceksiniz. Baz istasyonu! Cezayir'i ve bu milleti özetlemek için bu kare yeter de artar...

PS: En nihayetinde ilk önceliği futbol olan bir blogdasınız. Bundan ötürü; Cezayir Kurtuluş Savaşı ile futbol ilişkisini özetleyen ve Dağhan Irak'ın Tam Saha için yazdığı Cezayir: Çöl tilkisinin dönüşü isimli makaleyi okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Şizofrenik bir yazı

Astrolojiden pek anlamam ancak Fenerbahçe ile Karabükspor arasında oynanan maçın hakemi Aytekin Durmaz’ın ikizler burcu olduğuna dair ciddi şüphelerim oluşmaya başladı. Psikolojide şizofreni olarak tanımlanan rahatsızlığın, astrolojiye geçerken yumuşamış hali olan çift karakterlilik muhterem için tanımlanmış sanki. Yoksa bir insan Alex’i atarak dik durduğunu söylediği maçta, Emre’den kaçarak neden yerin dibine girsin ki?
İkizler burcu mensuplarının bir dediğinin diğerini tutmadığına dair bir hurafe vardır ya hani…İşbu durumu örneklemek ve kendimi yalancı çıkarmamak adına, ilk paragraf ile uzaktan yakından ilgisi olmayan yeni bir konuya geçme vaktidir.
Özgürlüğüne düşkün bir taraftarın, hatim etmeden maça gitmemesi gereken Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun [1] altıncı maddesine göre; spor kulüpleri müsabakanın saha güvenliğini sağlamakla yükümlüdür ve bu yükümlülüklerini yerine getirebilmek amacıyla özel güvenlik hizmeti satın alabilirler. Spor alanlarında görev yapacak bu özel güvenlilik görevlileri ise Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunda [2] belirtilen görev ve yetkilere haizdir.
Bu yetkiler sadece maça giren insanların üstlerini aramakla sınırlı değildir. Ceza Muhakemesi Kanunun [3] 90. maddesine göre yakalama, Türk Ceza Kanunun [4] 24 ve 25. maddelerine göre ise zor kullanma hakkında sahiptir özel güvenlik görevlileri. Buraya kadar yazılan teorik bilgileri sıkılmadan (sıkılsa bile sabırla...) okuyanlar için, gelelim tribün pratiğine.

Nicedir gittiğim Fenerbahçe tribünlerine, son üç senedir eşimle birlikte gidiyorum. İletişim Yayınları'nın futbol kitapları serisine dahil olan Futbol ve Kültürü isimli derlemede (Roman Horak/Wolfgang Reiter/Tanıl Bora), Cristian Broomberger imzalı bir makale vardır. "Stadyumdaki Kent" isimli bu yazı; Marsilya maçlarını izlemek için stadyuma gelen taraftarların, oturdukları tribün, yaptıkları tezahürat, ilgi gösterdikleri oyuncu, kazanmaya ya da kaybetmeye yönelik tepkileri vs. bakımından birbirlerinden ne kadar ayrıldıklarını anlatan harika bir analizdir. Bizim ülkemizde, tribüne gelen insanların bırakın eğitim düzeyi ya da yaş aralığını tespit etmek, seyirci sayısı bile devlet sırrı iken benzer bir araştırma hayalden öte değil. Hal böyle olunca, görüş alanımda olan ya da selamlaştığım 20-30 taraftardan hareketle, bizim içinde bulunduğumuz tribünün nispeten eğitimli, neredeyse hepsi erkek ve 25-30 yaş aralığında insanlardan oluştuğunu söyleyebilirim.

Betimlemeye çalıştığım bu tribünde, sezonda ortalama beş kere kavga çıkmakta. Genelde gerilimli maçlarda, çoğunlukla sudan sebeplerle çıkan kavgalar, yüksek katılımla dakikalarca sürebiliyor. Kavga edenlerin doyuma ulaşması ya da ortaya alınan kişi yalnız ise onun bayılmasıyla nihayete eren bu arbadelerin ardından, gözaltına alınan veya tribünden çıkarılan kimseye rastlamadım henüz. Bu düzensizliği sonlandırmakla yükümlü özel güvenlik görevlileri mi?

Onlar birbirinin ardına saklanarak, kavgalara nezaret etmekle meşgul.

[1] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110414-6.htm
[2] http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1381.html
[3] http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/5271.htm
[4] http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html

1 Kasım 2011 Salı

Hakem olmasaydı?

Dün akşam sahada hakem olmasaydı, Danilo Nikolic Alex’e yaptığı faulün ardından vurulmuş gibi yere düşer miydi? Kanacak adam olmadıktan sonra niye düşsün ki…

Ya da Emre Belözoğlu, kimi şamar oğlanına çevirip de taraftarın önüne atacaktı hakem olmasaydı?

İkinci yarının hemen başını hatırlayın, Bienvenue kaleci ile karşı karşıya kaldığı an “oyna oyna” diye bağıracaktı sahadaki futbolcular, tribünlerdeki taraftarla beraber. Kural kitabında tarif edilen avantaj kuralına uyacaktı binler, hakem olmasaydı eğer. O ise beceremedi.

Mekteb-i Sultani lobisi, sekiz haftada iki hakemin kellesini aldı; bir tane de biz alalım değil derdim. Ya da 50'lilere dönelim ve de maçları yabancı hakemler yönetsin de istemiyorum.

Ütopyam şudur ki; ofsayttan başka sorumluluğu olmayacak iki tane yan hakem olsun sadece. Faul yapan oyuncu rakibinden özür dilediğinde oyun dursun, top oyun dışına çıktığında kimden çıktıysa o elini kaldırsın ve de anlaşmazlık olunca iki takım kaptanından başkası karışmasın. İnanın daha adil oynanır o zaman bu oyun.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Trabzonlu Cemil

Fenerbahçe forması ile tek bir kırmızı kart dahi görmeyen Cemil Turan, 114 gündür parmaklıklar ardında.

Göçük altında futbol

Bir önceki hafta rahmetli Çupi’nin tabiriyle; Galatasaray, Fenerbahçe ile oynamış ve son yirmi sene içinde ilk kez Kadıköy’den net bir galibiyet alarak dönmüştü. Venglos’un Fenerbahçe’si baş aşağı giderken, Feldkamp’ın Galatasaray’ı ise bu sonucun (1-4) ardından liderlik koltuğuna oturuyordu.

Sene 1993 ve ben henüz 13 yaşında idim. Büluğ çağının ortasında kendimi anlamaya çalışırken, üzerine bir de Fenerbahçe için kafa yoruyordum. Takip eden hafta rakip o sezonun yükselen değeri Kocaelispor idi ve Fenerbahçe’yi yalnız bırakmak olmazdı. Bir hafta süren ev içi lobi faaliyetlerim sonucunda önce annem dolayısıyla da babamı ikna edip, maç gününü iple çekmeye başlamıştım.

Gündüz oynanacak maç için erkenden uyanıp, öğlen olmadan evden çıkmıştım. İdealtepe’den trene binip istasyonları saymaya başlamış, Feneryolu, Kızıltoprak derken Söğütlüçeşme görünmüştü. Hızlı adımlarla stada yaklaşırken, ne yalan söyleyeyim bir gariplik olduğunun hala farkında değildim. Kabul, bir önceki hafta ezeli rakibe mağlup olan takımı izlemeye otuz bin kişi gelmezdi ama bu kalabalık da çok azdı sanki…

Gişeye iki adım kalmışken, birisi "Delikanlı maç iptal oldu." dedi. Soran gözlerle bakınca suratına, "...Özal öldü evladım, senin haberin yok mu?" diye ekledi.

17 Nisan 1993 günü dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ben yoldayken ölmüş, Başbakan Demirel'in Spor Bakanı Mehmet Ali Yılmaz'a talimatı ve TFF oluruyla tüm maçlar cenaze kaldırılana dek iptal edilmişti. Özal'ın ölümünden ziyade Fenerbahçe'yi izleyememenin hüznü, çocuk aklım ve bükük boynumla evin yolunu tutmuştum.


Dün akşam ise tarihe 23 Ekim Van depremi diye geçecek olan ve istatistik tutanların 39 Erzincan ve 99 Gölcük depremlerinin altına iliştirecekleri milli bir afet yaşandı. Bir değil yüzler öldü. Göçük altında hala hayat mücadelesi veren bir o kadar insan varken, Fenerbahçe ile Samsunspor oyun oynamak için sahaya çıktı.

Program bu kadar sıkışık ve yayıncının haklarını korumak farzken ertelenemezdi elbette. Deprem ülkesiyiz sonuçta, alışığız biz bu kayıplara. Yeter ki ligimizin marka değerine halel gelmesin!

18 Ekim 2011 Salı

Lafım size değil, tatlı su Fenerlileri...

Hep söylenir ya hani... 25 milyon taraftarı var Fenerbahçe'nin. Görelim bakalım aynı saatte iki salonu birden doldurabilecek mi o büyük taraftar.

Kızlar Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı Galatasaray'a kaybettiği gün vermiştim ben kararımı. Metris'te başkanı ziyaret ettikten sonra sözleşmesini uzatan Birsel Vardarlı için, senelerdir bu takımı sırtında taşıyan, "Böyle bir günde Fenerbahçe'yi bırakmam mümkün değil. Bu sezon da şampiyonluğun en büyük adayı biziz." diyen Nevriye Yılmaz için Caferağa'ya koşarak gideceğim yarın akşam.

Caferağa'ya gelenlerin hatırlayacağı şu tezahürat, hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.

Nevriye Yılmaz, Nevriye Yılmaz, herkes yılar, Nevriye Yılmaz.

Fenerbahçe Ülker 20:00Caja Laboral (19 Ekim Çarşamba - Abdi İpkeçi)
Fenerbahçe 20:00 CCC Polkowice (19 Ekim Çarşamba - Caferağa)

4 Ekim 2011 Salı

Aklıma takıldı...

Beşiktaş'ın Gaziantespor karşılaşmasının ileri bir tarihe ertelenmesi isteği üzerine, TFF maç günü bir açıklama metni yayınlayarak bu talebin reddedildiğini açıkladı. Gerekçeleri ise muazzam;
Görülen lüzum üzerine belirtmeliyiz ki, Beşiktaş Jimnastik Kulübü 21 Eylül 2011 tarihinde, Futbol Federasyonu'na 5. haftadaki Gaziantepspor-Beşiktaş A.Ş. karşılaşmasının 3 Ekim Pazartesi tarihinde oynanmasını özellikle talep etmiştir. Gerekli çalışmayı yapan Türkiye Futbol Federasyonu, ilgili maçın BJK'nın isteği doğrultusunda Pazartesi günü (bugün) oynanmasını kararlaştırdı. [1]
İnsan sormadan edemiyor...
  1. Beşiktaş ile kendi sahasında oynayacak olan Gaziantepspor'un konuya ilişkin fikri alındı mı? Bir İstanbul takımını hafta sonu konuk etmek varken, ilk mesai gününü tercih etti ise Gaziantep, nasıl ikna edildi?
  2. TFF, maç takvimini belirlerken spor kulüplerinin özel isteklerini dikkate alabilir mi? Eğer dikkate alabiliyorlarsa, aynı gün yayıncı kuruluşa cevaben yapılan şu açıklamanın manası nedir?
    Bahse konu ihale sonucuna istinaden karşılıklı yapılan sözleşmede, "müsabakaların yayın saatlerinin ve günlerinin birlikte belirleneceği fakat son ve nihai kararın Türkiye Futbol Federasyonu tarafından verileceği" son derece açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. [2]
  3. TFF tarafından yapılan aynı açıklamanın son paragrafında şu şekilde bahsi geçen;
    Diğer taraftan, mevcut gelişmeler ışığında yapmış olduğumuz değerlendirmeler, kulüplerimizden gelen talepler ve her gün maç oynanmasının tribün izleyicisi sayısına etkileri nedeniyle maç takviminde yeni bir düzenleme yapılması gereği doğmuştur.[2]
    bu düzenlemeye ihtiyaç olduğu, Fenerbahçe'ye Nba takımları misali 11 günde dört maç yaptırıldıktan sonra mı anlaşıldı?
  4. Siz bizlerle alay mı ediyorsunuz?
[1] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=13540
[2] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=13539

26 Eylül 2011 Pazartesi

Canım cicim aşkım

Bu aralar çok çalışıyorum. Yazmaya niyetlenmem iki günümü, planlamam üç günümü, tasarlamam ise bir üç günümü daha alıyor. İşbu gecikmenin sebebi bunlardır.

Takip eden fotoğraf bendeniz tarafından 22 Mayıs akşamı çekilmişti. Işık hızıyla kareden çıkmaya çalışan Fenerbahçesiz siluetlerin ortasında kalmış olan, benim canım cicim aşkım ve şampiyon olmanın haklı gururuyla poz vermiş.

20 Eylül akşamı ise mesaiden erken çıkıp Manisa maçı için yollara düşen kuzumdan, saat 17:43'te şu mesaj geldi; "Bana gönül koyma canım cicim aşkım, Fener'in maçı var.". O an itibarıyla nasıl mutlu olduğumu, yine yeni yeniden aşık olduğumu bilgilerinize sunarım.)

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bir taşla iki kuş


Kaderin cilvesi mi yoksa fikstürün azizliği mi bilinmez ancak geçtiğimiz sezon Fenerbahçe'nin peşine takılan Trabzonspor, bu sezon ise Galatasaray'ın ardından geliyor. Bir önceki hafta- Hafta dediysem lafın gelişi; Fenerbahçe için günaşırı, diğer takımlar için ise üç dört günde bir maç var artık play-off güzeli ligimizde.- Galatasaray karşısına çıkan ekipler, takip eden maçta Trabzon'a rakip oluyorlar.

Bu takımlardan biri olan Samsunspor, dün akşam Galatasaray karşısında kendini sınadı. Trabzonspor maçı öncesi oynanan bu 'hazırlık' maçında iyi mücadele eden kırmızı-beyazlı ekip, üçüncü Fatih Terim dönemine İBB karşısında hayal kırıklığıyla başlayan Galatasaray'dan neredeyse puan alacaktı.

Felipe Melo'nun sıra dışı golüyle ilk yarıyı önde bitiren Galatasaray karşısında beraberlik golünü bulan Samsun ekibi, önce kaleci Ahmet Şahin'in hatası ve Elmander'in düzgün vuruşuyla geriye düştü, ardından da Müftüoğlu'nun üstün gayretiyle on kişi kaldı. Ahmet Şahin'in ihraç edilmesiyle sonuçlanan penaltı pozisyonu Galatasaray'ı rahatlatırken, kalecisi ve kaptanı Ahmet Şahin'i bir sonraki maçta Trabzonspor karşısında oynatamayacak olan Samsunspor'u ise sıkınıtya düşürdü.

Şu hep bahsedilen 2000 ruhu, bu sefer bir taşla iki kuş vurmaya niyetlenmiş olabilir mi?