28 Şubat 2015 Cumartesi

Stadyumdaki Ülke

İletişim Yayınları'nın futbol kitapları serisine dahil olan Futbol ve Kültürü isimli derlemede (Roman Horak/Wolfgang Reiter/Tanıl Bora), Cristian Broomberger imzalı bir makale vardır. "Stadyumdaki Kent" isimli bu yazı; Marsilya maçlarını izlemek için stadyuma gelen taraftarların, oturdukları tribün, yaptıkları tezahürat, ilgi gösterdikleri oyuncu, kazanmaya ya da kaybetmeye yönelik tepkileri vs. bakımından birbirlerinden ne kadar ayrıldıklarını anlatan harika bir analizdir. Bizim ülkemizde, tribüne gelen insanların bırakın eğitim düzeyi ya da yaş aralığını tespit etmek, seyirci sayısı bile devlet sırrı iken benzer bir araştırma hayalden öte belki ancak yine de Fenerbahçe için benzer bir çalışmayı yapmak istiyordum nicedir.

Kitaplığımdaki futbol rafının sakini 22 kitap, yeri geldikçe teşekkür ederek kullanacağım  1 tane makale, 2 adet doktora ve 1 adet yüksek lisans tezi literatür taramasının meyveleri, futbol deyişiyle atılan en güzel golleri olarak kayda geçti.

Sıra rakamlara gelince tıkanıp kaldım. Binlerce kombine kart sahibi taraftarın yedi ceddi bir excell sayfası uzağımda olmasına karşın, bunlara ulaşmak imkansızdı. Hal böyle olunca bu açığı anket yaparak kapatmak elzem oldu.

Araştırma evrenini tanımlarken biraz istatistik karıştırdım. Bu sezon için iyimser bir tahmin olarak 25.000 ortalama taraftarı temsil edebilmek için, 600 civarında bir örneklem sayısı, %95 güven aralığında yeterli sonucu veriyor, 1000 örneklem ise yetip de artıyordu.


Anket soruları https://kwiksurveys.com/sitesine yüklendi ve  Bozkurt Abi (https://twitter.com/_bky)  sağolsun,  çoğunlukla twitter vasıtasıyla katılımcılara ulaştırıldı. Anketi her bir katılımcının bir defa doldurabilmesi için ilgili anket sitesinde ayarlamalar yapıldı. 7 günlük bir sürenin sonunda yapılan incelemede toplam 650 taraftarın anketi doldurmuş olduğu görüldü. Tüm sorulara yanıt vermeyen 11 örneklem ihmal edilerek 639 taraftarın desteğiyle Sarı - Lacivert - Şampiyon - Fener sonucuna ulaşıldı.

1990 yılında sosyolog Can Kozanoğlu’nun yayınladığı “Bu Maçı Alıcaz: Türkiye’de Futbol” kitabı, futbol alanında Türkiye’de yayınlanan ilk kitaptır. Bu muazzam kitabın, Kim kimi tutuyor? başlığı altında bu eksiklikten şu şekilde bahsetmişti:

“O halde, her takımın ayrıntılı taraftar profili hemen hemen aynıdır (mı?)... Onu da söylemek zor. Birileri çıkıp bu konuda çok ciddi, geniş kapsamlı ve örneklemesi özenle yapılmış bir araştırma düzenleyene kadar, ne söylense soyut kaçacak galiba. Ama gazeteler için üç günde yapılan, sonuçları da birbirini pek tutmayan “taraftar oranı” araştırmaları gibi değil, doğru dürüst bir profil araştırması...”

Peşin olarak söylemem gereken; benim yaptığım çalışma büyük bir iyi niyetle yapılmasına karşın, bahsi geçen doğru dürüst profil araştırması maalesef olamadı. Profili ortaya koymak için sorulması gereken çok daha fazla soru varken, tribün özelinde sadece yaş aralıkları, eğitim durumu ve cinsiyet sorgulandı. Fenerium ve Maraton tribünleri alt ve üst diye ikiye ayırılmayarak bir hata daha yapıldı.

Meslek, medeni durum, maça gitme sıklığı, bir taraftar grubuna dahil olup olunmadığı, siyasi eğilim, maç izleme ritüelleri, en beğenilen futbolcular, ikamet edilen semt, tercih edilen oyun tarzı, en sevilmeyen takım soruları da keşke olsaydı dememek ya da en azından bu eksiklikleri daha az hissetmek için bu soruların da cevapları aranan akademik çalışmalardan yararlanıldı.

Gelelim bulgulara:
  •         Stadyumun erkek egemen bir alan olduğu ve en sevilmeyen takımın hangisi olduğu anket gerektirmeyen ve cevabı bilinen sorular aslında.
    Değerlendirmeye alınan katılımcıların % 93’ünü erkekler, %7’sini ise kadınlar oluşturmaktadır.
    En fazla kadın seyirci %10 ile Fenerium tribününde varken, en az kadın seyirci oranına ise %3 ile Okul Açık’ta rastlanmıştır.

2008 senesinde Erden M. Or tarafından yapılan “Spor Kulüplerinde Taraftar Memnuniyeti: Üç Büyük Spor Kulübüne İlişkin Bir Araştırma” isimli doktora tezinde benzer yöntemle yapılan ve 5742 katılımcıyla gerçekleştirilen anket sonucuna göre İstanbul’un 3 büyüklerinde rastlanan kadın seyirci oranı %6,4 olarak tespit edilmiştir.

Bu araştırmanın tetikçisi olan Christian Bromberger’in Marsilya tribünleri için yaptığı araştırmada ise seyircilerin %85’i erkektir.

2000 senesinde Özden Taşgın’ın yüksek lisans tezi olarak hazırladığı “Fenerbahçe Futbol Seyircisinin Sosya-Ekonomik Profili” adındaki çalışma ise 1998-99 sezonu ikinci yarısında oynanan Fenerbahçe-Altay müsabakası sırasında tribündeki seyircilerle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Toplam 292 seyirciye sorulan ilginç sorulardan biri en sevmedikleri takım olmuş ve bu soruya %81 oranında beklenen cevap Galatasaray verilirken, asıl şaşırtıcı sonuç bir diğer ezeli rakip Beşiktaş’ın sevilmeme oranının sadece %3,4 olmasıdır.
  • Anketimize katılıp soruların tamamını dolduran katılımcıların yaş gruplarına göre dağılımı incelendiğinde “25-35 yaş” arasındaki katılımcıların % 36 ile en büyük paya sahip olduğu görülmektedir. Sonrasında % 29 ile “35-45 yaş”, %20 ile “18-25” ve % 15 ile “45 ve üzeri” yaş grupları gelmektedir.

    Tribün özelinde incelendiğinde ise en genç seyirci profili Okul Açık’ta iken, en “yaşlı” seyirci ise Maraton’da toplanmıştır.


Özden Taşgın’ın araştırmasında “25-35 yaş” arasındaki katılımcılar % 33 ile bir kez daha en büyük paya sahipken, Erden Or’un araştırmasında “21-31” yaş arası katılımcılar % 54 ile başı çekmektedir.

Bir başka doktora tezi olan ve Özgür Dirim Özkan tarafından gerçekleştirilen “SARAYBOSNA’DA FUTBOL TARAFTARLIĞI VE KİMLİK FARKLILAŞMASI:SARAJEVO VE ŽELJEZNİČA TARAFTARLARI” isimli çalışmada ortaya konan bulgular şunlardır:

“Araştırmada değerlendirmeye aldığım anketlere katılan taraftarların yaş ortalaması 27,9’dur…Taraftarların %57’si 25 yaşın altındadır. Gerek Türkiye’deki, gerek alan araştırmam sırasında Bosna-Hersek’teki, gerekse de farklı nedenlerle farklı zamanlarda futbol maçı izleme şansı bulduğum Almanya, Polonya, Sırbistan, Makedonya, Danimarka ve Hırvatistan gibi ülkelerde yaptığım gözlemler taraftarlar için 26 yaşın önemli bir eşik anlamına geldiğini göstermektedir. Türkiye Devlet İstatistik Kurumu’nun 26 Haziran 2009 tarihinde yayınladığı raporda, 2008 yılında evlenen erkeklerin ortalama yaşının 26,2 olduğu açıklanmaktadır. Türk futbol taraftarları arasında yaygın olan “Taraftarın cenaze namazı nikâh masasında kılınır” 1 sözünde ifadesini bulan medeni durumla taraftarlık arasındaki dolaysız ilişki farklı ülkelerde de benzer bir durum sergilemektedir. Taraftarlardaki evlenme oranıyla maçları takip etme oranının ters orantıda olması bu bölümde ayrıca ele alınacaktır. Evlenen taraftarların edindikleri yeni sorumluluklar bekârken sıkça tekrarladıkları bazı etkinliklere daha az vakit
ayırmalarını beraberinde getirmektedir. Futbol maçlarını izlemek için stadyuma gitmek de bu etkinliklerin başında gelmektedir.”
  • Katılımcıların eğitim durumlarına bakıldığında %69’luk en büyük dilimin lisans ve ön lisans mezunlarına ait olduğu görülmektedir. Eğitim düzeyi en yüksek tribün %24 oranında yüksek lisans ve doktora mezunu taraftara rastlanan Fenerium iken, lise ve ilköğretim mezunlarının yine %24 oranıyla en fazla rastlandığı tribün ise Migros olmuştur.





Özden Taşgın’ın çalışmasında da tribün ve eğitim düzeyi çapraz olarak eşleştirilmiş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada kapalı olarak adlandırılan, şimdilerde  Fenerium diye isimlendirilen tribündeki taraftarların %60’ı üniversite mezunudur.

Erden Or’un üç büyükleri kapsayan çalışmasında üniversite mezunlarının oranı %59,4 iken, yüksek lisans ve doktora yapanlarının toplamının oranı %7 olarak tespit edilmiştir.

Dirim’in iki Bosna Hersek takımı için yaptığı çalışmada ise % 46 oranında üniversite mezunu tespit edilmiştir.

Tüm bu çalışmalar karşılaştırıldığında Türk seyircisinin Bosna Hersek taraftarından daha eğitimli olduğu sonucuna varılabilir. 

  • Tribünde maç izleyen kadın taraftarlar en çok %36 oranı ile Fenerium’a giderken, en az %11 oranda Türk Telekom’a (Okul Açık) konuk olmaktalar.


Sonuç:

"Yaşam hakkında önemli ve gerçek her şeyi, ben futbol sahalarında ve stadyumlarda öğrendim." diyen Albert Camus kadar iddialı olamasam da  Yalçın Doğan'ın kitleleşen sporun insan yaşamına yön veren temel kurumlardan biri olduğu fikrine katılmamak olası değil.

Futbolun sahnelendiği yer olan stadyum ise sevinç ve üzüntünün beraberce yaşandığı, belirgin farklılıkların eridiği bir kap, dudaklarımızı kemirdiğimiz sırada "gool" diye bağırıp hiç tanımadığımız bir yabancıya sarıldığımız, görüşleri ve inançlarıyla hiç uyuşmadığınız bir insanla kol kola girebildiğiniz, bunun karşısında ; deplasman tribününde, aynı dava, aynı amaçlar uğruna belki birlikte ölüme bile gidebileceğiniz insana yada insanlara düşman kesilebildiğiniz yerdir.

Ehrenberg’in deyimiyle "demokrasi ütopyasının ete kemiğe büründüğü", Marksist bakış açısına göre ise kitlelerin afyonu olan futbolun, Franco'nun tabiriyle uyutulduğu uyku tulumudur sdadyum. 

Demokrasi ve ifade özgürlüğü özürlü ülkemizde, pasolig saçmalığı sebebiyle uzak kaldığım ancak rüyalarıma giren yerdir stadyum.

Temdit Penaltısı: 

Can Kozanoğlu'nun bir özlü sözüyle stadyumun ışıkları sönsün.

“Yuh ulan be, ne buluyorsun bu Fener’de, baska takım mı yok?” (Sana ne lan!)"


KAYNAKÇA

Broomberger “Stadyumdaki Kent”
Gürel, Akkoç "Stadyum; Benzerlikler, Koşutluklar ve İzdüşümler"
Taşgın "Fenerbahçe Futbol Seyircisin Sosyo-Ekonomik Profili"
Or "Spor Kulüplerinde Taraftar Memnuniyeti: Üç Büyük Spor Kulübüne İlişkin Bir Araştırma"
Özkan "Saraybosna'da Futbol Taraftarlığı ve Kimlik Farklılaşması: Sarajevo ve Zeljeznicar Taraftarları"
Kozanoğlu "Bu Maçı Alıcaz: Türkiye'de Futbol"