10 Nisan 2010 Cumartesi

Ben Fenerbahçeyim

Aklımdan geçenlerin günlüğünü tutmaya başladığım vakit, aynı aklımın ucundan dahi geçemeyen taraftar profilleri ile karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. 

Futbolda şampiyon olunan yıllarda "Fenerbahçe'li", şampiyonluktan uzak kalınan sezonlarda kimsesiz, voleybol kızlarda Eczacıbaşı'lı, erkeklerde Arkas'lı, genç takım seviyesinde Güneş Sigorta'lı, basketbol erkeklerde Efes Pilsen'li, bayanlarda Botaş'lı, tekerlik sandalyede Galatasaray'lı olan, taraf olmanın mantığını idrak edememiş taraftarlar gördüm.

İşte o taraftarlar son yıllarda Fenerbahçe'nin her branşta başa güreşmesinden muzdarip iken bendeniz misali masa tenisinden, yelkene çubuklunun kazandığı her madalyada gözleri dolan aklıevveller tarifsiz bir mutluluk içindeler.

Spor tarihinin lokomotifi olan futbol, basketbol ve voleybol  branşlarının hepsinde birden, kızlı erkekli olarak kazanılması muhtemel şampiyonluklara birer adım kalmışken ben mutlu olmayayım da onlar mı olsun?...

4 Nisan 2010 Pazar

Vay Anasını Sinkaf !

Haftasonu çalışmak zorunda kalan zavallı kardeşiniz, Pazar öğleden sonra 16:30'da ofisten çıkıp stadın yolunu tuttu. Onca yorgunluğa karşın Fenerbahçe'ye kavuşma özlemi Herr Daum'un rejenerasyon idmanları gibi geldi yorgun bedenime. Derbi galibiyetinin ardından yer gök sarı lacivert olmuştu Kadıköy'de. Merdiven boşlukları dahil ağzına kadar dolu olduğunu söylersem eğer stadın siz yine de inanmayın. Şu sıralar her türlü bahaneden yararlanılıp ceza verilebilir takıma. Bir Fenerbahçeli blogger olarak bu sorumluluğu ben kesinkez alamam.

Alex oynamaya, Yıldırımlar'dan Yunus ise oynatmamaya çıkmıştı sahaya. Yıldırım'ın gücü Alex önderliğindeki Fenerbahçe'ye yetmeyince maçın ikinci yarısının başıyla beraber gayri resmi skor tescillenmiş oldu ve benim için Kayserispor maçı nihayete erdi.

Sıra kızlarda idi. İlk 2 setin kaybedildiğinden haberdar, koridora koştum. 2-1 olursa eğer maçın son sete taşınacağını hissediyor, belki de çok istediğimden öyle sanıyordum. Futbol takımının sahada verdiği mücadeleden tatmin olmuş 100 küsür Fenerbahçe aşığı, koridorda televizyonlar önünde kümelenip kızlara göndermeye başladık bütün sevgimizi. Aşkımız 2-2'ye getirmeye yetsede maçı, şampiyonluk için nefesimiz yetmedi.

Hüzün, sevinç, gurur kolkola girmişken zihnimde baba yadigarı Milliyet'in internet sitesine baktım, bakmaz olaydım. Öfke hepsine baskın artık. 

Bu manşeti atan kardeş gelsin bulsun beni, kınasını kendi ellerimle yakmayanın ağzına sinkaf...

Hep İnandık

Fenerbahçe 2-0 Kayserispor

31 Mart 2010 Çarşamba

Küçük Kuzu Fenerli Oldu

2002 Kasım'ında Fenerbahçe Atina deplasmanında Panathinaikos karşısına çıktığı akşam, küçük kuzu henüz bir seneyi devretmemişti çubuklu tulumu içinde. Amcası ise eşek kadar olmasına karşın, hayattan alacağı 7-8 senelik ders eksiği ve Fenerbahçe tutkusundan ötürü bebekten beterdi. Maçın ilk yarım saati dolmadan, turun ilk maçında yediği gole nazire yaparcasına iki tane daha buyur edince Rüştü Reçber, kuzunun amcasının yitirilmesi kuvvetle muhtemel kontrolü uçtu gitti.

En az onun kadar Fenerli olan abisi tarafından uyarılmasının üzerinden 5 dk geçmeden,Tuncay Şanlı'nın tabelayı 2-1 yapan golü gelince bağırdı avazı çıktığınca unutup uyuyan meleği. Abisiyle küslük nedir bilmeyen küçük kardeş, densizliğinden ötürü maç sonuna dek dargın kaldı abisiyle. Fenerbahçe yüzünden...
2005 Nisan'ında sarı ile lacivertin aşkına ilk kez tribünde tanık oldu. Fenerbahçe, Pancu'nun kaleye geçtiği harika maçta Beşiktaş'a mağlup olurken uyuya kalacak kadar küçük ama "sarı lacivert şampiyon FENER!" diyecek kadar büyüktü artık.

Bu Pazar Fenerbahçe Samiyen deplasmanında arz-ı endam ettiğinde, bizim ufaklık 100. yıl formasının altın sarısı tarafı üzerinde, yalancı pehlivan misali evde dolanmakta idi. Fenerbahçelilik genlerinde olmasına karşın, son zamanlarda voleybola merak saran küçük kuzunun derbiden ziyade 'Selana' muadili abuk bir çocuk dizisini tercih etmesini beklerken amcası, o formasının çubuklu tarafını çevirerek ilk işareti verdi. Maçın sonuna dek, gözünü kırpmadan, 90'dan geriye saydı. Bizle beraber heyecanlandı, golle beraber gözlerinin içi güldü. Küçük kuzu Fenerli oldu.

25 Mart 2010 Perşembe

Müsabaka Sonunda Arkasına Skor Yazmayı Unutmayın

Eskiden maç biletlerinin köşesinde "Müsabaka Sonuna Kadar Saklanacak" yazardı. Ben ise belki sağlamcı memur zihniyetimden, kuvvetle muhtemel aklıevvel taraftarlık halimden arkasına maç skorunu yazdığım o kağıt parçalarını atmaya kıyamam.

Elbet bazıları özel de olsa diğerlerinden, her birinin kendine has hikayesi var...

Şeytan Rıdvan'ı tribünde izleme şansına eriştiğim ilk maç, KDV dahil 60.000 liralık Sarıyer bileti. Uche'nin Fenerbahçe'nin  lig tarihindeki 2000. golünü, 90. dakikaya bıraktığı Fenerbahçe-Trabzonspor maçı. Noluyor ya diyemeden Galatasaraylı kardeşler, yarım saatte 3 olan, sonucu 0-4 ile tescillenen Sinyor Terim'e hoşgeldin maçı. Galli gayrimüslimin Ulubatlı payesine kavuştuğu, meşhur Türkiye Kupası finali. Ve de hatta arkasında 0-2 yazan bir sinema bileti. Gidilemeyen Galatasaray maçının uğursuzluk getirmesi ihtimalini bertaraf etmek adına maç saatine denk getirilen ancak ters tepen bir John Woo filmi, Broken Arrow. 

Sakın umutlanmayın ama sarının yanındaki kırmızılar, sinemaya gitmek hatasına bir kez daha düşmedim.

21 Mart 2010 Pazar

Yaşasın

Fenerbahçe Acıbadem ile Galatasaray arasında 16 Mart akşamı oynanan bayanlar Türkiye Kupası çeyrek final maçında kazanılan set ardından Galatasaray taraftar forumunda yaşanan benzersiz sevinç.

Kol Kola

Trabzonspor 1-0 Galatasaray

Uçmayanın...

Maçın kritiği heryerde. Fenerbahçe, maçı gol pozisyonuna girmeden tamamladı. Yığınla gol pozisyonuna girip değerlendiremezken, rakibin ilk ziyaretinde ağları bulduğu maçlardansa benim taraftar olarak elbet tercih ettiğim bir durum 1-0'da olsa galibiyet.

Guiza'nın jeneriklik golü harici maçtan hatırımda kalan tek hadise ise açık kaldığı 10 saniye içinde fotoğraflanması başarılan bu pankart. İçinde ne küfür ne hakaret olan pankarta polisin tepkisi sert oldu ve hangi akla hizmet zorla kapattırıldı.

"Hepiniz Fahişe Evladısınız" yazan pankartları açık tutan kolluk kuvvetti, 4. Murat kadar hoşgörü ile yaklaşamadı uçmak eylemine.

Vakti zamanında Hezarfen'de Galata kulesinden kanatlanmıştı halbuki...
Fenerbahçe 1-0 Gaziantepspor

18 Mart 2010 Perşembe

Semih Diye Biri

Rahmetli Kazım Kanat kadar takıntılı olmamakla beraber, futbolculara sadece isimleriyle hitap edilmesi oldum olası bana da ilginç gelmiştir. Aklımdan geçenleri yazar olduğumdan bu yana, yaşının niceliğine, kalıbının niteliğine bakmadan spor yapan insanların atasından yadigar soyadlarını ilave etmekten imtina etmedim.

Ama bahsettiğim Semih ise, nam-ı diğer "genç" Semih, ya da bana sorarsanız golcü, işte o zaman soyadını ekleme gereğini duymadım hiçbir zaman. Sanmayın üzerine yapışan genç sıfatından ektilendiğimi. Yakın hissettiğimden sadece. Kardeşim gibi, benim kadar Fenerbahçeli, tribünde çubuklu için çarpan kalbimin muadili sahada onun bedeninde...

Sayın Şentürk,

İşte bu sebepten kırma benim kalbimi. Gideceksen yolun açık olsun. Ardından en azından benden kötü söz işitmeyeceğine emin ol. Ben hala seviyorum Marco'yu ( ismi yetti onun da farkındaysan) , Şanlı'yı, inanmazsın ama Nobre'yi.

Beşer doğanın gereği kırılıp gücenebilirsin başkanına, hocana ya da takım arkadaşlarına. Ama sahaya çıktığın vakit, eğer o formanın hakkını vermezsen, ve Belözoğlu'nun üzerine kendi ellerinle giydirirsen hint kumaşını, varsa eğer üzerinde birazcık hakkım...
Yine de helal olsun.