15 Şubat 2011 Salı

Çember Daralıyor

Kamuoyunun üzerinde hemfikir olduğu isimler vardır. Kimisi ağzıyla kuş tutsa yaranamazken, bazıları vardır ki haksızlığa uğradıkları için mecburen tepki vermişlerdir. Yoksa zinhar öyle insanlar değillerdir.

Şenol Güneş adam gibi adam, Sadri Şener ise şeker gibi bir spor insanıdır.

O zaman "buyrun burdan yakın", ve Sadri Şener'in çemberin içine dahlini kutlayın.

"Fenerbahçe Kayserispor maçı hakkında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şener, "Fenerbahçe'yi tebrik ediyorum. Kayserispor'un kalecisini de tebrik ediyorum. Vurgulu cümlelerle söylemek doğru olur. Muazzam bir kaleciymiş, esas bahsedilmesi gereken konu o, daha ikinci dakikada pes ettirdi Kayserispor'u ve daha gerisine de gerek kalmadı. " diye konuştu.

Şener, hatalı pas vererek gol yiyen Kayserispor kalecisi Volkan Babacan'ın iyi bir kaleci olmadığını iddia ederek, "Babacan iyi bir kaleci değil. Ben olsam o golü yedikten sonra işaret eder beni değiştirin derim. Maçta yaptığı birkaç tane daha hata var, ama bu tabi şans. Bize de inşallah aynı hataları yapar diye temenni ediyorum" diye konuştu.

Murathan Mungan ne güzel yazmış, ne güzel söylemiş Yeni Türkü...Benden Sadri Başkan'a, kutlama niyetine...

Şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın,
Ya dışındasındır çemberin,
Ya da içinde yer alacaksın...

6 Şubat 2011 Pazar

Güzel Takım

Son on senede dört kez şampiyonluğu kazanan, ikisinde şampiyonluğu kendi eliyle rakiplerine hediye ettiği dört ikinciliği olan Fenerbahçe'nin, bu kadar erken havlu atması olası değildi zaten. Lorant'lı 2002-2003 ve Aragones'li 2008-2009 sezonları dışında, tüm sezonlarda son haftaya dek şampiyonluk mücadelesini sürdüren sarı lacivertli ekip, içinde bulunduğumuz sezonun ikinci yarısına üç galibiyetle başlayınca, ayak oyunları erken başladı.

Ölmüş bir insanın ardından "Su testisi su yolunda kırıldı." diyebilecek kadar basiretsiz olan adam, -Biz Fenerbahçeliler, ne mal olduğunu senelerdir söylerdik de, inandıramazdık...- medya Fenerbahçeli çığırtkanlığına yine yeni yeniden soyunmuşken, rakip takım yönetenleri hakemler üzerinden hedef göstermeye başladılar bile. 
Ama şunu bilin ki, Fenerbahçe güzel takım. Biz, her sene açık ara yapmasını arzuladığımız ve canımız burnumuzda maçlar izlemek istemediğimiz için memnun olmasak da kolay kolay, takım savunması konusunda ülkenin en başarılı ve kaptanının Alex de Souza olduğu takım Fenerbahçe.

Sonuna kadar götürüp belki yine kaybedecek şampiyonluğu, varsın kaybetsin. Yeter ki son saniyeye kadar şampiyonluk için atsın yüreklerimiz.

Not: Bu bir maç analizi değildir, Meleke'den, Demirkol'dan ya da Erten'den okursunuz yarın maçı.

Manisaspor 1-3 Fenerbahçe

2 Şubat 2011 Çarşamba

Biri Barça'yı yavaşlatsın

Barcelona, La Liga’da en son puan kaybettiğinde 2011 kapıdan bile görünmemişti. Masa takvimlerinin Ekim 2010 sahifeleri henüz çevrilmişken, Nou Camp’tan 1-1’lik bir “zaferle” ayrıldı Mallorca. O maçın üzerinden 4 ay ve 15 Barça galibiyeti geçti. 57 gol atarken, kalesinde gördüğü gol sayısı sadece 6 oldu. En büyük rakibi Real Madrid’i 5-0’lık sonuçla hezimete uğratırken, Sevilla, Sociedad, Espanyol ve diğerlerini de golden mahrum etmedi. Almeria’ya ise oldukça cömert davranan Katalan ekibi, ilk 36 dakikasına 5 gol sığdırdıkları deplasmandan 8-0’lık bir skorla döndü. Gollerin üçte birini ilk 30 dakika içinde, bir o kadarını da rakip ceza sahasının içinde yaptıkları duvar paslarıyla atan Barcelona, artık çok olmaya başladı.

Barcelona severlerin ayrılıkçı, Real Madrid taraftarlarının ise faşist olarak yaftalanmaya başlandığı garip bir ülkede yaşayınca insan, söylemeye çekiniyor ancak, kabul ediyorum Real Madrid sempatizanıyım. Fernando Hierro ve Raul Gonzales tarafından zehirlendim fakat diktatör Franco’yu tanımam etmem. Taraf olduğumu da açık ettikten sonra, içinde kedi geçen “Uzanamadığın ciğere murdar dersin.” ya da “Ciğere bakar gibi seyredersin.” özlü sözlerine maruz kalacağım aşikar ama inanın hiç alakası yok.

Sonucunu önceden tahmin ettiğiniz bir mücadeleyi, sporu ne kadar severseniz sevin izlemeniz mümkün olmuyor. Barcelona maçları için kendimce bir çözüm buldum ve ilk 30 dakika içinde 2 veya daha fazla gol atarlarsa kanal değiştiriyorum. “Bekara karı boşamak kolaydır.” derler ama Katalan olsam da farklı davranmazdım. Sanırım…

1 Şubat 2011 Salı

Derbi Uluslararası Sahnede

Kadınlar Euroleague 2. tur ilk maçında, Fenerbahçe ezeli rakibi Galatasaray MP'ı 77-58 mağlup etti. Caferağa'da oynanan maça yoğun seyirci desteği ve Angel McCoughtry önderliğinde üst düzey bir savunmayla başlayan sarı lacivertli ekip 14-2 öne fırlamasına karşın, Augustus ve Hodges'in dış saha isabetlerine engel olamayınca skorda rakibine yakalandı. İlk periyodu 20-18 önde geçen Fenerbahçe, Birsel Vardarlı'nın ilk yarının son hücumunda bulduğu basketle soyunma odasına 36-33'lük avantajla giren ekip oldu.

İkinci yarının ilk 5 dakikasında rakibine sayı izni vermeyerek farkı arttıran Fenerbahçe, ısrarla topu içeri indirerek Nevriye Yılmaz ve Ivana Matovic'le pota altı basketleri bulurken; Galatasaray ise elindeki değer Sylvia Fowles'ı kullanmayı unuttu. Augustus'un el üstü atışları ve Palazoğlu Tuğba'nın 3 sayılık atışlarıyla oyunda kalmaya çalışan sarı kırmızılılar, 3. periyotta sadece 9 sayı kaydına muvaffak olurken, fark 16 sayı skor ise 58-42 olarak istatistik kağıtlarına düştü.

4. periyotla beraber son kozunu oynayan Galatasaray baş antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu'nun ön sahada pres ve ikili sıkıştırmalarla top kapma çabası, Ratgaber'in ve takımı Fenerbahçe'nin tecrübesine takıldı. Topu yere vurmadan karşı sahaya geçiren ev sahibi ekip, kolay basketler bularak farkı korudu ve maçın son dakikaları Caferağa'yı dolduran taraftarlar için kutlama anları oldu.

Serinin ikinci maçı Cuma akşamı Abdi İpekçi'de ve Galatasaray'ın ev sahipliğinde oynanacak. "Sarayın Sultanları" Sylvia Fowles'a top indirmeyi yine unutup, bütün yükü Augustus'un üstüne yüklemeye devam eder ve maçı Tuğba Palazoğlu'nun dış atışlarından medet umacak hale getirirse, seriyi Kadıköy'e taşıması mümkün ol-a-mayacaktır.

Eski dost Tammy Sutton-Brown'da maçın son bölümlerinde oyuna dahil oldu.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Olmak ya da olmamak

“Bu spor kompleksi kolay vücuda getirilmedi. Ali Sami Yen´de kiracılık yükümlülüklerini yerine getiremeyen Galatasaray yönetimi ve aynı şekilde bu arazide de tahsis şartlarını yerine getiremeyen yönetim‚ hem Ali Sami Yen hem de Seyrantepe´deki ….”

Bayram sabahına uyanmış çocuklar misali neşe içinde tribünlere koşanlar, köşelerine gayın-sin'in baş harfleri işli mendiller içinde harçlıklarını beklerken, amcanın biri çıkıp ense köklerini sarstı tüm hiddetiyle.

TOKİ Başkanı Bayraktar'ın, Galatasaray'ın yeni stadının açılışında söyledikleri; amiyane tabirle kavgada bile söylenmez. Hal böyle iken etten kemikten insanların tepki göstermemesi saçma olurdu, ama...

...Eğer tepki siyasi iradeye, onun başındaki adama, sporun alet edildiği türlü oyunlara ise, onu geçiniz. Madem tepkiniz var idi, orada olmayacaktınız, yok eğer aldınız kabul ettiniz, sindirdiyseniz durumu, tez zamanda el etek öpmeyi 'öğrenedur'acaksınız.

14 Ocak 2011 Cuma

Tekzip (Kendime)

Futbolun basmakalıp terimler sözlüğüne, seksenli yılların sonuna doğru Mustafa Denizli’nin “Kazanma şansımız yüzde 51.” cümlesi ile giriş yapıp, doksanlı yılların sonunda Fatih Terim marifetiyle “İnanırsak yenemeyeceğimiz rakip yok!” manasızlığına sürüklenen vecizelere, Yeni Malatya takvimiyle 13 Ocak 2011 tarihinde mağlup olduğumun ilanıdır.

İnandık kazandık diyenlere, hep sormak istemişimdir. Siz inandınız da, rakipler inançsız mıydı?
Hele maç berabere biterse tam muamma. Kim kafir, kim mümin çöz çözebilirsen diye dalga geçerdim utanmadan. Artık arındım, ben de inanca inananlardanım bundan sonra. Sorgusuz sualsiz…

Rakibini ısıran -Mecaz değil,vaka- Vedat İnceefe’nin çalıştırdığı, 2. Lig bilmem ne grubu takımı Yeni Malatyaspor karşısında mağlup olan inançsızlar güruhunu izledikten ve hala bu maçın üzerine teknik-taktik yorumlardan medet umanları dinledikten sonra gel de inanma.

4 Ocak 2011 Salı

Maça gittim tribün dolmuş...(Fani Madida'nın kulakları çınlasın)

Maç olsa da gitsek ile, futboldan attığım pasın hakkını vermek ve maç istatistiklerine bir asistle dahil olmak için, işbu yazı elzemdir.

Gerçi işten çıkıp maça gücün (ancak) yetişebilmemden ötürü üzerimde lisanslı Fenerbahçe ürünü bulunmaması, aidiyetimin belgesi olan Fenerbahçe kartımı evde unutmam, biletim deplasman tribününden olmasına karşın ağırlık merkezimi Fenerbahçe tribününe yerleştirmem ve ıslık çalmayı beceremediğimden rakip hücümlarında "yuuuh" diye bağırdığım ortaya çıkarsa, Efes Pilsen maç tekrarı isteyebilir ya...

Varsın istesinler, bir kez daha yeneriz.

Fenerbahçe Ülker 81-72 Efes Pilsen

PS: Planladığım yazının öznesi pek tabi Jasikevičius olacak, hikayesi ise yanımda oturan zihinsel özürlü Fenerbahçeli abi ve ayakları öpülesi annesi üzerine kurulacaktı. Efes Pilsen'in, bu sefer maç tekrarı için kullandığı şark kurnazlığına keşke denk gelmeseydim.

Top 16 Grupları

Ben beceremedim, çekilmişine buyrun.


3 Ocak 2011 Pazartesi

Barselona yolcuları (Top 16)

Fenerbahçe Ülker Genç Erkek Basketbol Takımı, Roma'da oynadığı eleme maçları sonucunda, Barselona'da düzenlenecek "Final Four"'da mücadele etme hakkını abilerinden önce kazandı. Evsahibi Roma'nın takımı Lottomatico ile aynı grupta oynayıp, eleme maçında ise bir başka İtalyan ekibi Montepaschi  Siena ile karşılaşan gençler, futbolcu kardeşlerinin aksine dayak yemeden evlerine dönerek, önemli bir başarının da sahibi oldular.

Davulumuzu zurnamızı anlamayanlar için çaldıktan sonra, gelelim yarın çekilecek olan "Top 16" gruplarına. Çekilecek dediysem lafın gelişi...Bir önceki aşamada aynı grupta oynayan takımların, zinhar bir araya gelemeyeceği ve mümkünse aynı ülke takımlarının da karşılaşmasının istenmediği statüye göre, çok fazla alternatif kalmıyor aslında.

Benim becerebildiğim kadarıyla, muhtemel grup eşleşmeleri (Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen için) şudur;

Grup X: Panathinaikos - Fenerbahçe Ülker - Unicaja - Partizan
Grup Y: Olympiacos - Caja Laboral - Efes Pilsen - L.Rytas

Maç olsa da gitsek...


Süper Lig'de 2010-2011 sezonunun ikinci yarısı 21 Ocak 2011’de başlayacak. Anadolu’nun akıncı beylerinin palazlanıp, İstanbul futbol surlarına sancaklarını dikmeye başladığı son senelerde, bunca değişime –Gelişimden ziyade, değişim daha gerçekçi sanki.- karşın; Avrupa liglerine bakıldığında, hala en uzun süreli devre arası tatillerinden birine sahibiz.

2005-2006 sezonunda verilen 47 günlük ara ile karşılaştırılınca, 32 güne gerileyen futbol uykumuz, aşık atmaya çalıştığımız liglere göre yine de çok derin. Futbolun beşiği olarak bilinen İngiltere’de ‘devre arası tatili’ diye bir kavram yok. Hıristiyanlarca kutsal sayılan Noel günü 24 Aralık'ta dinlenen İngiliz futbolu, bunun dışında dur durak bilmeden mücadele ediyor. İtalya, Almanya, Fransa, Portekiz ve İspanya’da liglere ortalama üç hafta ara verilirken, bir tek Hollanda bizim gibi “sefa pezevengi”.

Spor sevgisi konusunda pek seçici olmayan bendeniz, futbola verilen uzun arada, canlı maç izleme keyfimi salon sporlarına yönlendirerek özlem gideriyorum. Darısı futboldan başka branş olmadığını sananların başına.

Fenerbahçe Ülker 20:00 Efes Pilsen