Alex de Souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alex de Souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2012 Pazar

Ya Alex yoksa

Şu ülke çimlerine adımını attığı ilk sezonlarda hakkında sıklıkla dillendirilen: "Tamam bileği fena değil ama, hiç koşmuyor. Modern futbol bunu kaldırmaz..." idi. Gel zaman git zaman, rakamlar öyle baskın hale geldi ki yeni basmakalıp: "Alex oynamazsa Fener yok abicim..." haline dönüştü.

Akıl sağlığı yerinde ve istatistiğin bir bilim olduğunun farkında her beşerin ülkeye gelmiş geçmiş en iyi yabancı futbolcu olduğu konusunda birleştiği Alex'in attıkları ve attırdıklarını biliyoruz da, ya Alex yokken?...

Fenerbahçe forması ile sekizinci sezonunu oynayan Alex de Souza; sakatlık, ceza, milli maçlar ya da hoca tercihi sebebiyle şu ana dek toplam 48 maçta formasından uzak kalmış.
  • En şanslı rakip Gaziantespor. Kaptan çeşitli sebeplerle 5 Antep maçını kaçırmış. Fenerbahçe'nin bu 5 maçta;3 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyeti var.
  • Toplamda 6 derbi kaçırmış Alex. Fenerbahçe, bu 6 derbiden 5 galibiyet 1 de beraberlikle ayrılmış.
  • Ezeli rakip Galatasaray, 4 kere hasret kalmış profesöre ancak sadece 1 beraberlik çıkarabilmiş bu maçlardan. Diğer 2 derbide ise Trabzonspor ve Beşiktaş Alex olmamasına karşın mağlubiyetten kaçamamışlar.
  • Alex'in yokluğundan en çok faydalanan ekipler ise İBB ve Kayserispor. Alexsiz 4 maçtan Kayseri 2 galibiyet ve 2 beraberlik çıkarırken, İBB ise 2 maçtan 1 galibiyet ve 1 beraberlikle ayrılmış. Alex yokken Fenerbahçe, Kayseri ve İstanbulbüyükşehir Belediye'yi yenememiş.
Süper lig, kupa ve süper kupa maçları arasından kaçırdığı 48 maçın Fenerbahçe adına icmali ise şu şekilde;
  • 31 galibiyet, 8 beraberlik, 9 mağlubiyet.(%70 başarı oranı.)
"Alex oynamazsas Fener biter abicim..." önermesinin doğruluğuna varın siz karar verin.

24 Mart 2012 / Fenerbahçe-Bursaspor maçı

20 Şubat 2011 Pazar

Bir oğlum olsun, adı Alex olsun

Maçtan önce sorgu sual edenlere, (Abimle, kuzen dışında soran olmadı ya neyse.) beraberlik iyi sonuç dedim. Kimsecikler güvenmezken inanan (bkz: "Rapaic birer birer sıyrılıyor rakiplerinden...") , cemil cümlesi bitti bu iş dediği vakit ise temkinli (bkz: Şampiyon Ol Kanarya...) olan bir taraftarlık halim vardır ki hiç çekilmez. Ben bile çekemiyorum kendimi, düşünün artık...

Benim için bu ruh hali içinde başlayan maç, Fenerbahçe'nin bayrak adamı (bkz: Bandiera) Alex'in ortaladığı, 'adı batacası' Selçuk'un ön direk koşusunun ardından, genç (gerçekten genç) Necip'in katkısıyla ağlara giden golle buhran olmaktan çıktı.

Aykut Kocaman'ın takımı başta beni, sanırsam birçoklarını şaşırtarak ilk otuz dakikayı rakip yarı sahada geçirdi. Dia'nın vurduğu ve topun canının direk çektiği pozisyonla beraber dinen Fenerbahçe fırtınasından, Beşiktaş asgari hasarla kurtulmuştu. Fenerbahçe'nin ısrarla sol, Beşiktaş'ın ise Q7 kanadını kullandığı bu dakikalarda, iki takımın da kanat bekleri sarardı. Santos sarı kart gördükten sonra Quaresma'nın ters kanata gitmesi kendi tercihi miydi, yoksa hocasının isteğiyle mi gerçekleşti -ki hiç sanmıyorum- bilmem ancak, her kim akıl ettiyse, beni mutlu kıldı.

İlk yarının son 15 dakikası, topa daha çok sahip olan Beşiktaş, derbinin gereğini yaparak deplasman ekibini baskı altına aldı. Asya'dan Amerika'ya tüm dünyanın 4 gözle beklediği yıldızlar, ha parladı ha parlayacak derken, ebemkuşağı Ekrem Dağ'ın sol ayağına değdi. Daha iyi kullandığı sağ ayağı, Dia ve Niang'a tekme atmaktan yorulmuş olmalı ki, sol ayağıyla aldı örümcek ağını.
İkinci yarının başında kazanılan duran topta, 'genç irisi' İbrahim'in önünde kalan top gol olup, bir futbol takımı pozisyona girmeden nasıl öne geçebilir senaryosu bilmem kaç milyonunca kez sahnelenince, futbol dilencileri neredeyse yolda kalacaktı da Ferrari yetişti.

Dakikalar önce mevkidaşı Lugano ile güreş oynamasına müsade edince ülkenin en iyi hakemi, astarını isteyen İtalyan oyuncu, bu sefer boksu denedi. Eylemi de ring ortamı olsun diye ceza alanın içine taşıyınca, önce skor eşitlendi, sonra Beşiktaş nakavt oldu.

Alex De Souza'nın sağlı sollu yumruklarla, groki durumdaki rakibine acımadığı 10 dakikalık raunt, kaptana yakışmadı. Hele ki tüm dünyanın gözü bu maçın üzerindeyken...
Bjk 2-4 Fenerbahçe

24 Kasım 2010 Çarşamba

"I love You Alex"

Isınmaya çıkan futbolcu topluluğunu, gözle görülemeyen rütbe alametleri olan apoletlerine göre sırasıyla tribüne buyur etmek, en önemli taraftar ritüellerinden biridir. Bu kültüre yabancı, ecnebi futbolcuların ilk “yumruk havaya” tecrübeleri genellikle komik görüntülerle sonuçlansa da, çok değil iki, bilemedin üç hafta sonra usta olur çıkarlar. Her yeni yabancının ismi, tribün bestekarları için doğru ezgiyle birleştirilmesi gereken bir güfte olur. Tek heceli Güney Amerikalılar (Jo) ve sesli harf fakiri olan Slavlar (Beschastnykh) zor sınavlardır ancak, taraftar her daim sınıfı geçmeyi başarır.

Bir de sınavsız gönüllere buyur edilen, üzerine düşünmeye dahi gerek duyulmadan malum sevgi cümlesinin maşuğu yapılanlar vardır ki, her on senede yeni bir futbol aşkı bulabilirseniz eğer , futbol tanrılarının sevdiği bir kul olarak addedin kendinizi.

Blogun isim sahibi, benim futbol sevgimin ortağı, savunma sanatçısı Uche Okechukwu’yu “I love you Uche” diye tribüne çağırdığımız  soğuk Ekim akşamında rakip Trabzonspor, sene 1996 idi. Fenerbahçe’nin atılmayı beklenen iki bininci golü, Jay Jay Okocha ve Kemalettin Şentürk’ün denemelerinde direğe takılırken, Fenerbahçe tarihine isminin yazılması elzem olan adamı bekledi sanki. Fenerbahçe, Trabzon’u Uche’nin son dakika golüyle mağlup ederken, atılan bu gol lig tarihindeki  iki bininci gol olarak kayıt altına alınmıştı.

Takip eden on dört seneye 999 gol sığdıran Fenerbahçe, bu sefer üç bininci gol için sahadaydı. Buca maçı bayram tatilinin ardından ilk mesai gününe denk gelince, üç bininci golün arifesinde olduğumuz tamamen aklımdan çıkmıştı. Fenerbahçe'nin başarısı için ilk düdükle beraber edilmeye başlanan duaların noktası olan "amin" bile diyemeden, kaptan Alex De Souza üç bininci golü kutlamaya başladı. İngilizlerin icadı bu güzel oyununun en prestijli hadiselerinden biri olan hattrick'i (Yeri gelmişken ilave etmek gerekirse; İngilizler atılan üç gol peş peşe kaydedilmezse hattrick saymazlar.) yirmi üç dakikada gerçekleştiren Brezilyalı oyundan çıkarken, bütün stad ayakta "I love you Alex..." diye yıkılıyordu. O sahadan çıkarken gayriihtiyari dudaklarımdan dökülenler ise şunlardı...
"Şükürler olsun seni futbol oynarken seyredebildim kaptan."

26 Ekim 2009 Pazartesi

... Gezdiren Yesin

Başlık bu adam için...
Şu ülkede ne kadar futbol dilencisi varsa Alex'in sahada attığı her adım için şükretsinler. Ve de dua etsinler, Allah bir erkek evlat versin bu adama ki eşsiz yeteneğini gelecek nesillere taşıma ihtimali olsun.
***
Gelelim derbiye. Son 10 senedir süren galibiyet serisi boyunca, Kadıköy'e gelen Uefa şampiyonu Galatasaray dahil en ofansif kadroya sahip olan Rijkaard'ın takımı duran toptan gelen gol hariç çeyrek pozisyon dahi bulamadı. Daum'un Kazım tercihi sebebiyle savunmanın en uçta başlaması, Emre ve Cristian'ın önde basması, kenar bekleri yaşlı Roberto Carlos ve Gökhan'ın rakip kanat oyuncularına yakın oynaması ve onların önünde oynayan Vederson ve Mehmet Topuz'un kademelerine girmesi Fenerbahçe'nin savunma oyuncularına gerek kalmaksızın kalesini kolayca savunması sağladı.

Rakibin en önemli silahı, Türk futbolunun yeni Hasan Şaş'ı, sahayı enine katetmek konusunda mahir Arda Turan solda başladı, 20. dk'dan sonra sağa geçti, ilk yarıyı ortada bitirdi. İkinci yarı duran toptan gelen golün ortasını yapmasına karşın oyundan alındı. Oynadığı süre boyunca bir kez adam eksiltemedi. Sen Metin Oktay'sın demekle onun kadar futbolcu, hadi futbolculuğu geçtim onun tırnağı kadar güzel insan olabilmek...

Savunmayı yaparken Fenerbahçe, Emre liderliğinde önde basarak kaptığı toplar sayesinde Galatasaray'ın milli olmasına milli ama yetersiz savunma 4'lüsünü çok rahat geçti. Fenerbahçe'nin bayrak adamı Alex'in arka direkte bulduğu golle demoralize olmaya hazır rakibini bozdu ve henüz 15. dk'da maçı Fenerbahçe lehine kanımca tescilledi. Emre'nin muhteşem hamle zamanlamasıyla kazanılan top ve Alex'in bireysel yeteneği sebebiyle penaltıyla sonuçlanan pozisyonun ardından fark 2'ye çıktı. Balta'nın duran toptan bulduğu gol ne Galatasaray'ı umutlandırdı ne de Fenerbahçe'yi endişelendirdi.

Aşırı gerginliğin sonucu beklenen oldu ve Keita değme kickboxculara taş çıkartırcasına attığı yumrukla soyunma odasının yolunu tutunca Fenerbahçe'nin atacağı yeni goller beklenir oldu. İspanyol attı da çoğunluğun gönlünden geçen skor sağlanmış oldu.

8 Ekim 2009 Perşembe

Profesör Alex Vs. Arş.Gör. Deniz Barış

Deniz Barış'ın hem hayata karşı duruşunu hem de bir çoğunuza garip gelse dahi futbolculuğunu beğenirim ve arada sırada satır aralarında belirtirim bu durumu. Konuya ilişkin fikirlerim sabit ancak bu fotoğrafı görünce dikkatimi çekeni sizlerle de paylaşmak istedim...
İdmanda mücadele eden iki oyuncudan, Alex'in yüzündeki neşe ve rahatlığın aksine Deniz Barış'ın yüzündeki endişe ne kadar ortada. Biri akıl küpü, disiplinli, kendine güveni sınırsız, kürsüsünde rakipsiz ve genç yaşta akademik kariyerinde zirve yapmış profesör misali işini yaparken, bir diğeri çalışkanlığı, hırsı ve iş disiplini sayesinde elde ettiği akademisyen kimliğini, kariyerinin sonu yaklaşırken hala aynı sıfatla sürdürsede halinden memnun, yaptığı işe aşkla bağlı ancak bölüm başkanının karşısına çıktığı vakit hala ilk günkü kadar heyecanlı ve tedirgin.
Deniz Barış'a hak vermemek mümkün mü?...
Hangimiz patronu ile ilişkisini enseye tokat kaideye parmak düzeyine ulaştırabildi bugüne kadar.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Hastasıyım

"Herkesin bir fonksiyonu vardır. Bazı oyuncu vardır koşar, bazıları başka şeyler yapar. Ben fazla koşmam ama görevim top bana geldiğinde gönderilmesi gereken yere göndermek. İlk golde Güiza'ya asist yaparak, ikinci golde de topu kaleye göndererek yaptım ama top direkten döndü. Herkes fonksiyonunu yaptıktan sonra bu iş devam eder"

23 Temmuz 2009 Perşembe

Meşe Palamudu & Lacivert-Turkuaz

Kuzen Puşkaş ile yeni formalar üzerine hasbihal ederken farkettim ki biz yeni sezon formaları üzerine yazmamışız. Blog olarak genel kanımız bizler forma tasarımcılarından razıyız amma velakin bazı taleplerimiz de yok değil.
Öncelikle forma bedenlerinin yazıldığı, giyince ense köküne denk gelen bölüme "Yaşa Fenerbahçe" marşı sözlerinin yazılma fikrini çok beğendim. Formayı ters-düz edip giymedikçe dışardan bakan gözler tarafından görülemeyecek olsa da; formayı giyen taraftarın gönlünden geçeni, formanın içine nakşetmek benim Fenerbahçeliliğimi okşadı.



"Arma" olarak isimlendirilen yeni forma farklı tasarımıyla dikkat çekse de benim için herdaim en güzel forma çubuklu. Gelelim içimizde kalanlara...
Ben , arma formada meşe palamudu yeşilinin kullanılmasını istiyordum. Bir sene erteledim beklentilerimi. Puşkaş ise Fenerbahçeli bir kardeşin yaptığı, onunda görüp beğendiği lacivert-turkuaz çubuklu forma özlemindeymiş. Ben görünce çok beğendim,seneye inşallah...

PS: Alex'in harmadalı oynattığı bir türlü ikna edilemeyen Poulsen'in aynı kareye girmesi ilginç olmuş.

8 Ocak 2009 Perşembe

Tackling Alex

Alex koşmaz dünyanın en büyük yalanıdır. Televizyon başında hasbelkader maç izleyenlere bir lafım yok ancak bu işten para kazanan, maçı basın tribününden izleyen insanlardan duyunca bu yorumu dünya görüşlerinden şüphe ediyorum. Alex de Souza'yı çıplak gözle izleyenler bilirler ki; kendine boş alan yaratmak için, markajdan kurtulmak için sürekli yer değiştirmek zorundadır. Aksi halde bunca gol atmasının imkan ve ihtimali yoktur.
Alex savunma yapmaz kabulümdür ancak abartıldığı kadarda değil hani. Savunma yaparken görmedik diyenler varsa yukardaki resmi alsın arşivlerine katsınlar.
Bu konuda fikrimin ne kadar sabit olduğunu dair şüphesi olanlar ise blog yazmaya adım attığım güne geri dönebilir.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Kaptan Kiev'de Emre Evde

Fenerbahçe Kiev deplasmanına Avrupa serüvenini bir sonraki seneye taşımak amacıyla çıkacak bu akşam. Kaptan Alex de Souza'nın maçı olacak benim kanımca. Galibiyetten başka sonucun işe yaramayacağı maç için açtığımız anketin kapanmasına saatler kala bende maçı kazanacağımıza dair his gittikçe kuvvetleniyor.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Bandiera

Kulübüyle özdeşleşen, Türkçe karşılığıyla kulübün bayrak adamı olan oyunculara İtalyanlar "bandiera" terimini uygun görmüşler. 4-5 senede bayrak adam olmak o kadar kolay değil diyenler olacaktır ama kaptanın Fenerbahçe'ye kattıklarını düşünüp kendi tribününü yarattığını görünce, sonuna kadar hak ettiğini söylemek zor değil.

Not: Yazı Beşiktaş maçından önce yazılmış ancak, maçın ardından yayınlanmıştır.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Alex de Souza ( FIFA.com )

Fifa.com Alex de Souza ile bir röportaj gerçekleştirmiş. Röportajın tam metni aşağıdaki linkte ;
http://www.fifa.com/worldfootball/news/newsid=886954.html#alex+talks+tactics+ambition
benim içinden seçtiklerim ise şu şekilde...

FIFA.com: Juan Roman Riquelme ve senden başka klasik 10 numara diye adlandırılan oyuncu kalmadığına dair genel bir kanı var. Sen katılıyor musun bu görüşe?
Alex: Ben ve Riquelme dışında bir veya iki oyuncu daha sayabiliriz. Modern futbolun çizdiği yeni yol bu tarz yetenekler için yeterli boş alanı bırakmıyor fakat yetenekli oyuncular stillerini modern futbola adapte ederek başarılı olabilirler.

FIFA.com: Oyun kurucuların bu kadar azalmasında hangi taktiksel değişiklikler sebep oldu?
Alex: Birçok faktör var. Futbolun daha çok fizik gücü üzerine kurulması dolayısıyla alanların daralması gibi, bunun yanısıra çok kısa zaman önce önlerinde kanat oyuncuları olsa bile hücuma çıkan bekler varken, günümüzde 4 defans oyuncusu mevkilerininden hiç ayrılmadan sadece savunma yapıyorlar. Bunun asıl sorumlusu takımı yöneten teknik direktörler. Onların oyuna bakış açıları değişti.

FIFA.com: Geçtiğimiz yıllarda Scolari ve Luxemburgo gibi önde gelen iki Brezilyalı hocayla çalıştın. Oyuna bakışlarında farklılıklar var mı?
Alex: Tamamen farklı. İkisiylede 4'er yıl çalıştım. Luxemburgo'nun yaklaşımıyla kendimi daha çok tanımlayabilirim. O, bizim Brezilya'da gördüğümüz futbola yakın bir bakış açısına sahipken Scolari Avrupa'lı gibi görüyor işleri.

FIFA.com: Bazı insanlar senin daha yüksek profilli bir Avrupa liginde oynaman halinde işlerin daha farklı olabileceğine inanıyor. Senin fikrin nedir?
Alex: Büyük Avrupa liglerinin Türkiye liginden daha popüler olduğuna şüphe yok. 2003'de Cruzeiro'daki seviyemi ( 2003 senesinde Brezilya'da yılın en iyi oyuncusu seçilmişti.) korumayı başarmama karşın birçok insanın bundan haberleri yok. Brezilya milli takımı için ise bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Cruzeiro'da çok iyi oynadığım dönemlerde Carlos Alberto Parreira başka oyunculara forma verirken ben yeterli forma şansı bulamıyordum.

FIFA.com: Futbolu seven bir ülkeden gelmene karşın Türk taraftarlarının tutkusu seni azda olsa şaşırttı mı?
Alex: Fazlasıyla. Benim tahminlerimin çok üzerindeydi. Brezilyalılar futbollarını severler ancak Türkler için futbol herşeyden daha önemli. Brezilya'da yada oynadığım başka bir ülkede olduğundan çok daha önemli. Türk insanın futbol hakkında hissettiklerini anlayabilmek için Türk olmanız gerekir.

21 Eylül 2008 Pazar

Alex De Sozua

Kız çocuklar için daha hayırlı olur derler doğrudurda ama Allah bu adama bir erkek evlat nasip etsin ki , bizim de 50'li yaşlarda tribünde onun oğlunu izleme ihtimalimiz olsun.

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Frikik

Kadıköy'de kupa maçında Aykut'a attığı golden bu yana sanki yok Alex'in serbest vuruştan golü.

18 Mart 2008 Salı

"Koşmuyomuş..."


Konya maçında kendi kendine asist yapmayı denediği muhteşem pozisyonla ilgili bişeyler yazmaya niyetliyken "sinyor" bartu ve tanburacıyı izledikten sonra dün akşam; alex'in koşmadığına dair manasız yorumlarını duymak konumdan saptırdı beni.Fenerbahçe tarihinin gelmiş geçmiş en büyük topçularından biri ve yanındaki futbol yorumcusu tamburacı'nın çıplak gözle kaptanı izlemediklerine dair ciddi şüphelerim oluştu.
İşte sözde koşmayan Alex de Souzanın Fenerbahçe performansı:

- Süper lig: 64
- Hazırlık maçları : 13
- UEFA Şampiyonlar ligi: 10
- Türkiye Kupası: 5
- UEFA Kupası: 4
- UEFA Şampiyonlar ligi eleme turlarında : 3
- Türkiye Süper Kupa maçları: 1

183 maç:100 asist+89 gol