Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2013 Pazartesi

1956 Melbourne - 2013 Fransa ve Potanın Çapulcuları

Avustralya'nın Melbourne'i nere, Fransa kuzeyindeki küçük kasaba Orchies nere?
1956 Melbourne Yaz Olimpiyatları ile 2013 Kadınlar Avrupa Şampiyonası ne alaka?
Kaptan Işıl, Macar su topu efsanesi Ervin Zador'u tanır mı? Sanmıyorum ama bu iki hikaye birbirine benziyor. Bence...  

Macaristan'ın SSCB işgalinde olduğu yıllar. Sovyet tankları Budapeşte'yi yerlebir edip, Macar devrimini bastırmaya çalışıyor. Yüzlerce insan öldülüp, binlercesi tutuklanırken Macar su topu takımı Çekoslovakya'da olimpiyatlara hazırlanıyor.

Her iki takım da ilk maçlarını kolayca kazanıyor ve yarı finalde karşılaşıyorlar. Su topunun sert bir spor olduğu ortada ancak, bu maç farklı. Suyun altında tekmeler, tırnaklamalar gırla. O kadar sert geçiyor ki maç, havuz kandan kıpkırmızı kesiliyor ve olimpiyat tarihine kanlı havuz diye geçiyor bu 'olay'.

Macaristan, Zador'un da attığı iki golle maçı 4-0 kazanıyor ve finale yükseliyor. Takımın yıldızı Zador ise maçın son anlarında yediği yumruk sebebiyle bu hale geliyor ve de final maçında oynayamıyor.

Finali Yugoslavya karşısında 2-1 kazanan Macaristan altın madalyanın sahibi olurken, o takımın oyuncuları vatanlarına dönemiyorlar. Bazıları Ervin Zador gibi Amerika'ya iltica ederken, birçoğu da Avustralya'da kalıyor.
Ervin Zador
Dün akşam Türk kadınları Sırbistan karşısında ülkelerini temsil ettiler ve bronz madalya kazandılar. O takımın  oyun kurucularından biri ve Galatasaray kaptanı olan Işıl Alben, turnuvadan heme önce içini dökmüş, şunları yazmış ve #direngezi demişti.

"6-8 yaş arasındaki iki çocuğunun elinden tutmuş anneyi, 90 yaşında yürürken düşmemek için sağa sola tutunan dedeyi, daha aylıkken kucağında bebeğiyle gelen babayı sevdim. Ellerinde Türk bayraklarıyla yürüyen 12-16 yaşındaki çocukları, herkesin eşit oluşunu, omuzunda maymunu motorunda Türk bayrağı olan ağabeyimi sevdim. Sadece 1 ay önce, Kadıköy’de maçta belki de bana küfür edenlerden biri olan, boynunda Fenerbahçe atkısıyla ‘iyi akşamlar kaptan’ diyen kardeşimi sevdim. Tanımadığım ve bilmediğim çok fazla şeyi sevdim dün. Şimdi ise sevgi ve saygıyla çoğalmayı diliyorum…"

Işıl Alben
Maçın ardından madalyası boynunda, Atatürk sırtında tribünlere koştu Alben ama bugün ararsanız ulusal medyada, bu fotoğrafı kolay kolay bulamazsınız. 
Sadece o mu? Bütün takım aşağıdaki pozu verdiler dünyaya. Dün akşam ntvspor boş bulunup da bu fotoğrafla verirken haberi, bugün baktım kaldırmışlar.

Potanın Perileri
Şimdilik vatanlarına geri dönmelerinde sorun olacağını sanmıyorum bu utanmazların ama ödül yönetmeliğine göre hakettiklerini alabilecekler mi? Emin değilim.



23 Aralık 2011 Cuma

Yok öyle yağma...

İlk iki maçını kaybettiği gruptan lider olarak çıktı Fenerbahçe. Geçtiğimiz sezonun İspanya Basketbol Ligi(ACB) finalinde Barcelona’yı süpüren Caja Laboral’ın elendiği gruptan lider çıktı Fenerbahçe. Sezon başında hedef küçülttü diye küçümsenen ancak kadrosunda hala Avrupa’nın en iyi oyun kurucularından Spanoulis’i bulunduran, Ivkovic’in çalıştırdığı Olympiacos’u altına aldı Fenerbahçe. Bu sezon kendi sahasında hiç mağlup olmayan, seneler sonra Euroleague’e(EL) fırtına gibi dönen Cantu’yu son maçta ve cehennem misali bir atmosferde mağlup ederek lider oldu Fenerbahçe.


Kaptan Ömer’in sakat olduğu için oynayamadığı maçta, bu sezon ilk kez bir EL maçında forma giyen ama iki senedir dört gözle beklediğimiz Engin Atsür’ün en kritik anlarda (4. periyot başı) bulduğu beş sayı sayesinde kazandı Fenerbahçe.
Sezon başından beri ne zaman sokmaya başlayacak diye beklediğimiz Bojan Bogdanovic’in 19 sayı, 5 ribaund ama en çok 2 bloğuyla kazandı Fenerbahçe.

Savunma yapmaz denen Gist’in savunmasıyla (2 blok, 2 top çalma) kazandı Fenerbahçe.

Oğuz’un eli titremeden çemberden geçirdiği 9’da 9 serbest atış ve Emir’in 5 sayı pası sayesinde kazandı Fenerbahçe.

Fenerbahçe’nin yanına Ülker yazmaktan hiç gocunmadığımı az çok takip edenler bilirler ama bu sefer sadece Fenerbahçe. Dün akşam son topta kaybetse ve elense idi Fenerbahçe, bugün kazanınca Fenerbahçe Ülker. Yok öyle yağma…

Bennet Cantu 76-83 Fenerbahçe Ülker

28 Kasım 2011 Pazartesi

Gönüllerin tablosu

http://www.tbl.org.tr/tbbl/index.asp?sezon=2011-2012
Bu puan durumunu kim, neye göre düzenliyor? İkili averaj ve sayı averajında Fenerbahçe önde iken, lider Galatasaray MP. Bilmediğim için soruyorum...

13 Eylül 2011 Salı

Eurobasket 2011

İkinci tur maçları başlamadan keşke yayımlayabilseydim ama henüz ikinci gün diye başlayan ve orada kalan, 6 Eylül tarihli bir taslağım var idi.
İşbu yazı, geç olsun güç olmasın düsturuna ve okuyacak olanların iyi niyetine sığınılarak tamamlanan o taslaktır.
2. Tur Grupları ve Maç Programı
İkinci tur grup maçları başlarken, Fransa ve Almanya'dan en azından birini mağlup ederek ilk sekize kalacağımızı düşünüyordum. Takımın akıllara zarar halleri vardı ancak hep böyle gidecek değildi ya...

Polonya maçının ilk yarısının sonunda Orhun Ene İzzet'i oyuna aldı. Polonya'nın 5 bilemedin 10 saniyelik bir hücum hakkı vardı ve henüz faul hakkımız dolmamıştı. Faul yapsın diye oyuna alındığını sandığım İzzet, Berisha'nın turnikesine nezaret etti. Gençtir dedik laf söz etmedik.
Aynı maçın sonunda ise bu sefer son top bizde ve bir sayı gerideydik. Yine mola alındı, sözüm ona hücum seti çizildi. 2001'de ev sahipliğini yaptığımız ve final oynadığımız turvaya şimdiki hocası Orhun Ene'nin ardında başlayıp, Ene'nin sakatlığıyla beraber takımın bir numaralı oyun kurucusu olan Kerem Tunçeri 12 saniye kala topu eline aldı. Perde için dışarı gelen Enes içeri devrildi ve Lehler savunmada adam değiştirmek zorunda kaldı. Enes, yarısı kadar bir çocuğu sırtına alıp en kötü ihtimalle faul çizgisine gitmeyi cebine koymuşken top bir türlü ona geçmedi. Kerem kaldırdı attı.

Britanya'nın kıyağı ve İspanya piyangosu ile ikinci tura çıktık. İkinci tur ilk maçında rakip namağlup Fransa idi. Kötü başladığımız maçı, iyi savunma yaparak son topa getirdik ve yine olmaz olası o molayı almak zorunda kaldık. 5 saniye kala kenardan top çıkarmamız gerekiyordu ve top bir önceki atışı isabetli kullanan Emir'in elindeydi. Son şutu kullanmayı beklerken top eline verilince, o da şaşırmış olmalı ki oyuna dahi sokamadı topu.

Bir sonraki rakip Almanya, bir başka deyişle Nowitzki idi. Bizim asıl rakibimiz ise serbest atış çizgisi oldu. 2009 Polonya'da sadece Ömer Aşık atamazken (bkn: Beleş atış)çizgiden, bu turnuvada bütün takım atmamaya karar vermişti. Almanya'ya karşı %45 ile serbest atış atarken, rakip ise %92 ile kullandı. Yeri gelmişken söylemek de yarar var; 2009 Polonya ile karşılaştırıldığı vakit Ömer Aşık'ın faul yüzdesi neredeyse %25 artmış.

Son şansımız olan Sırbistan karşısında genel beklentinin aksine iyi mücadele etti milli takım. Savunmasıyla oyuna ortak oldu ama manasız hatalar ve düşük faul yüzdesi omuzlara bir kez daha yük oldu. Periyotların birinin sonunda, Kerem Tunçeri faul hakkımız dolmamışken faul yapmayı akıl edemedi de Allah'tan adam sokamadı. Bir başka pozisyonda ise faul hakkımız dolmuş ve rakibin hücum süresinin sonlanmasına bir saniye kalmışken, Hidayet top süren adama faul yaptı?
Son toptan önceki iki topu Ender Arslan kullandı. İkisinde de rakibini kolayca geçip potaya gitti ve başarılı oldu. Madem başarılı oldu, son topu kenardan onun çıkarması gerekiyordu ve öyle oldu. Kimse kendini göstermeyince, Enes'in elinde kaldı top. O da kaldırdı attı. Aynı Kerem gibi...

16 Haziran 2011 Perşembe

Rekabetin Hası

Final serisi maçlarını ikişer ikişer değerlendirmeyi planlandığımdan, normal şartlarda yazmamam gereken bir yazının ilk cümlesidir bu. Cuma günü oynanacak maçın ardından Fenerbahçe Ülker şampiyon olursa muhtemelen mutluluktan hafıza kaybı yaşayacağımdan, kaybettiği takdirde ise adına züğürt tesellisi denebileceğinden bugün yazma vaktidir.

Ta ki Fenerbahçe çomak sokana dek, müessese kulüplerinin hegemonyasında (birebir Türkçe karşılığı olmadığından kullanılması elzem kelimelerden biri) olan amatör branşlar için, Fenerbahçe-Galatasaray finali; Alex De Souza'nın kafası kadar güzel, Sabri Sarıoğlu ya da İlker Yağcıoğlu'nun isabetli orta yapması kadar mucizevi ve Spud Webb'in 360 derece smaç yapması kadar muhteşem bir hadise.

Fabrikalardan otobüslere doldurularak seve seve salonda yerlerini alanlara rağmen; iki, bilemedin üç bin biletli, daha doğrusu maaşlı seyirciye oynanan final serileri yaşanmışken ülkede, Fenerbahçe-Galatasaray serisine bilet bulmak için Allah'ın sevgili kulu olmak gerekmekte. Fenerbahçe ile Galatasaray tavla oynasa (benzetme khas spor iletişim mail grubunun incilerinden Çetin Cem'den arak:) kahve dolar taşar kabul ancak seri o kadar keyifli ki formalar olmasa yine de izlenirdi.

Fenerbahçe kazandığı vakit "kadrosu derin yea" ya da "Ülker'e yenildik arkadaşım..." diyen Galatasaraylı (bu seferlik Cafe Crown bende kalsın) arkadaşları, kaybettiği zaman ise "Spahija, you are not a coach!" kalıbını literatüre sokan (itiraf ediyorum Kezman'ı da severdim) Fenerbahçeli kardeşleri boş verip, çubuklu ile parçalının rekabetine odaklanmak lazım.

Bir, bilemedin iki maç kaldı şunun şurasında...

11 Haziran 2011 Cumartesi

Kupa Gözümüzün Önünde Yükselsin

Fenerbahçe Ülker, Galatasaray Cafe Crown'un ev sahibi olduğu iki maçtan tek galibiyet çıkararak, Salı akşamı Sinan Erdem'de oynanacak maçta kupayı kaldırma şansını yakaladı. Apdi İpekçi'de oynanan iki maç için, işin kolayına kaçıp bir önceki yazının sonunda özetlenen üç maddeye gönderme yapalım.
  1. Fenerbahçe iyi savunma yapar ve isabetli şut sokarsa ortalama 20 sayı fark yapmaya devam eder. 
  2. İyi savunma yapar, kötü şut atarsa maçlar kafa kafaya geçer, bu sezon Barcelona ve Olympiakos deplasmanlarını kazanmayı bilen takım tecrübesiyle galip gelir. 
  3. Yok eğer Fenerbahçe hem kötü savunma yapar hem de kötü şut atarsa Galatasaray bir ihtimal kazanabilir 
Serinin uzatmaya giden ve 97-93 Galatasaray galibiyeti ile sonuçlanan 3. maçı için 3. maddeyi, 85-74 Fenerbahçe galibiyetiyle biten 4. maçı için ise 1. ve 2. maddeyi dikkate alabilirsiniz.

Not: Maç sonunda eline geçeni sahaya atan Galatasaray taraftarı, Spormax yorumcuları tarafından her ne kadar muhteşem olarak değerlendirilseler de bir kez daha sınıfta kaldılar. Ama Oğuz Savaş o smacı vurmasaydı diyenler, oynadığı Fenerbahçe maçlarında attığı her sayıdan sonra salyalar çıkararak tepkiler veren Hüseyin Beşok'u hatırlasınlar ve birazcık empati yapmayı denesinler.

9 Haziran 2011 Perşembe

Vasati 20 Sayı

Basketbol üzerine karalamak istediğim vakit; tek 'tıkta' ulaşabildiğim sayısız istatistik verisini gördükçe, önceliği futbol olan bir spor sever olarak hasetten çatlıyorum. Ev sahibi avantajı gözle görülür hale gelmiş ve hem final serisi hem de sayılar ortalanmışken bu istatistikleri kullanmanın tam zamanı.

Normal sezon istatistiklerini Nba pazarlamacılarının bana tanımış olduğu yetkiyle görmezden geliyor ve de ekliyorum; "The Playoffs: Where amazing happens."

Galatasaray Cafe Crown, final serisine dek oynadığı altı maçta ortalama 81,5 sayı atarken, 69,7 sayı yedi. Fenerbahçe Ülker karşısına çıktığı iki maçın ortalamaları ise attığı 66,5 sayı ve tutamadığı 88 sayı olarak nicel nicel karşımıza çıkıyor. İki maçta oynanan toplam sekiz periyodun sadece bir tanesinde (2.maçın 2. periyodu) skor üstünlüğü Galatasaray'a ait. Fenerbahçe'den ortalama yedi ribaund eksik alıp, sekiz asist de az yaptı Galatasaray.

Takım istatistiklerini oluşturan oyuncuların da hali, hâliyle pek parlak değil. Playoff'un ilk altı maçında 5,33 asist ortalamasıyla oynayan Tutku Açık, final serisinin ilk iki maçında toplam üç asist yapabildi. Ömer Onan mı savunuyor nedir? Shumpert dışında normal sezon ortalamasına yakın sayı atan oyuncu yok Galatasaray'da. Onun sayı ortalaması da 18 olan ilk altı playoff maçı ortalamasına göre yedi sayı azalmış durumda. 

Şimdiye kadar sayılar konuştu, artık hamaset vakti...

Final serisinin takip eden iki maçı Galatasaray'ın seyirci avantajı altında oynanacak. Fenerbahçe iyi savunma yapar ve isabetli şut sokarsa ortalama 20 sayı fark yapmaya devam eder. İyi savunma yapar, kötü şut atarsa maçlar kafa kafaya geçer, bu sezon Barcelona ve Olympiakos deplasmanlarını kazanmayı bilen takım tecrübesiyle galip gelir. Yok eğer Fenerbahçe hem kötü savunma yapar hem de kötü şut atarsa Galatasaray bir ihtimal kazanabilir. 

Tamirci Çırağı

Serinin ikinci maçına fasulyeden Galatasaraylı bir arkadaşımla gittim. Yol boyunca; ümit gönlümün ekmeği, umar ha umarı mırıldanıp durdu, anlam veremedim. Sonra anlatmaya başladı. Cildi parlak kağıt kaplı "Yenilmez Armada" isimli bir romanda okumuş. Hikaye bu ya; ne olmuş nasıl olmuşsa parçalı çubukluyu yeniyormuş...

Maçın ilk yarısı berabere bitince (Salonda biz öyle sandık, ilk yarının son basketi ikinci yarı başı itibarıyla iptal edilmiş haberimiz yok.) arkası kuşlu aynasıyla saçlarını taramaya başladı bizimkisi. O romandaki hayali gerçek olacaktı belki de...

Derken sahneye kötü kalpli Hırvatlar ve Fenerbahçe Ülker savunması çıktı. Ukic ve Tomas'ın art arda bulduğu beş üç sayılık isabet çubuklunun hilal kaşlarını kaldırırken, parçalının ümitlerini bir kez daha yıktı. Çıkarken dışarı vurdum sırtına güzel kardeşimin ve unut dedim romanları.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Bugün Gazete Okumayın

Fenerbahçe'nin medyada daha çok yer aldığından şikayetçi olan Fenerbahçesiz kardeşlerim, size sesleniyorum. Bugün bırakın gazete okumayı, gazete bayisinin önünden dahi geçmeyin.

İşe gelirken göz ucuyla baktım gazetenin birine. İlk iki spor sayfasını utanmasalar sarı-lacivert basacaklarmış. Doğum kontrolünü 'coitus interruptus' yöntemiyle kotarabileceğini düşünen aklıevvel misali Buca karşısına çıkan Fenerbahçe'nin, nasıl direkten döndüğünü ballandıra ballandıra anlatmışlar.

Bu kadar lacivert yetsin artık umuduyla çevrilen üçücü sahife de Fenerbahçe dolu. Haber de haber olsa. Normal sezonu beşinci bitiren Fenerbahçe erkek voleybol takımı, Avrupa Challange Cup finalisti ve Türkiye Kupası şampiyonu Arkas'a maç vermeden final serisini kazanmış. Hepi topu son dört sezonda üçüncü şampiyonluklarıymış.

Tamam şimdi sıra bize geldi derken, o da ne...Fenerbahçe Ülker, onca eksiğine karşın Efes Pilsen'i uzatmaya giden maçta mağlup etmiş. Ligi lider bitirmeyi, olası bir Efes Pilsen eşleşmesinde ise seriye 1-0 (Yönetmelik değişmez ise playoff arifesinde) önde başlamayı garantilemiş.
Neymiş efendim, spor kulübüymüş...

24 Nisan 2011 Pazar

Elde Var 2

Kadın basketbol takımı, tarihin en önemli şampiyonluklarından birine imza attı geçtiğimiz Pazar. Maçın hemen ardından salya sümük ağlarken yazmaya niyetlenmiş, sonra mutluluktan zeka yaşımın üç seviyesinde olduğunu fark edip vazgeçmiştim.

İlk paragrafta kızların hakkını teslim edip,  ikinci paragrafı kimsenin beklemediğini bir kez daha gerçekleştiren erkek voleybol takımına verelim. Ligi 5. bitirip, saha avantajının rakiplerinde olduğu üç seriden alnının akıyla çıkan Fenerbahçe, son dört sezonda üçüncü şampiyonluğunu kazandı. Müstakbel kuzumuzun, anasının karnında da olsa tanık olduğu ilk şampiyonluk olarak tarihe geçti. Ellerinize sağlık.)

Fenerbahçe 3-0 Arkas (Seri de 3-0 Fenerbahçe'nin şampiyonluğuyla tamamlandı)

5 Mart 2011 Cumartesi

Bir Fenerbahçe Masalı

Ülke sınırları dahilinde bloglar bir kez daha stop ettirilmişken, blogspot vasıtasıyla deniz aşırı kıtalarda yaşayanlara derdimi yanarım ben de...

Fenerbahçe Ülker, grup maçlarına üst üste 4 galibiyetle başlayıp, deplasmanda Barcelona içerde ise Sieana'yı sırasıyla mağlup edince -her ikisi de çeyrek finale çıktı- bütün Avrupa'nın dikkatini üzerine çekmişti. Ömer'in topa baskıyı başlattığı, Vidmar'ın ortasını kapattığı Fenerbahçe savunması rakiplerinin 70 sayı bile atmasına izin vermezken, Ukic'in yönettiği Fenerbahçe hücumu iç dış dengesini iyi kurarak, dış adamlarına doğru pozisyonlar hazırlayıp, gerçekten izlenesi bir takım olmuştu.

Kaptan Ömer, Dünya Şampiyonasın'da bıraktığı yerden devam edip, kariyerinin ilk gününden beri yaptığı bezdirici savunmanın yanı sıra takımın en güvenilir skoreri olmuştu. Takımın enerjisi düştüğü vakit, Kinsey ve Mirsad takviyesiyle yenilenen 'ekip', Tomas'ın hücum ve savunma katkısını da arkasına alınca, Roko'dan başka sağlıklı oyun kurucu olmamasına karşın, Emir'i kullanmaya bile gerek duymadı ilk turda.

Trabzonspor karşısında sakatlanıp sezonu kapatan Vidmar'ın eksikliğini, 'iMay' ile kapatmaya çalışan Fenerbahçe, transferin son gününde adını duymanın dahi tüyleri hazır ola geçirttiği, Saras transferiyle hava atışı yapılmadan öne geçti. En azından ben öyle sandım...
Derdi tasası ipad adamın.
Barcelona'nın önünde gruptan lider çıkan takım, ikinci turun ilk maçında Pire'de Olymiakos'u mağlup edince arzular şelale oldu. Avrupa'nın gelmiş geçmiş en iyi oyun kurucularından biri, ecnebilerin no-look pas dedikleri hadisenin ehli Jasikevicius, (Efes Pilsen karşısında ilk maçında gözümle gördüm, o paslardan hala atabiliyor-du.) Ukic'in yükünü hafifletecek ve Fenerbahçe muhtemel grup lideri olarak çeyrek finale çıkacaktı. Valencia karşısında ite kaka kazanılan maçın ardından, Zalgiris maçı da kazanılmıştı kazanılmasına ancak Litvanya deplasmanında aynı rakibin tam 39 kez serbest atış çizgisine geldiği mücadele, uzatmada kaybedildi. Sarunas'ın yaptığı sayı pasından daha çok top kaybıyla oynadığı maçlardan bir diğeri olan maçta, Ukic grip olduğu için forma giymedi. Her ne hikmetse, Ukic'in kritik maçlar öncesi nevazil olası tutuyordu.(Bkn: Sieana deplasmanı)

Vidmar'ın sakatlığı, May'in yetersizliği sebebiyle aldığı süreyi ikiye katlayan Mirsad Türkcan da sakatlanıp sezonu kapatınca, bir önceki sezon Ömer Aşık'a ceza verip kenarda oturtabilecek kadar zengin olan uzun rotasyonu  güdük kaldı. Takımın yarısı yoktu ama Allah'tan Tomas ve Ömer'in şutları giriyor ve takımın bir savunma alışkanlığı vardı. Kalan iki maçtan birini kazanmak gruptan çıkmaya yetecekti.

Son 2 maçın ilki olan Olymiakos maçında, üçüncü periyota kadar işler yolunda gibiydi. Teodosic bitirilmiş, top Spanoulis'in eline kalmıştı. Spanoulis'in penetre ardından bulduğu Erceg'in inanılmaz üçlük isabet yüzdesine karşın, Fenerbahçe farkı on sayıya kadar çıkardı derken durdu. Koç Spahija, kaptan Ömer, Emir, Kaya, Oğuz, ben ve de hatta sen...Herkes durdu.

İş Valencia deplasmanına kalmıştı ve Fenerbahçe sezon başından bu yana ilk kez yoğun stres altındaydı. Kimsenin istemediği ancak beklenen oldu ve rüya gibi başlayan Euroleague sezonu kabus gibi sonlandı.

Gelelim rakamlara...
Top 16'nın ilk 4 maçında, 15'de 11 üç sayı isabetiyle oynayan (ikisinin toplamı 30'da 22) Ömer ve Tomas'dan, son iki maçta Ömer 4'te sıfırla atamazken, Tomas ise 12'de 2 üç sayı isabeti bulabildi. İlk turda %74 ile serbest atış -nam-ı diğer beleş atış- atan takımın yüzdesi, iş en iyi 16 maçlarına gelince %63'e geriledi. Büyük umutlarla gelen Saras'ın bakmadan attığı paslar için ya gözleri eskisi kadar iyi görmüyordu, ya da dizlerinde derman kalmamıştı ki maç başına 3,2 top kaybıyla oynadı. May ise ipad vasıtasıyla, maç başına 3 twit atarak istatistik kağıdında yer almamazlık etmedi.

Bu Sarunas'ın yerine Erbil oğlan oynasaydı, ya da Engin hiç sakatlanmasaydı. Sean May hiç gelmeseydi de, Mahalbasic daha önce geri çağırılsaydı. Fenerbahçe'nin, branş ayırt etmeksizin final oynayamama illeti olmasaydı. En azından şu beleş atışlardan iki tane fazla sokulsaydı...

İşte o zaman Fenerbahçe'nin rakibi, dörtlü final öncesi baş antrenörü Ettore Mesina'nın istifa ettiği Real Madrid olacaktı.

1 Şubat 2011 Salı

Derbi Uluslararası Sahnede

Kadınlar Euroleague 2. tur ilk maçında, Fenerbahçe ezeli rakibi Galatasaray MP'ı 77-58 mağlup etti. Caferağa'da oynanan maça yoğun seyirci desteği ve Angel McCoughtry önderliğinde üst düzey bir savunmayla başlayan sarı lacivertli ekip 14-2 öne fırlamasına karşın, Augustus ve Hodges'in dış saha isabetlerine engel olamayınca skorda rakibine yakalandı. İlk periyodu 20-18 önde geçen Fenerbahçe, Birsel Vardarlı'nın ilk yarının son hücumunda bulduğu basketle soyunma odasına 36-33'lük avantajla giren ekip oldu.

İkinci yarının ilk 5 dakikasında rakibine sayı izni vermeyerek farkı arttıran Fenerbahçe, ısrarla topu içeri indirerek Nevriye Yılmaz ve Ivana Matovic'le pota altı basketleri bulurken; Galatasaray ise elindeki değer Sylvia Fowles'ı kullanmayı unuttu. Augustus'un el üstü atışları ve Palazoğlu Tuğba'nın 3 sayılık atışlarıyla oyunda kalmaya çalışan sarı kırmızılılar, 3. periyotta sadece 9 sayı kaydına muvaffak olurken, fark 16 sayı skor ise 58-42 olarak istatistik kağıtlarına düştü.

4. periyotla beraber son kozunu oynayan Galatasaray baş antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu'nun ön sahada pres ve ikili sıkıştırmalarla top kapma çabası, Ratgaber'in ve takımı Fenerbahçe'nin tecrübesine takıldı. Topu yere vurmadan karşı sahaya geçiren ev sahibi ekip, kolay basketler bularak farkı korudu ve maçın son dakikaları Caferağa'yı dolduran taraftarlar için kutlama anları oldu.

Serinin ikinci maçı Cuma akşamı Abdi İpekçi'de ve Galatasaray'ın ev sahipliğinde oynanacak. "Sarayın Sultanları" Sylvia Fowles'a top indirmeyi yine unutup, bütün yükü Augustus'un üstüne yüklemeye devam eder ve maçı Tuğba Palazoğlu'nun dış atışlarından medet umacak hale getirirse, seriyi Kadıköy'e taşıması mümkün ol-a-mayacaktır.

Eski dost Tammy Sutton-Brown'da maçın son bölümlerinde oyuna dahil oldu.

4 Ocak 2011 Salı

Maça gittim tribün dolmuş...(Fani Madida'nın kulakları çınlasın)

Maç olsa da gitsek ile, futboldan attığım pasın hakkını vermek ve maç istatistiklerine bir asistle dahil olmak için, işbu yazı elzemdir.

Gerçi işten çıkıp maça gücün (ancak) yetişebilmemden ötürü üzerimde lisanslı Fenerbahçe ürünü bulunmaması, aidiyetimin belgesi olan Fenerbahçe kartımı evde unutmam, biletim deplasman tribününden olmasına karşın ağırlık merkezimi Fenerbahçe tribününe yerleştirmem ve ıslık çalmayı beceremediğimden rakip hücümlarında "yuuuh" diye bağırdığım ortaya çıkarsa, Efes Pilsen maç tekrarı isteyebilir ya...

Varsın istesinler, bir kez daha yeneriz.

Fenerbahçe Ülker 81-72 Efes Pilsen

PS: Planladığım yazının öznesi pek tabi Jasikevičius olacak, hikayesi ise yanımda oturan zihinsel özürlü Fenerbahçeli abi ve ayakları öpülesi annesi üzerine kurulacaktı. Efes Pilsen'in, bu sefer maç tekrarı için kullandığı şark kurnazlığına keşke denk gelmeseydim.

Top 16 Grupları

Ben beceremedim, çekilmişine buyrun.


3 Ocak 2011 Pazartesi

Barselona yolcuları (Top 16)

Fenerbahçe Ülker Genç Erkek Basketbol Takımı, Roma'da oynadığı eleme maçları sonucunda, Barselona'da düzenlenecek "Final Four"'da mücadele etme hakkını abilerinden önce kazandı. Evsahibi Roma'nın takımı Lottomatico ile aynı grupta oynayıp, eleme maçında ise bir başka İtalyan ekibi Montepaschi  Siena ile karşılaşan gençler, futbolcu kardeşlerinin aksine dayak yemeden evlerine dönerek, önemli bir başarının da sahibi oldular.

Davulumuzu zurnamızı anlamayanlar için çaldıktan sonra, gelelim yarın çekilecek olan "Top 16" gruplarına. Çekilecek dediysem lafın gelişi...Bir önceki aşamada aynı grupta oynayan takımların, zinhar bir araya gelemeyeceği ve mümkünse aynı ülke takımlarının da karşılaşmasının istenmediği statüye göre, çok fazla alternatif kalmıyor aslında.

Benim becerebildiğim kadarıyla, muhtemel grup eşleşmeleri (Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen için) şudur;

Grup X: Panathinaikos - Fenerbahçe Ülker - Unicaja - Partizan
Grup Y: Olympiacos - Caja Laboral - Efes Pilsen - L.Rytas

Maç olsa da gitsek...


Süper Lig'de 2010-2011 sezonunun ikinci yarısı 21 Ocak 2011’de başlayacak. Anadolu’nun akıncı beylerinin palazlanıp, İstanbul futbol surlarına sancaklarını dikmeye başladığı son senelerde, bunca değişime –Gelişimden ziyade, değişim daha gerçekçi sanki.- karşın; Avrupa liglerine bakıldığında, hala en uzun süreli devre arası tatillerinden birine sahibiz.

2005-2006 sezonunda verilen 47 günlük ara ile karşılaştırılınca, 32 güne gerileyen futbol uykumuz, aşık atmaya çalıştığımız liglere göre yine de çok derin. Futbolun beşiği olarak bilinen İngiltere’de ‘devre arası tatili’ diye bir kavram yok. Hıristiyanlarca kutsal sayılan Noel günü 24 Aralık'ta dinlenen İngiliz futbolu, bunun dışında dur durak bilmeden mücadele ediyor. İtalya, Almanya, Fransa, Portekiz ve İspanya’da liglere ortalama üç hafta ara verilirken, bir tek Hollanda bizim gibi “sefa pezevengi”.

Spor sevgisi konusunda pek seçici olmayan bendeniz, futbola verilen uzun arada, canlı maç izleme keyfimi salon sporlarına yönlendirerek özlem gideriyorum. Darısı futboldan başka branş olmadığını sananların başına.

Fenerbahçe Ülker 20:00 Efes Pilsen

29 Kasım 2010 Pazartesi

Fener Mesaisi

Güne Galatasaray derbisi ile başlayıp, Galatasaray derbisiyle günü sonlandırmak, derbiden sayarsanız eğer araya bir de Beşiktaş galibiyeti eklemek pek keyifli imiş onu öğrendim Pazar günü. Aykut Hocam sağolsun...

Bu sene futbol takımına küsüp, kendini kadın basketbol takımına adayan kuzen Puskas (Gerçi her sezon başı küsüp, son haftalarda barışır ya, aramızda kalsın:), Pazar akşam derbiye gidelim mi dediği vakit, aklımda sadece Caferağa'ya gitmek vardı.

Kadının fendinin, erkeği yenmesine razı olmayan gönlüm Caferağa derbisini gün sonuna öteleyip, derbi güzergahının ilk durağı olarak Burhan Felek'te oynanacak erkek voleybol maçını seçti. Yeni salonu görmek cabası, maçın adı da Fenerbahçe-Galatasaray olunca, sürpriz mağlubiyete karşın keyifli başladı derbi maratonum. Kaptan Arslan'ın kötü performansına, Miljkovic'in sıçramadan  topa vurabileceğine olan inancının devam etmesi eklenince, ezeli rakip 23-25 sonuçlanan üç setin ardından sahadan galip ayrıldı.
Fenerbahçe 0-3 Galatasaray

İkinci maç Fenerbahçe Acıbadem ile Beşiktaş arasındaydı. İki takım arasındaki dağları fark etmek için Aylin Abla olmaya da gerek yoktu.Caferağa'nın yolunu tutarken, ilk set henüz sonuçlanmıştı ve kızlar terlememişti bile. Vakti zamanında, Demirören'in "Paf takımıyla çıkarım haaa!..." diye bir tehdidi vardı ya hani...Sözünün eriymiş başkan.
Fenerbahçe Acıbadem 3-0 Beşiktaş

Üçüncü ve asıl maç için, bu sefer Puskas ile beraber, salonda yerimizi aldık. Takımlar ısınırken smaç vuran kadın (Sylvia Fowles), biraz gözümü korkutsa da, Nevriye, Birsel ve Esmaral'in hala çubuklu için mücadele ettiğini hatırlayıp rahatladım. Maça iyi başlayan Galatasaray oldu. Fowles'ın pota altını domine etmesi, Augustus'un hepsini tek elle bitirdiği cemşatlarının giresinin tutması ve Fenerbahçe'nin ısrarla boş şut kaçırması rakibin öne fırlamasını sağladı.
İlk üç periyot her şey Galatasaray'ın istediği gibi giderken, kritik anlarda lehlerine çalınan hakem düdüklerinin de katkılarıyla, final periyoduna dokuz sayılık avantajla girdiler. Top hırsızı Birsel Vardarlı'nın ön sahada yaptığı baskıyla sertleşen Fenerbahçe savunması, yine Birsel'in asistleriyle farkı eritti ve bitime dört buçuk dakika kala Taurasi'nin attığı üçlükle ilk kez öne geçince, bana da kuzene çaktırmadan mutluluktan yaşaran gözlerimi silmek düştü.
Fenerbahçe 74- 68 Galatasaray Medical Park

4 Kasım 2010 Perşembe

Fenerbahçe

Geçtiğimiz sezonun Euroleague şampiyonu Barcelona'yı İspanya'da 61 sayıda tutan Fenerbahçe, tarihi bir galibiyete imza attı.

Regal Barcelona 61-69 Fenerbahçe Ülker

21 Ekim 2010 Perşembe

Tut Işıl Tut

Erkek basketbol ve erkek voleybol takımları Fenerbahçe'nin tek maçlık final buhranına yeni halkalar ekleyerek, sezonu Efes Pilsen ve Ziraat Bankası mağlubiyetleriyle açarken, kadın basketbol takımının rakibi şükürler olsun Galatasaray'dı....

Cumhurbaşkanlığı Kupası Fenerbahçe'nin.
Fenerbahçe 75-58 Galatasaray