29 Aralık 2009 Salı

"Ne İdiği Belirsiz Bir Adam"

Tolunay Kafkas ile ilgili dilimin ucuna gelenlerin azıcığını daha önce paylaşmış idim…

Her yeni söylemiyle zihnimdeki yerini sağlamlaştıran bu saygın teknik adam, Federasyon’un “UEFA Pro-Lisans Güncelleme Kursu” adı altında Antalya’da düzenlediği, ancak katılan hocalar tarafından Milli Takım teknik direktörlüğü aday adaylarının katıldığı bir yarışmaya dönüştürülen kampta 3,5 gündür.

Pazar akşamı bu hocalardan bazıları Güntekin Onay ve Rıdvan Dilmen’in NtvSpor’da konukları oldu. Körler sağırlar birbirini ağırlar mizansenin sahneye konulduğu programda laf döndü dolaştı Rıza Çalımbay ile Youla arasında yaşanan soruna geldi. Çok okuduğu için çok bilen adam Tolunay Kafkas, Youla’nın bu davranışından sonra Türkiye’de hiçbir kulüpte oynamaması gerektiğini vurgulamak adına “…ne idiği belirsiz bu adama Türkiye’de hiçbir takımın forma vermemesi gerekir…” dedi.

Tolunay Hoca ya pek sözlük karıştırmıyor ya da sahip olduğu teknik direktörlük ehliyetinin bir futbolcuya “soyu sopu belirsiz” deme hakkını ona verdiğini sanıyor.

25 Aralık 2009 Cuma

Şerefe

Harfler denen işaratleri öğrenip, sesleri yazıda göstermeyi becerir olduğumdan bu yana okuyorum. Son bir iki senedir, okuduklarımı birleştirip utanmadan yazmaya bile başladım. Çokca futbol yazma çabam, son zamanlarda bolca futbol merkezli kitap edinmeme sebep oldu. Kütüphanenin, komodinin hatta çamaşır makinesinin üzerini işgal eden bunca kitap, hele futbol ile alakalı olduğundan sonunda biricik kuzuma isyan bayrağını açtırdı ve...

"Ay bayılacağım artık futbol kitabı görmekten, ikimizin de okuyabileceği kitaplar alsan diyorum artık!..." dedi.

Yazıyorumya hani, bunu da yazdım bir kenara ve ilk kitapçı ziyaretimde kaptım getirdim Aydın Boysan'ın rakı içme el kitabını. Madem öyle o zaman "Şerefe".
Hafta başından beri Aydın Boysan'ın tabiriyle "demcilik" denen yabana atılmayacak işin inceliklerini öğreniyorum. Her gece kitabı elime aldığımda rakı içesim geldi de ancak bugün öğrendiklerimi uygulayabilmek kısmet olabildi. Şirketin Noel niyetine düzenlediği yılbaşı resepsiyonu sıkkın, bıkkın bir ortam olmasının yanı sıra rakı içene hoş bakılmayan ilginç bir yer olsa da elim şarap kadehine gidemedi.

İslam Çupi'nin ruhuna, Aydın Boysan'ın sağlığına...Bu gece şerefe.

PS:"Rakıya buz atmak caiz değildir. Ağza alınacak rakıya katılacak tek dünya malzemesi sudur, su... Karışım nasıl yapılacak, onun da raconu aşağıda anlatıldığı gibidir."

24 Aralık 2009 Perşembe

Kurt, neden ot yemez?

Cevap Musahipzade Celal Sahnesinde. Harika bir kara mizah, muhteşem bir sahne tasarımı. Tiyatro sevmeyenlere sevdirecek bir oyun. Benden size tavsiye...

23 Aralık 2009 Çarşamba

Fenerbahçe Spor Kulübü Sunar

3 saat içinde, 3 farklı branşta, biri ezeli rakip karşısında alınan 3 galibiyet. Kıçınızı kaşıyın güzel kardeşlerim...

Galatasaray 0 - 3 Fenerbahçe Acıbadem (Teledünya Türkiye Kupası)
Fenerbahçe 3-0 Altay ( Ziraat Türkiye Kupası)
Türk Telekom 68- 70 Fenerbahçe Ülker (Beko Basketbol Ligi)

22 Aralık 2009 Salı

Ver Lefter'e, yaz deftere!


Ordinaryüs bugün 85 yaşına girmiş. Allah uzun ömürler versin.

"Tribünler inledi binlerce kere
ver Leftere yaz deftere
bitti kalem, doldu defter
bu alemde kral Lefter"

21 Aralık 2009 Pazartesi

Amerikan Futbolu Olmuş Korumalı Futbol

Geçenlerde Fb Tv'de spor haberlerini izlerken denk geldim. Nfl'den maç sonuçları verilirken ilginç bir skor işittim. Acaba yanlış mı duydum diye kafayı kaldırıp bakınca gözümle gördüm...

Pittsburgh 2-1 Cleveland

"Touchdown'a" 6 puan veriyor Amerikalılar. Touchdown'ın ardından kullanılan "field goal" ayakla vurularak havada duran kalenin içinden geçirilirse 1, pas yaparak çizgi geçilirse ekstra 2 puan olarak 6'nın üzerine eklenir. Touchdown becerilemeden 4. hakka gelinmiş ise field gol dener genelde hücum eden takım ve başarılı olunursa 3 puan kazanılır. Pek nadir görünen son ihtimal, hücum eden takımın oyuncusu top onda iken kendi kale sahası içinde savunma yapan takımın insan azmanlarından biri tarafından indirildiği takdirde oluşur ve savunma takımının hanesine 2 puan olarak yazılır.

Bir Amerikan Futbolu maçının 2-1 bitmesinin imkan ihtimali varsa biri bana anlatsın lütfen.

PS: Türkiye'de Amerikan futbolu, beyzbol, softbol ve ragbi ile birlikte aynı federasyon altında resmiyet kazanmış durumda. Üniversitelerde oynanan oyun, olası Amerikan karşıtlığına karşın "Korumalı Futbol" diye federe olabilmiş.

Gol gol gol gol Gol...

Ofsayadoa???
Nayn!!!
Şuuutomisss

19 Aralık 2009 Cumartesi

Taraftarlık

Benim taraftarlıktan anladığımı peşin peşin ortaya koymam lazım...

Büyüklerimden gördüğüm, Allah kısmet ederse müstakbel evlatlarıma öğreteceğim taraftar kimliğinin içinde Eski Yunan'ın demokrasisinin tek harfi bile olmayacak. Resimdeki ufaklık benim yeğenim. Sarı-lacivert bir dünyanın içine doğan bu minik kuzu amcasının prensesi. Gün gelip aşık olacak, evlenip soyadını belki değiştirecek ama kimliğinde yazan Fenerbahçelilik her daim baki olacak...
Benim taraftarlığa ve hayata bakışım sarının yanına laciverti yakıştırdığındandır az önce yazdıklarım. Yoksa başkanın söylediği gibi herkesin Fenerbahçeli olacağına dair bir iddiam yok. Sen hangi rengi yakıştırıyorsan üzerine uzun bir süre açık tutmayı planladığım anketi yanıtlamadan çıkma.

Ama seyirciden öte taraftarı merak ediyorum ben, günlük başarılar yada başarısızlıklar ardından rotasını çevirenleri değil, gerçek taraftarları.

18 Aralık 2009 Cuma

Yiğidim Aslanım


Türkiye Basketbol Federasyonu resmi sitesinde ceza indirimi müjdesini Ömer Onan'ın Jasaitis'e yaptığı bu savunma resmi eşliğinde vermeyi uygun görmüş. Zaten aşağıda yaşananları görmüş olsalar idi cezayı indirirler miydi?...

video

Elbette indirirlerdi...

Ne olmuş yani, iki tıfıl sahaya dalmış. Biri benchte oturan genç irisi basketbolcuları görünce vurmaktan son anda vazgeçmiş, bir diğeri arkadan usulca yaklaşıp Kinsey'in enseye şaka mahiyetinde bir şaplak indirmiş. Sonra Kinsey sinirlenince pişman olup, olay daha fazla büyümesin diye ayaklarını kıçına vurdura vurdura kaçmış.

Elin Amerikalısı kindar tabi, kovalamış günahsız sabi sübyanları. Yakalasa napcak belli belirsiz. Bide utanmadan, tek günahı 2 metreden Fenerbahçeli basketbolcuları bozuk para ile vurmaya çalışmak olan güzel kardeşin ağzını burnunu çarşamba pazarına çevir sen soyunma odasına kaçarken.

Az bile sana 2 maç Kinsey efendi. Galatasaray'dan indirilen 2 maçı sana versinler. Arsız adam...


Yalan

Bu adres şirket politikalarına uygun olmayan içerik bulunduruyor. Erişim engellenmiştir.
This URL, ucheokechukwu.blogspot.com, is a known blogs location and violates company policy.

Sevinsem mi yoksa üzelsem mi karar veremedim. Son zamanlarda kıymetli blogumla pek ilgilenemiyorum. Şirket politikamıza zarar veriyormuş benim yazdıklarım. Nedense?...

Bırakın blogger erişimini, google'a bile giremez oldu yakası bembeyaz değilde sadece bildiğin beyaz olan bendeniz misali sıradanlar.

Bilgi işlem diktasının sana reva gördüğü bu durumun nesine seviniyorsun arkadaşım diyenler vardır elbet...

...Ecnebi personelimiz! için yazılan cümlede geçen şu ..."is a known blogs location" durumundan kendime bir züğürt tesellisi edindim. 3-5 kişi okuyor farkındayım, hatta sayıyorum amma bu kadar meşhur olduğumu bilmiyordum ne yalan söyleyeyim.)

Bu arada cümlenin sonuyla kesinkez bir alakam bulunmamakta. Benim şirket politikasının ırzına geçtiğim (*to violate) tamamen yalan.

İngilizce Türkçe Tür Kaynak

*to violate düzmek fiil Tıp Sözlüğü







Eş anlamlılar : becermek, tecavüz etmek, ırzageçmek
Türkçe tanım : Zorla cinsel ilişkiye girmek, namusuna saldırmak,
cinsel arzularına alet etmek, bir erkeğin diğer bir erkekle cinsel ilişki
kurması





14 Aralık 2009 Pazartesi

Yıkılmışım Ben

Küçük dağların yaratıcısı, büyük insan, "Türk yüzme sporu" denince, akla gelen tek isim Derya Büyükuncu bir şampiyonayı daha madalyasız geçti. Lafla peynir gemisi yürümez o tamam da sandalın batabileceğini bilmiyordum...

İbo'dan Derya'ya;
Çaresiz kalmışım gözlerim şaşkın,
Çile rüzgarında savrulmuşum ben,
Dertler derya olmuş, ben de bir sandal,
Devrilip batmışım boğulmuşum ben...



13 Aralık 2009 Pazar

Esaretin Bedeli

06.11.2004
Hürriyet Güçer diye birisi...

1999 senesinin başında Ankaraspor ile profesyonel sözleşme yaptığından beri Ankara futboluna hizmet etmeye çalışıyor. Bu sezon Ankaraspor'un başına gelen pişmiş tavuk hadisesinden sonra bir diğer Ankara ekibi Ankaragücü'ne dahil oldu. Futbol stili futbol oynatmamak üzerine kurulu, 3. dünya ülkeleri haricinde uygulanılırlığı her futbol gününde azalan adam-adama markajın yılmaz uygulayıcılarından biri.

Alex'in Türk futboluna, uzun süren iki baharın arasında yaşanan hiç bitmeyen bir yaz misali gibi hoşgeldiği 2004 sezonundan bu yana, iki oyuncundan biri sanatını, diğeri ise rakibinin bileklerinin prangası olmak için üzerine vazife edilen infaz koruma memurluğunu icra etmek adına aynı sahneye çıkıyor. Hangisi daha başarılı olmuş bu bire bir mücadelede buyrun siz karar verin...

6.11.2004 Fenerbahçe 1-0 Ankaraspor SK: Hürriyet Dk.84
18.02.2006 Ankaraspor 2-1 Fenerbahçe SK: Hürriyet Dk.69
15.10.2006 Ankaraspor 2-2 Fenerbahçe Gol: Alex Dk. 20; SK: Hürriyet Dk.41
01.04.2007 Fenerbahçe 2-1 Ankaraspor Gol: Alex Dk.44; SK: Hürriyet Dk.30
24.11.2007 Fenerbahçe 4-2 Ankaraspor Gol: Alex Dk. 3,74,76 ; SK: Hürriyet Dk.7
13.04.2009 Ankaraspor 2-2 Fenerbahçe Gol: Alex Dk.7 ; SK : Hürriyet Dk.40
13.12.2009 Fenerbahçe 3-2 Ankaragücü Gol: Alex Dk.24,60 ; SK: Hürriyet Dk. 60

İki oyuncunun karşılaştığı bu 7 mücadelenin 4'ünü Fenerbahçe kazanırken, 1'inde Ankaraspor sahadan galip ayrılmış, 2 maç ise berabere bitmiş. İki oyuncunun bireysel istatistiklerinde ise Hürriyet'in 5'ini ilk yarıda gördüğü toplam 7 sarı kart onun istikrarlı oyununun kanıtı olurken, futbol arsızı Alex ise 7 maçta hiç koşmadan attığı 8 golle futbol kanaat önderlerinin hatrını 7. göbeklerine dek sormuş.

PS: Yazının içine sığdıramadığım ama paylaşılması şart son istatistik...

Hürriyet Güçer, profesyonel olduğu 99 sezonundan bu yana 17 (on yedi) sarı kart gördüğü 2002-03 sezonu dahil hiç kırmızı kart görmemiş. Bir sezonda ortalama 12'ye yakın sarı kart gören bir oyuncunun kırmızı kart görmeden bunca sezonu tamamlanması takdir edilecek bir davranış. Bardakta iki damlacık da olsa dolu yer bulduk ya, buna şükür.

Hayat Seninle Güzel

10 Aralık 2009 Perşembe

" Pazar'ın Ertesi" # 17

...
Bir sohbetimizde Derwall'in bana sunduğu salata tarifi değil, ideal antrenör tarifi şöyle:
"Galatasaray'da ben tecrübeyi, Mustafa ise cesareti temsil ediyor. Bir takım için en büyük talihsizlik, iki tecrübeli veya iki cesaretlinin yanyana çalışmasıdır."
Maçın son 20 dakikasında Kayseri mezarlığının üstüne sürülen Hasan denen buldozeri yaratan ihtimal Mustafa'nın cesaretidir.
...

17 Şubat 1986 (Galatasaray'da Kaybolan Taşralı)

PS: Mustafa Hoca'da tecrübelendi İslam Baba.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Oyunun Adı Yok

Malumunuz olan, babanın oğluna “ Ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim.” cümlesiyle biten hikayeden yola çıkıp, Taşkışla’dan aşağı doğru salınca kendinizi dünyanın konumu en güzel statlarından birine ulaşırsınız. Süleyman Seba’nın atılan ilk golü kaydettiği, futbol oynansın diye inşa edilen bu yerde dün akşam Beşiktaş’ın oynadığı oyunun adı ne idi ben çözemedim. Beşiktaş, bu sezon ligde şampiyon olabilir, kadro istikrarını daha önce yakalasaydı en azından Avrupa’da yoluna devam eder hatta gruptan bile çıkardı belki. Ancak oynadığı oyunun adına futbol demek için İnönü dolusu ayık şahit lazım bana.

Mustafa Denizli’ye olan sempatim aşikar ve okuyanlar bunun gayet farkında. Hatta benim gibi Fenerbahçe’ye aşık gönüller bu durumdan kimi zaman rahatsız bile oldular. Ama benim futbolunu sevdiğim hoca, son zamanlarda futbolu oynatmamak için kenarda. Endüstriyel futbol denen illet onun da kanına girdi ve bu ülkeye kazanmayı öğreten adam kaybetmemek için stratejiler geliştirir oldu. İbrahim Toraman’ı rakibin 10 numarası çişe gitse, kendi eliyle çişe tutacak kadar adama yakın oynatmak, Alex’i esaret altına almaya çalışan Ankaraspor’lu Hürriyet kostümünü giydirmek, belki Toraman’a yakıştı ama Mustafa Denizli’ye hiç yakışmadı. Sözün özü, Türk futbolunun Avrupa’nın 1 numaralı kupasında bu şekilde temsil edilmesinden utandım...

Bırak bu işleri ve futbol oynat hocam sen. Biz bile halı sahada top oynarken, “Herkes alanını savunsun beyler!...” diye başlıyoruz maçlara. Nicedir…

6 Aralık 2009 Pazar

Durtuluk Yere Gol...

...atıp, kardeşlerimin heveslerini kursağında bırakıyorsun arkadaşım.

Fenerbahçe, Zayi İlanı Verdi...

  • Fenerbahçe kötü top oynuyor.
  • Rakipleri jeneriklik golleri Volkan'a atmak için sanki maç seçiyor.
  • Başta Semih, Volkan ve Gökhan gibi bu takımın sahada ki ruhunu temsil etmesi gereken oyuncuların bireysel performansları her geçen gün daha kötüye gidiyor.
  • Uğur Boral ve Devid hoca tarafından görmezden geliniyor.
  • Disipliniyle nam salmış Alman hocanın oyuncuları saha dışında başlarına gelen kazalardan ötürü takımı eksik bırakıyor.
  • Galatasaray maçının ardından kesilen parmak yetmemiş olacak ki, kolu omuzdan almak için istisnasız her maçta Fenerbahçe lehine verilmesi gereken penaltılar görmezden gelinirken, rakiplere birer gol ulufe dağıtılıyor.
  • ...
Bunca bahane bir yana, Dos Santos denen adam adı Adil kendi adaletten habersiz çizgi hakeminin yarısı kadar koşmadan tamamlıyorsa maçı Fenerbahçe hakkını alıyor.

Eskişehirspor 2-1 Fenerbahçe

4 Aralık 2009 Cuma

Yaşasın Futbol


USA 1994 / D GRUBU
Arjantin
Nijerya
Bulgaristan
Yunanistan

Kore-Japonya 2002 / F GRUBU
Arjantin
İngiltere
İsveç
Nijerya

Güney Afrika 2010 / B GRUBU
Arjantin
Nijerya
Güney Kore
Yunanistan

94 Dünya Kupasının yeri ayrıdır benim için. 1 ay boyunca İtalya-İrlanda maçının ilk yarısı hariç 52 maçıda izlediğim turnuva benim futbol görgümün oluşmasında önemli düzeyde etkili olmuştur.Uche ile Fenerbahçe taraftarının yeni tanıştığı yıllara denk gelen turnuva,benim gibi bir çok futbol severi de Nijerya maçlarını izleyebilmek için sabaha karşı 3 buçukta Tv başına sabitlemişti. Salenko'nun Kamerun'a attığı 5 gol, Maradona'nın yine yeniden hayranlarını hayal kırıklığına uğratması, Al-Owairan'ın Belçika'ya attığı inanılmaz gol, altın çağını yaşayan Nijerya futbolunun -94 Afrika Kupası ve 96 Atlanta Olimpiyatları Şampiyonu- Roberto Bagio'ya 2 dk daha direnememesi, aynı Bagio'nun finalde penaltıyı kaçırması, Hagi'nin Kolombiya'ya attığı garip gol, ve tabiki İsveç-Romanya çeyrek final maçındaki muhteşem duran top organizasyonu hafızama kazınan olaylardan bazıları "yeni dünya" dan...

Yazmışım Pekin Olimpiyalatlarına girizgah yaparken. 94 Amerika'nın, Uche'nin ve Nijerya'nın yeri ayrıdır gerçekten benim için. Go Ahead Eagles'lı (bayılırım o gün bugün bu takımın ismine) Rufai'nin kalesini koruduğu, savunmanın komutanının biricik Uche, orta sahadaki sanatçının Okocha olduğu takımın rakip fileleri döven oyuncuları Yekini ve Amokachi idi.

Süper Kartallar, 94 Amerika ve 2002 Japonya-Kore'den sonra 3. kez Afrika'yı dünya kupasında temsil ederken yine 3. kez Arjantin ile aynı grupta. Olasılık sınırlarını zorlayarak bu sefer Yunanistan'ı da yanlarına almışlar. Bir tek Güney Afrika'ya kadar ulaşamadığından gruba dahil olamayan Bulgaristan eksik, onlarda gelseydi grup liderliği garantiydi...

Vakit Nakit

Atlas Okyanusu kıyılarından Çin’in içlerine kadar uzanan coğrafyada 220 milyon insan bir, iki, üç, dört/tört, beş, altı, yedi/yeddi/ceti, sekiz, dokuz/tokuz, on diye sayarken, İngiliz’in deyimini başlık yapmış bugün Uğur Meleke. O yapmasa idi ilk fırsatta ben kullanacaktım, cümleme düşen haset kıvılcımı o sebepten. Karşımdaki muhterem profesyonel olunca elini benden çabuk tutması elbette doğal ancak bir özengen olarak bana da söz hakkı doğması fena olmadı aslında...

Bayramın 3., haftanın son gününde bir önceki akşamdan kalma Kasımpaşa yadigarı migrenimle beraber Fenerbahçe’ye kırgın sporla barışık geçtim sihirli kutunun karşısına. Önce Gemlik’te Tofaş’a misafir olan Fenerbahçe’yi izleyip aramızdaki buzları bir nebze olsun erittikten sonra sıra geldi Merseyside derbisine. Everton- Liverpool maçını internet üzerinden ve Adalıların anlatımıyla izlemeye başladım. Maçın başında Liverpool kıça başa çarpan bir golle öne geçince, Meleke’nin başlık yaptığı şu cümle maçın ecnebi spikerinin ağzından çıktı…

“If you don’t have a ticket, you won’t have a lottery.”

Benimde pek bir hoşuma gitti ve vakti gelince kullanmak üzere, taslaklarımın arasına o an itibarıyla kaydettim. Ben beklerken vakti gelmiş olacak ki bugün fikrine en çok değer verdiğim spor yazarlarından biri olan Uğur Meleke Galatasaray maç yazısından şöyle demiş...

3 Aralık 2009 Perşembe

Gökhan Bindir Lütfen

İslam Çupi, maçın ertesi günü şöyle sormuş biz futbol dilencilerine. "Dün geceki kalabalık bir Fenerbahçe kalabalığı mıydı, yoksa Rıdvan'a duyulan hayranlık kitleleri mi?"

İşte o gece, Rıdvan'ın tamı tamına 497 günlük çilesinin dolduğu anda, henüz 14 yaşında, aslan abim velim sıfatıyla yanı başımda, "Şeytan" ile aramıza Allah'ın hiç bir kulunu koymamak için yerimizi almıştık maratonda. Fenerbahçe'ye aşık olmayı abimden ve dayımdan gördüklerimle kayıtsız şartsız alıp kabul etmiştim etmesine... Ama aşk futbola gelince tek sorumlusu olan bu adamı çıplak gözle izlemek; bırakın attığı golü, onun tek bir çalımına bile şahit olmak futbolu seven bir adam için dünyanın en büyük keyifiydi. O güzel futbol akşamında; rakip dost Sarıyer, maç ise 3-1 tamamlanırken, Şeytan ilk golü atmış, henüz yarım saat dolmadan bir de penaltı yaptırmıştı.
Fenerbahçe'ye son 15 sene içerisinde çok iyi oyuncular geldi. Şampiyonluklar kazanıldı. Ezeli rakibe 6 tane atıldı. Zico ile Şampiyonlar Ligin'de çeyrek final geldi. 15 senede nereden bakarsanız bakın, en azından 15 kere! çok iyi top oynadı Fenerbahçe ama Rıdvan'ı anımsatan bir oyuncu giymedi çubukluyu bunca senedir.

Rıdvan kadar yeteneklisini bulmak kolay mı arkadaşım diye kulaklarımı çınlatanlar vardır. Zor elbette ama O'nun kadar yetenekli olmasa da, futbol meziyetleriyle beni ilk maçı hariç her seferinde heyecanlandıran bir adam var son 3 sezondur Fenerbahçe'de...

Gökhan Gönül, 2007-08 sezonunda Zico'nun 11 benzemez ile çıktığı Gaziantep maçında ilk kez Fenerbahçe formasıyla arz-ı endam ederken, bu sefer ben veli konumunda yanımda biricik kuzum tribünde idik. Gökhan'ın üzerine ürkek hamleleri ve kısa boyu sebebiyle çarpıyı atmış, Kadıköy çocuğu Can ve bizim oğlan Semih'i beğenmiştim.

İşte ilk maçında üzerine haddim olmayarak çarpı attığım adam, Rıdvan, Uche ve Alex'den sonra benim yeni aşkım oldu. Sağ bekin özel seyircisi olur muymuş?...Olma mı güzel kardeşim.
Futbol gönlümün yeni sahibi Gökhan, son haftalarda formsuz. Kayseri deplasmanında verilen yığınla pozisyon, Kasımpaşa maçında yenilen goller, Beşiktaş maçında yenilen üç gol ve en son Twente deplamanında verilen pozisyonların neredeyse hepsi onun savunduğu kanattan geldi. Önünde Kazım oynarken suçu yanık tenli oğlana, yanında Önder oynadığı vakit bu sefer Belçika göçmeni kardeşine attım ama gördüm ki sorun önünde-yanında oynayan adamlardan ziyade kendisinde. Yine güçlü, yine çok koşuyor ama bilmem nedendir savunmayı yarım yapar oldu.

Yakın zamanda, iki kötü sonuç daha alınırsa eğer, çıkmasın ileri, önce kendi kanadını savunsun diyenler artacaktır. Onlar söylemeden ben içimden geçeni paylaşayım. Sen bindir Gökhan, topla çık, duvar ol, pas yap, çizgiye in, orta yap, gol at...

Baltalar, Turacılar ve niceleri 20 metrenin içinde kanadını savunsa nolur, benim futbol canımı sıktıktan sonra.

30 Kasım 2009 Pazartesi

El Almaz

Galatasaray 1:3 Fenerbahçe ( Erkek Voleybol)

Fenerbahçe 1:0 Galatasaray ( A2 Ligi)

Galatasaray 0:3 Fenerbahçe Acıbadem (Bayan Voleybol)

Fenerbahçe 3:1 Galatasaray (Erkek Futbol)

Galatasaray CC 0:20 Fenerbahçe Ülker [(Erkek Basketbol), (Hükmen)]

Galatasaray 77:84 Fenerbahçe (Bayan Basketbol)

27 Kasım 2009 Cuma

Unutmadan...

Anası, babası, amcası, dayısı, rahmetli dedesi öğretmen olan evlatları ve onların gününü kutlamayı unutan bir hayırsız olarak, başta onların, sonra tüm öğretmenlerin, ardından tüm Fenerbahçelilerin ve tabiki tüm Fenerbahçesiz kardeşlerimin bayramını kutlarım.

Genç İrisi

İki resim arasındaki 38 farkı bakalım bulabilecek misiniz?..

Tefo bahsetti geçen gün. O söyleyene kadar ne yalan söyleyeyim ben farkında değildim. İbrahim Toraman, Türkiye'de 20 numaralı forma ile çıkarken sahaya, Avrupa'ya adım atınca memleketini hatırlıyor. Beşiktaş takım kadrosunda bu tarz orjinal bir durumu tekrarlayan ikinci bir oyuncu var mı diye baktım, yok. Şampiyonlar Ligi'nde oynayan 32 takımın kadrosunda bu örneği tekrarlayan başka bir oyuncu olduğunuda sanmıyorum.
Nalga hadisesinden sonra kafalar karışık ama müsterih olun ikiside Toraman. Ben iyice baktım...

26 Kasım 2009 Perşembe

Beleş Atış

Ömer Aşık'ın, Euro Basket 2009'da kaçırdığı her serbest atış bana dert oldu. O gün bugündür özellikle Ömer Aşık'ın serbest atışlarını daha bir alıcı gözle izler oldum. Basketbol topunu liseden bu yana elime almışlığım yoksa da, Ömer'in kaçırdığı her faul atışının ardından milyonlarla beraber bende aynı cümleye ses verdim...

"Ben bu kadar kaçırmam Ömer!!!..."

Polonya'da milli takım 171'de 115 isabetle (% 67.3) faul atarken, Ömer'in bireysel istatistiği 47'de 15 idi. Ömer hiç faul çizgisine gelmeden bitirseydi turnuvayı, milli takımın faul isabeti %93 gibi inanılmaz bir hal alabilirdi.

Dün akşam Zalgiris deplasmanında, Fenerbahçe grup 3.lüğü açısından çok kritik bir galibiyet alırken, Ömer Aşık faul çizgisinden 6'da 4 isabet bularak dünya ortalamasını sonunda yakaladı. Bir kaç hafta önce euroleagu.net'te taraftar sorularını yanıtlayan Ömer'e Azeri bir basketbol sever onca kabiliyetine karşın bu serbest atış zaafı nolcak gurban mealinde bir soru sormuş ve de Ömer her gün çalıştığını ve kısa zamanda daha isabetli atacağını söylemişti. Bu kadar kısa zamanda Ömer gerçekten daha mı isabetli atmaya başladı yoksa Zalgiris maçı bir tesadüf müydü bilemem ama, serbest atış isabeti hem takım hem de oyuncunun bireysel performansı açısından basketbolun en önemli kriterlerinden biri onu bilir onu söylerim.
Amerikalılar, başta basketbol olmak üzere faal oldukları her branşta türlü istatistikleri yıllardır tutmakta. Uluslararası oyuncuların Nba katılımının artması , son yıllarda Calderon ve Nash gibi yabancı oyuncuların öne çıkan istatistiklerine karşın, Amerikalı oyuncular ile ecnebi oyuncularının serbest atış yüzdeleri arasında sadece %1.4 fark var.

Sporcu fizyolojisi, teknoloji, ekipmanlar ve antreman stratejileri değişmekte ve bu gelişmeler kırılmaz denen rekorları alt üst etmekteyken, serbest atış yüzdesi efsunlanmış gibi yerinde saymakta 50 yıldır. 80'li yılların ortasında sahaya çizilen 3 sayı çizgisinin ardından bu yeni atışın isabet yüzdesi bile 20 senede ciddi bir değişim gösterirken, serbest atış yüzdesi ortalaması bunca senedir hep %70 civarında.

Oyuncuların idman yüzdeleri ile maç yüzdeleri arasında %10 civarında bir fark olabileceğini söylüyor spor istatistikçileri. Yorgunluk ve stres sebebiyle düşen bu yüzde on, Ömer'in oynadığı pozisyonun daha çok fiziksel temasa açık olması sebebiyle varsın % 20 olsun ama nolur idmanda attığının en azından yarısını at Ömer...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Gözün Aydın Hocam

Rüştü, kariyerinin sonuna yaklaşırken oyadığı kulüp takımları içinde ilk kez bir Avrupa Kupası maçında, maçın sonucuna olumlu anlamda etki yaptı. Mustafa Denizli ,elindeki malzemeden ve takımının sezona kötü başlamasından ötürü takım savunmasının birincil öncelik haline getirttiği bir sistemle Beşiktaş'ı yerden kaldırdı. Rakip Manchester dahi olsa baskı yemesine karşın çok fazla pozisyon vermeyen Beşiktaş, ceza sahasının dışından veya ani ataklardan bulunabilecek goller sayesinde kazanmayı biliyor. Erken yenecek bir gol ile mağlup duruma düşülmesi halinde bu senaryonun ne hale geleceğini yaşayıp görmek lazım. Ama her ne olursa olsun...
11. Şampiyonlar Ligi maçında sonunda bir galibiyet. Senin kadar sevindim hocam. Tebrikler Beşiktaş...

Manchester United 0-1 Beşiktaş

23 Kasım 2009 Pazartesi

Sevmiyoruz Biz Futbolu

Pazar akşamı Trt'nin "Stadyum" programında şahit olduğum bir olaydır başlıktaki kanaatin bende oluşmasına sebep.

Maçın ardından adetten olduğu üzere mağlup takım yönetimi hakemi diline dolamakta güzel ülkemizde. Kaybedilen derbinin ardından konuşmak için yeterince malzeme olmasına karşın, hakemle ilgili tek kelime etmemiştir Fenerbahçe yönetimi. Basın toplantısında, konuya ilişkin Daum'a sorulan soruları, Alman hoca ustalıkla yanıtsız bırakmış, sadece kaptan Alex penaltı pozisyonundan bahsetmiş ve de detayların lehlerine gelişmediğinin altını çizmiştir.

"Stadyum" sunucusu Erdoğan Arıkan, yorumcular Hakan Şükür ve Ömer Üründül'e bu durumun takdir edilmesi gereken bir tutum olduğunu söylemek istedi dün akşam. Buna cevaben Ömer Üründül, henüz daha erken olduğunu Fenerbahçe'nin ertesi gün itiraz edebileceğini söyledi. Arıkan, ısrarla güzellikleri vurgulamak istediğinden maç içinde ve sonrasında futbolcular arasında bir gerilim olmadığı ve birbirlerini tebrik ederek soyunma odasına gittiklerini söyleyince, bu sefer Hakan Şükür, Brezilyalılar'ın ailecek görüştüklerini ve bu sebepten ilişkilerini bozmak istemedikleri için böyle davranmış olabileceklerini buyurdu.

Bende soruyorum o zaman. Neden hep kaostan yanasınız?

Futbolu sevmediğinizden olabilir mi?...

22 Kasım 2009 Pazar

Sonunda Futbol

"Aslında sol ayağımla kesecektim ancak Mehmet Topuz, aniden basınca topu çekip sağ ayağımla orta yaptım. Orda birinin olduğunu tahmin ediyordum ama Fink'i görmedim."

"Roberto Carlos'dan daha iyi olduğumu hiç bir zaman söylemedim. Real Madrid'de oynadığı dönemde saatimi kurardım onu izlemek için. Sadece ondan daha çok çalışıp, daha fazla performans göstermek istediğimi söyledim söylemez olaydım. Carlos, dünyanın en iyi sol beklerinden biri ve onla aynı ligde karşlılıklı mücadele edebildiğim için çok mutluyum."
İbrahim Üzülmez'in söylediklerini telefonla canlı olarak bağlandığı bir spor programında az önce kendi kulaklarımla işittim. İbo'nun hem üst düzey performansı hem de bu beyanatları sebebiyle hakkını verip ondan sonra maça geçelim.

Maça Beşiktaş taraftarının temposunu ayak uydurarak iyi başladı. İlk 15 dakika önde basan, Fenerbahçe'nin savunma yönünden zayıf olan sağ kanadından Ekrem ve İbrahim ile yüklenen Beşiktaş Serdar Özkan'ın girdiği pozisyon dışında bu baskısını üretkenliğe çeviremedi. Serdar'ın kendinden bekleneni yapıp, pozisyonu kaçırmasının ardından Fenerbahçe ipleri eline aldı. Tüm sahayı kullanan Fenerbahçe, ön liberoların top yapma meziyetleri sebebiyle topun en azından kendilerinde kalması sağladı. Yavaş görünen bu paslaşmalar, rakip sahaya yakın bölgelerde birden hızlanınca bir derbi mücadelesinde deplasman ekibi için gerektiği kadar pozisyon bulundu. Gökhan'ın sonuç odaklı futbolun gereğini yapıp, Üzülmez'i arkasına alarak ceza sahasına girdiği pozisyonda kontrolsüz gelen İbrahim'in durumundan faydalanmak için yavaşlayarak arkadan gelecek müdahaleyi bekleyip aldığı penaltıyı Fırat Aydınyus görmezden gelince maçı Fenerbahçe kaybetti ancak futbol kazandı.

Aynı Gökhan'ın kaleyi görüpte ayak içiyle yaptığı plase, Alex'in maç boyunca markajcısı Fink'i geçtiği nadir pozisyonlardan birinde son haftalarda sıklıkla attığı sağ ayak plaselerinden birini yapamaması ve ilk yarının son dakikasında Galatasaray kupa maçında Aykut'a attığı golden beri çerçeveyi ilk kez bu kadar isabetliği bulduğu pozisyon, çerçevenin köşesine takılınca ilk yarı başladığı gibi tamamlandı.

Maçın başında oynanmadan verilecek 1 puan benim taraftar olarak kendi adıma kabulümken, iki takımı tartınca ikinci yarı için +2 puan için iştahlandım. İkinci yarıya yine tempolu başlayan Beşiktaş'ın 60'dan sonra durulacağını ve maçın son 30 dakikasının ilk yarıya benzer geçeceğini düşünüp dakikaları sayarken Beşiktaş önce İbrahim Üzülmez'in ortasına, Wolfsburg maçında dağları döven Fink'in muhteşem golü ile öne geçip, 3 dakika sonra farkı ikiye çıkarınca tablo tamamen tersine döndü. Emre'nin sakatlanması ve onun bölgesine Santos'un geçmesiyle zaten oyundan düşen Fenerbahçe, 2 farklı mağlup duruma düşünce maçın 4 gözle beklediğim son 30 dakikası Fenerbahçeli olarak benim için anlamını yitirirken, futbol severler için güzel bir mücadele başlamış oldu. Maçın gayri resmi sonucu tescillenip, ev sahibi avantajı gerektiğince kullandırıldıktan sonra maçın hakemi Fırat Aydınus da rahatladı ve maçı ortaya yönetmeye başladı. Ortaya yönettiği dakikalarda yardımcı hakeminin hatasına uyup verdiği 3. gol ise hep bahsettikleri hakem şanssızlığıydı onun adına.

Gökhan'ı düşürdüğü pozisyonda çalınsa idi penaltı maçın seyri tamamen değişecek ve bugün ismine methiyeler düzenen İbrahim Üzülmez'in adı yine "deli" ye çıkacaktı. Ben bir Fenerbahçeli olarak, hem İbrahim, hem futbol, hem de 5 uzun senenin ardından İnönü'de Fenerbahçe lig galibiyeti gören Beşiktaşlılar için sevindim. Nice 5 senelere...

21 Kasım 2009 Cumartesi

Kese Bol, Civciv Çok

"Daum daha makul ama aynı kafada. Denizli kadar radikal hamlelerle başını derde sokma riskine girmese de beklenen odur ki, bir orijinallik yapacak bu derbide. Unutmayın; Daum’un sürprizleri, hep negatif sonuçlar getirmiştir çalıştırdığı takımlara."

Ercan Güven bugün Ters Köşe'de böyle yazmış ama bu sefer kendi ters köşede kalmış sanki...

Marco'dan La Liga'ya ön libero ithal eden, ters ayaklı Ümit Özat'tan milli sol bek ortaya çıkaran, Tuncay'ın kişisel gelişimine fazlasıyla katkısı olan (en azından sol ayağına) ve onu sol açık yapan, Alex'in yokluğunda İnönü'de 3-1 Fenerbahçe'nin galibiyetiyle sonuçlanan maçta Pier'den oyun kurucu yaratan, Kemal Aslan'ın 5 senelik Fenerbahçe kariyerinde oynadığı en üst düzey futbolu oynaması için Olimpiyat Stadın'da onu sol açık oynatacak orjinalliği gösteren, son günlerde Kazım'dan Atilla Gökçe'nin deyimiyle Drogba yapan adam benim babam değil.

20 Kasım 2009 Cuma

En Büyük Taraftar...

Kavga, dövüş, sahtekarlık derken ölümsüz aşkımızı unuttuk. Lütfi Kırdar ve Mithatpaşa’da kol kola harika sporcular izleyen neslin limiti ebediyete yaklaştıkça, bizlerin spora olan aşkı her geçen gün niteliğini yitirmekte. Derdimiz tasamız alt alta yazıldığı vakit toplanabilen rakamlar haline gelmişken, kaliteden yana olanların sayısı yine o rakamlarla üç, bilemedin beş kişi… Kazanmak için her yolu mübah sayan sözde sporcular, basacağı bir fazla gazete için yalan yazan sözde basın mensupları, sorunca mücadele kılıfını uydurdukları ancak düpedüz kavga etmek üzerine kurdukları bir sistemle sahaya çıkan sözde hocalar, takım aşkı ardına gizledikleri ticari gayeleri için görev alan sözde yöneticiler, şıracılar ve bozacılar çoğunluktayken spor aşkının unutulmaması garip olmaz mıydı?

Mücadelenin ortasına doğurulan bizler, ilk günden beri hayatla yarışıyoruz. Dünyada geçirdiği vakit 10 seneyi bulmamış sübyanlar okul arkadaşlarını rakip olarak görüyor. Alacağı eğitimin karşılığını alıp alamayacağını sorgulayan milyonlar, onca soru işaretine rağmen bu savaşı vermek zorunda olduklarını hissediyor.

Görmüyor mu 2 kişilik fizik öğretmeni kontenjanı için binlerce üniversite mezunu akranı gibi 5 senedir sıra bekleyen ablasını…Görmez olur mu hiç. El kadar evde genç bir delikanlı, ablası ile aynı odada kalmak zorunda doğduğu günden bu yana. Bazen ablası yerine bir abisi olsa da beraber maça gitseler diye geçirse de içinden, 2 haftada bir bilet almak için gücün denkleştirdiği 45-50 lirayı hatırlayınca, ablası olduğuna şükrediyor. Ülke gerçeği olan bir baltaya sap olamamış güruhun yeni nesil temsilcilerinde olan kardeş, aidiyet hislerini tatmin edebilmek için sarıldığı taraftarlık olgusunun, eskilerin özlemle anımsadığı takım aşkından başka bir şey olduğunun farkında dahi değil. Aşık olduğunu sanan bizler, bilincimizin takılıp kaldığı saplantıya, bahsi geçen genç gibi futbol sevgisi deyip sıyrılıyoruz.

Bunca kusurumuza karşın - sırtı dönük maç izleyen profesyonel taraftarlar hariç- bu kirlilikte çehresi en temiz olanlar yine taraftarlar. Sahaya dalanlar dahil…

19 Kasım 2009 Perşembe

Sen Oyna Cemal Sen Oyna

Yükleyin oyuncuların veya teknik kadroların üzerine. Aman tertemiz camialarınıza halel gelmesin.

Emeğine sağlık Salsa...

Şok !! Cemal Almanya'da Tufan'ın Formasıyla Oynamış

Cemal'in Tufan Formalı Fotoları Vol:2

G.Saray'dan Resmi Açıklama Geldi

Cemal Olayı Nasıl Ortaya Çıktı? (Perde Arkası)

Cezayir Dünya Kupasında

Son 2 haftadır Cezayir'in dağlarında sıkışıp kaldım. Sıkıştım dediysem attığım tek adım dahi yok ancak bizimkisi haritanın içinden doğru çizgiye ulaşma hadisesi. Bunca daraldıktan sonra Cezayir projesinde, Mısır karşısında Cezayir'i destekleyebileceğimi sanmıyordum ama hem Cumartesi Mısır'da oynanan maç öncesi yaşananlar, hem de Mısır'ın hocası Hassan Shenata'ya her baktığımda Fatih Terim'i görmem beni Cezayirli yaptı.
Grup maçlarının ardından inanılmazı gerçekleştirip, her bir şeylerini eşitleyen iki ülke dünya kupası için ekstra playoff maçı oynamak zorunda kaldı. Fifa harika bir kararla bunca gerilime açık maçı, bölgenin en riskli ülkesi Sudan'da oynattı. Başta Ahmed Hassan olmak üzere Mısırlı oyuncuların provakasyonları, zaten gergin olması beklenen maçın henüz 4. dakikada gidişatını belirledi. İlk yarının sonlarında bulduğu golün avantajını maçın sonuna kadar koruyan Cezayir bence hakettiği maçı kazandı.

Bu kadar zor bir maçı kusursuza yakın yöneten Seyşellerden Eddy Maillet isminde bir hakem izledim hayran oldum.Adamlar Hint Okyanusu'nun ortasından hakem çıkarırken bizim hakemlerin haline bakın.

Cezayir 1-0 Mısır

16 Kasım 2009 Pazartesi

Şişte Yansın Kebapta Yansın

"Olaylar öncesine kadar büyük bir keyif ve heyecanla basketboldaki zorlu mücadeleyi seyreden sarı kırmızılı kulübün başkanı Adnan Polat, Fenerbahçe karşısında basketbolda alınan önemli galibiyete rağmen sevinemediğini vurguladı."

Suçlular kendi yedek kulubesinin arkasında aşık olduğu renkleri desteklediği için dakikalarca fahişe olduğu dillendirilen ve "profesyonel" bir taraftara yakışmayacak şekilde soğukkanlılığını yitirerek verdiği tepki sebebiyle mazlum binleri provake eden A.D.K ve kendisine fiziki müdahalede bulunmaya çalışan ancak camianın akil adamları tarafından doldurulduğu için mazur görülmesi gereken bir taraftarın ağzına yumruğunu sokan 22 numaralı Fenerbahçeli oyuncudur. Ben bir Fenerbahçe taraftarı olarak her ikisinden de utanıyorum. Gösterdikleri üstün mücadele ile kapasitelerinin 3-5 katını sahaya yansıtan tüm Galatasaraylı oyuncuları tebrik ediyorum.

Ama bu ateşin altına bu hızla odun atılmaya devam edilirse bu rekabete aşık ben dahil milyonlar, bu işten nefret etmeye başlayacak. Maç öncesi akli dengesini ya doğuştan, ya da aldığı alkolün etkisinden yitirmiş olarak sahaya giren adamın sırtını sıvazlamaya devam ederse insanlar, maçın ardından çıkan olayların sorumluluğunu bir kadına yüklemeye çalışırsa yöneticiler, sahaya dalan sözde delikanlılar tribündeyken dostlar alışverişte görsün diye öndeki 2-3 sırayı boşaltırsa taraf olan tarafsızlar bu işin sonu gelmez.

Parmağını sallayarak 50 metre koştuktan sonra , ardından koşan yusuflara mağlup olmasa delikanlı taraftar; 20 senenin ardından kazanılan şampiyonlukmuşcasına sevindikten sonra, galibiyete rağmen sevinemediğini söylemese delikanlı başkan.Belki o zaman...

15 Kasım 2009 Pazar

Gözünüz Aydın

Neyin klasiği onu çözemedim ama gözünüz aydın...

Sıfır 24 saniye skorbordu, 1 saha komiseri, 1 başkan, 2 uzatma, 3 hakem,10 bin taraftar hep beraber bu kadar isterse maçı, başka bir sonuç imkan dahilinde değildi. Buyrun konuşun şimdi sözde basketbol severler.

10 Kasım 2009 Salı

Bay Geçmek

Sezon başında 3-5 gol atınca ezeli rakip, bizim 103 gole göz dikmişti ama üçer üçer yemeye başlayınca ses soluk kesildi sözde "Fenerbahçeli medyada". İşte o sezondur benim futbol aşkımın miladı...

19 takımla başlayıp, Samsunspor kafilesinin geçirdiği talihsiz kazanın ardından ligin ikinci yarısının 18 takımla tamamlandığı 1988-89 sezonunda her hafta bir takım bay geçerdi. O yaşta bu terimi sorgulamadan kabullenen bünyem, geçtiğimiz hafta sonu Fenerbahçesiz kalınca meraklandı.

Spor adalıların olunca, terimin menşeside haliyle İngilizce. Ecnebiler maç yapmadan bir üst tura çıkmayı ferdi ve takım sporlarında "receive a bye" olarak adlandırmışlar. Bizdeki isim babası kim bilmem ama gayet mantıklı, bay geçmek(çekmek) demiş çıkmış işin içinden.

Bilgilerinize...

9 Kasım 2009 Pazartesi

...işte maç #3

Pazar gecesi herhangi bir branşta ezeli rakibi yenmediyseniz sevimsizdir. Gelecek haftanın stresi öğleden sonra basmaya başlar insanın üstüne. Gece yatağa giresi gelmez adamın ertesi sabaha yaklaşmamak için..

Bahsettiğim buhran içinde son kez televizyon kanallarından medet umarken rastladım maça. Dakika 88 ve skor 4-4 idi. Çok değil 8 dakika önce kanalın yanından geçse imişim 4-2 iken yakalayacakmışım maçı. Ben hayıflanmaya devam ederken nasıl kaçırdım bu şöleni diye, skor 5-4 oldu. Ben ağzımı kapatmaya çalışırken ve maçın spikeri 15 senelik meslek hayatında böyle bir maça rastlamadığını anlatırken 5-5 oldu.
Ercan Taner gelsede "İşte maç!!!" dese...

8 Kasım 2009 Pazar

Al Gülüm Ver Gülüm

63. dakikada Barış kendini attırınca, yattığım yerden doğruldum. Takip eden 5 dakikada eksik rakibe karşı toplam 3 pas yapamayınca Diyarbakır eski pozisyonuma döndüm. Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçında çoğu şiddetli 10'a yakın faul yapan Erdal Güneş, maçı yere yatmadan bitirdi.

3. hafta stadı yakan taraftar, rakipten gelen topa ofsayt kaldıran yan hakeme bile sesini çıkarmadı. Çiğ köfteci Palanın defalarca çektirdiği dana eti misali bir haftadır sinirleri alınan taraftar topluluğu Mendoza'nın yarım metreden dağa vurduğu top ağlara temas etse idi sinirlenecekti sanki...

Ziya Hocamı gördüm maçın ardından tribünde. Passiflora kovasına batırıpta çıkarmışcasına sakin, soğukkanlı, olgun...Allah nazardan saklasın.

Diyarbakırspor 1-2 Galatasaray

6 Kasım 2009 Cuma

Bugün Bayram...

Beni unutma, sensiz bırakma

Gel söz verelim yıllara, yıllara

Beni unutma, sensiz bırakma

Gel ant içelim yıllara, yıllara...

PS: Kuzen, doğumgünün kutlu ola...)

5 Kasım 2009 Perşembe

Türk Takımlarının Şampiyonlar Ligi Performansları

Sezon

Takım

Teknik Direktör

O

G

B

M

A

Y

P

1993-94

G.Saray

Rainer Hollmann

6

0

2

4

1

10

2

1994-95

G.Saray

Reinhard Saftig

6

1

1

4

3

9

3

1996-97

Fenerbahçe

Seb. Lazaroni

6

2

1

3

3

6

7

1997-98

G.Saray

Fatih Terim

6

1

1

4

4

11

4

1997-98

Beşiktaş

J.B. Toshack

6

2

0

4

6

9

6

1998-99

G.Saray

Fatih Terim

6

2

2

2

8

8

8

1999-00

G.Saray

Fatih Terim

6

2

1

3

10

13

7

2000-01

G.Saray

Mircea Lucescu

14

6

3

5

19

24

21

2000-01

Beşiktaş

Nevio Scala

6

1

1

4

4

17

4

2001-02

G.Saray

Mircea Lucescu

12

3

6

3

10

10

15

2001-02

Fenerbahçe

Mustafa Denizli

6

0

0

6

3

12

0

2002-03

G.Saray

Fatih Terim

6

1

1

4

5

10

4

2003-04

Beşiktaş

Mircea Lucescu

6

2

1

3

5

7

7

2003-04

G.Saray

Fatih Terim

6

2

1

3

6

8

7

2004-05

Fenerbahçe

Cristoph Daum

6

3

0

3

10

13

9

2005-06

Fenerbahçe

Cristoph Daum

6

1

1

4

7

14

4

2006-07

G.Saray

Erik Gerets

6

1

1

4

7

12

4

2007-08

F.Bahçe

Arthur Zico

10

5

2

3

15

14

17

2007-08

Beşiktaş

Ertuğrul Sağlam

6

2

0

4

4

15

6

2008-09

Fenerbahçe

Luis Aragones

6

0

2

4

4

11

2

2009-10

Beşiktaş

Mustafa Denizli

4

0

1

3

1

6

1


Kupa 1'in ismi ve formatı değiştikten sonra oynanmaya başlayan Şampiyonlar Ligi'nin bu sene 18. si oynanmakta. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin birer kez çeyrek final oynadığı son 18 senenin 16'sından en azından bir Türk takımı kupaya dahil olmuş.

Mustafa Hocamın Wolfsburg karşısında alacağı galibiyet üzerine yazmayı planladığım yazı için hazırladığım rakamları, hocamın makus talihi değişmese de sizlerle paylaşmak istedim. Benim gözüme çarpan Zico'nun Fenerbahçesi'nin bu takımlar arasında istatistiksel olarak en iyisi olduğu. Bana kalırsa oyun olarakta en iyisiydi ya neyse...