Regal Barcelona 61-69 Fenerbahçe Ülker
4 Kasım 2010 Perşembe
Fenerbahçe
Geçtiğimiz sezonun Euroleague şampiyonu Barcelona'yı İspanya'da 61 sayıda tutan Fenerbahçe, tarihi bir galibiyete imza attı.
2 Kasım 2010 Salı
Uyku Tulumu
Papazın Çayırı için iki kuşak eksik olan ömrüm, Fenerbahçe Stadı’nın evriminin ise tam ortasına denk geldi. Şimdilerde mesleki abecemin olmazsa olmazı olan kolonlara, direk dediğim yıllarda, doğru görüş açısı için köşe kapmaca oynardım onlarla. Son senelerde maçın başlamasına yarım saat kala lütfederek geçtiğim turnikeler, o vakitler Türk’ün kızıl elma ülküsünden farksızdı.
Saatler önce girilen bomboş tribünlerin numarasız koltuklarından yer beğenilir, her maç haftası yeni bir Fenerbahçeli dost edinilirdi. Sonra tribünler yıkıldı, peyderpey yenileri inşa edildi. Sözüm ona endüstriyel futbolun farzı, büyük hedeflerin en önemli gereği, başkan ve yöneticilerin ceplerine hapsolan kulüplerin özgürlüğünün anahtarıydı tesisleşme.
Başkan, böyle uyuttu bizi senelerce…
Sarının yanına kırmızıyı yakıştıran Fenerbahçesiz kardeşlerim şimdilerde pek heyecanlı. Yılan hikayesine dönen “arena”larına kavuşmak ve çilesiz maç seyredebilmek için gün sayıyorlar, başlarına geleceklerin farkında olmadan . Rahmetli Çupi’den bir kıssa ile noktayı koyup, tüm futbol severlere iyi uykular dilerim.
"Real Madrid'in multi trilyoneri Kont Bernabeu bir gün Mimar Biosca'yı yanına çağırıp emretmiş:
-Bana 120 bin kişinin aynı anda yatacağı bir uyku tulumu yapsana...
-Neden?
-Franko'nun ömrünü uzatmak için başka çaremiz yok...
Her hafta Real Madrid efsanesine tapınan 120 bin İspanyol'un içine girdiği uyku tulumu başkent Madrid'de ki Bernabeu futbol stadıdır."
Kaynak
Çupi, İ. (27 Temmuz 1979. Bu Temelin Altında Spor Yok, Tercüman.)
30 Ekim 2010 Cumartesi
Fenerbahçe Yine Yenildi!
Biricik kuzum tarafından cici annem olan, futboldan anlamayan ancak çocuklarının hatırına Fenerbahçe için duasını esirgemeyen "Cici" ile Bursaspor maçının ertesi sabahı aramızda geçen sohbet; Fenerbahçe'nin durumunu, rakiplerin bakış açısını ve medyanın elindeki körüğün kapasitesini harika özetleyen üç beş cümleden ibaret idi...
Cici: Oğlum, Fener dün Bursa'ya da yenilmiş ha?...
Ben: Yok cici, 1-1 bitti.
C: Öyle mi??? Ama geçen gün yenilmişti değil mi birine, Beşiktaş'a mı?
B: Hayır, o maçta berabere bitmişti....
C: Doğru ya, Galatasaray'a yenilmişti edepsizler!
B: Yok hayır cici, o da berabere bitmişti ama Fenerbahçe'nin kazanamadığı maçı biz kaybedilmiş sayarken, rakipler galip ilan ediliyor her seferinde...
Cici: Oğlum, Fener dün Bursa'ya da yenilmiş ha?...
Ben: Yok cici, 1-1 bitti.
C: Öyle mi??? Ama geçen gün yenilmişti değil mi birine, Beşiktaş'a mı?
B: Hayır, o maçta berabere bitmişti....
C: Doğru ya, Galatasaray'a yenilmişti edepsizler!
B: Yok hayır cici, o da berabere bitmişti ama Fenerbahçe'nin kazanamadığı maçı biz kaybedilmiş sayarken, rakipler galip ilan ediliyor her seferinde...
Bursaspor 1-1 Fenerbahçe
25 Ekim 2010 Pazartesi
Herkes Haddini Bilecek
Puansız seneler deste, ezeli rakibin hocası "roman", maçın hakemi de köstek olunca çiçek gibi bir maç oldu!
Yıllardır makus talihlerini değiştirmek ve tarihe geçmek için aşırı motive olarak Kadıköy'ün yolunu tutan topçu güruhu, bu sefer yazının başlığına gönderme yaparcasına kaybetmemek için sahadaydı. Maça üç çapa, üç stoper, bir bek ile başlayan ezeli rakip, savunmanın arkasına atılacak serseri topların takibi için Pino'yu, sahada serserilik yapıp maçı germek için Elano'yu, eli belinde dolaşması için ise Misimovic'i görevlendirmişti.
Yıllardır makus talihlerini değiştirmek ve tarihe geçmek için aşırı motive olarak Kadıköy'ün yolunu tutan topçu güruhu, bu sefer yazının başlığına gönderme yaparcasına kaybetmemek için sahadaydı. Maça üç çapa, üç stoper, bir bek ile başlayan ezeli rakip, savunmanın arkasına atılacak serseri topların takibi için Pino'yu, sahada serserilik yapıp maçı germek için Elano'yu, eli belinde dolaşması için ise Misimovic'i görevlendirmişti.
Maçın ilk yarısında Cana, Sarp ve Ayhan ile önde tekme atan Galatasaray orta sahasını geçmeyi başaran Fenerbahçeli bilekler, Lucas'a çarptı. Onu da geçmeyi başaranlar Sabri'nin altında kaldı. Kırk beş dakikada sekiz haftalık koşarak tükenen Galatasaray, ikinci yarıyla beraber çözülür derken, Karpatların Maradona'sı yanında oturttuğu son ön libero olan Barış'ı Misimovic ile değiştirerek, tekme atma direnci düşen takımına ligin bu konuda en mahir oyuncularından birini ekledi.
Lucas'a gösterdiği sarı kartın ardından tertemiz bir "fuck off" ile ödüllendirilen hakem, ikinci yarı Alex'in bileğine bastığını gördü de Avustralyalı'nın, sarı kartını çıkaramadı cebinden ecdadına dokunmasın diye"fuck"ın ucu.Seksenli yıllardan kalma bir futbolun oynandığı sahada; ikinci yarı tam beş oyuncu değiştirildi, kaleci Aykut her kale vuruşuna yarım dakikada konsantre olabildi, sedye sahaya girip çıkmaktan yalama oldu olmasına ancak, bedeni sahada, zihni geride kalmış hakem kazara gol olmasın diye üç dakika lütfetti maçın sonuna.
Hem Hagi'nin hem hocanın istediği oldu ve Sabri kardeş çocuklar gibi mutlu oldu...
Fenerbahçe 0-0 Galatasaray
23 Ekim 2010 Cumartesi
21 Ekim 2010 Perşembe
Tut Işıl Tut
Erkek basketbol ve erkek voleybol takımları Fenerbahçe'nin tek maçlık final buhranına yeni halkalar ekleyerek, sezonu Efes Pilsen ve Ziraat Bankası mağlubiyetleriyle açarken, kadın basketbol takımının rakibi şükürler olsun Galatasaray'dı....
Cumhurbaşkanlığı Kupası Fenerbahçe'nin.

Fenerbahçe 75-58 Galatasaray
2 Ekim 2010 Cumartesi
Alex ve Melekleri
25 Eylül 2010 Cumartesi
Büyük Fenerbahçe'nin Büyük Taraftarı
Fenerbahçe’yi tribünde ilk kez izlediğimde onlu yaşların başındaydım. Abim elimden tutmuş, çubuklu forma ve Şeytan Rıdvan ile tanıştırmıştı beni. Maraton tribününün direk aralarının şeytanın geniş fulelerine yetmediği, okul tribününün gelecekteki isim sahiplerinden Telsim’in henüz portakalda vitamin, Türk Telekom’un ise hala PTT’nin “t”si olduğu senede, şimdilerde market olan ama o zaman yeni açık denilen yerde ağırlamıştı Fenerbahçe Stadı bizi. Sevinçli bir heyecan ile girdiğim eski püskü stattan, yeni sünnet olmuş oğlan çocuğu özgüveni ile çıkmıştım.
Kış günleri malum dere taşınca lağım çukuruna dönerdi etrafı. Kurbağa larvası misali kuyrukta beklemek taraftarlığın gereği, araya kaynak yapmak ise turnikeden geçebilmenin olmazsa olmazıydı. Ezeli rakip geldiği vakit, maç oynanırken izdihamdan yere değemeyen ayaklar, maçın ardından mutluluktan kesilirdi yerden.
Şimdilerde koltuğu numaralı, kendisi selamsız yığınla adam doldururken statı, o vakitler her maç haftası yeni bir Fenerli dost edinilir, gol sevinci hayatında ilk kez gördüğün o insanla paylaşılırdı. Bırakın statı, evlerde bile yoktu o yıllarda doğalgaz. Üşümezdi ama “omuz omuza” yapan taraftar.
Maçtan önce takım kadrolarını sayan, gol olunca kaba etini yırtan, yaptığı hatayla binlerce insanı timsah kılığına girmiş maymuna çeviren stat çığırtkanları -nam-ı çağdaş stat anonsçuları- da yoktu o zamanlar. Alman ligini izlerken özenerek baktığım "anonsçu" çok geçmeden bizim artık kocaman olan stadımızın yolunu da buldu. O geldi gelmesine ama taraftar gitti sanki...
Yıllardır tribünde maç izleyen bendenize, psikolojide muhtemel afili karşılıkları olan haller oldu. Basite indirgenirse kanıksamak olarak adı konabilecek bu halin farkına varmamı sağlayan ise sadece tribünü değil hayatımı da paylaştığım kuzum oldu. Paok maçı öncesi takım kadrolarını sayan çığırtkan, deplasman takımı ve Fenerbahçe'nin kadrolarını bitirdikten sonra alışılagelen tavrının aksine, taraftarı pas geçip "Teknik direktörümüz Aykut Kocaman" diye bitirdi duyurusunu. Benim üzerinde dahi durmadığım hadiseye uyanmamı sağlayan kuzunun tepkisi üzerine, "Kalk gidelim madem, bize ihtiyaç yokmuş..." deyip gülüp geçtik.
Beşiktaş derbisinde bu sefer daha dikkatli olarak bekledim takım kadrolarının sayılmasını. Aynı duyuru bu sefer şöyle sonlandı...
"Büyük Fenerbahçe'nin büyük taraftarı!!!"
Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan taraftar mı, teknik direktör mü, başkan mı, yoksa hepsi mi?...
En iyisi kovun gitsin şu istikrarsız stat çığırtkanını. Bütün suç onda!
Yıllardır tribünde maç izleyen bendenize, psikolojide muhtemel afili karşılıkları olan haller oldu. Basite indirgenirse kanıksamak olarak adı konabilecek bu halin farkına varmamı sağlayan ise sadece tribünü değil hayatımı da paylaştığım kuzum oldu. Paok maçı öncesi takım kadrolarını sayan çığırtkan, deplasman takımı ve Fenerbahçe'nin kadrolarını bitirdikten sonra alışılagelen tavrının aksine, taraftarı pas geçip "Teknik direktörümüz Aykut Kocaman" diye bitirdi duyurusunu. Benim üzerinde dahi durmadığım hadiseye uyanmamı sağlayan kuzunun tepkisi üzerine, "Kalk gidelim madem, bize ihtiyaç yokmuş..." deyip gülüp geçtik.
Beşiktaş derbisinde bu sefer daha dikkatli olarak bekledim takım kadrolarının sayılmasını. Aynı duyuru bu sefer şöyle sonlandı...
"Büyük Fenerbahçe'nin büyük taraftarı!!!"
Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan taraftar mı, teknik direktör mü, başkan mı, yoksa hepsi mi?...
En iyisi kovun gitsin şu istikrarsız stat çığırtkanını. Bütün suç onda!
20 Eylül 2010 Pazartesi
Dokunmayın Alex'ime
Dün akşam oynanan oyunu tek cümlenin içine sığdırmak gerekse şunu yazmak kafiydi…
Kritik on beş dakika eşiğinin sonuna doğru, ani gelişen atakta Dia’nın pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Niang, ayak içi plase yerine ayağının altında topu ezince Jerez’den gelen İspanyol esintileri doldurdu stadı. Beşiktaş, pozisyon fakiri de olsa topun hakimi idi ve Fenerbahçe’nin gol yemeden bitirdiği maç yoktu. Son on beş dakikaya girilirken, hocanın Alex’i geldi. Bir tek Alex’i gelse neyse, bir de üzerine Cristian’ı gelince Fenerbahçe taraftarı elinde bez beklemeye başladı. Dia altı pastan bir kez daha auta vurunca beklenen sonun altına imzayı da attı.
Portekizli vurdu Volkan Demirel kurtardı. Futbol kahramanlarımdan biri olan Guti Hernandez’i maç boyunca iyi savunan Fenerbahçe orta sahası, Cristian’ın zahmet edip Guti’yi karşılayacağı yanılgısı içine düşünce, onun isabetli pası Bobo’nun usta işi penaltısına dönüştü, bize de elimizde bez temizlemek düştü…
Rakip Beşiktaş değil de Galatasaray olsa, ilk yarı bitmeden 3-0 olur ve en azından birkaç sarı-kırmızılı oyuncu gerilmeye müsait yapılarından ötürü kırmızı kartla soyunma odasının yolunu tutardı.
Kontrol kilidi için kadrodaki en mahir anahtar olan Selçuk Şahin’in esame listesinin üst sıralarına tırmanması, Emre Belözoğlu’nun başına buyruk oyununu dizginlemekle kalmadı, Fenerbahçe’nin yoğun bir orta saha oyunu oynayabileceğinin istatistik kağıtlarında ki tek devrelik belgesi oldu. Kritik maçları peşi sıra kaybeden takım kontrol oyunu ile ürkekliği bıçak sırtında başarıyla dengelerken topu rakibe verdi ancak aynı rakibe gol pozisyonu vermekten imtina etti. Bileklerine atılan tekmelerden ve formasının üzerindeki ellerden nadiren kurtulduğu anlardan birinde, Senegalli golcü ağları bulunca, o ana kadar dengeli giden oyunun ibresi Fenerbahçe lehine kadranın en üstüne kadar yükseldi. Rakibin kalitesi veya milliyetini ayırt etmeksizin her birine ortalama beş net gol pozisyonu veren Beşiktaş savunmasının, ezeli rakibine farklı davranması beklenemezdi ancak henüz ilk yarıda oyunu bu kadar kalecilerinin ellerine bırakmalarını skor yazarlarının havsalası yine de alamadı.
Niang, Dia ve Alex ile yakaladığı fırsatları değerlendiremeyen Fenerbahçe, maçın skorunu gayriresmi olarak tescil etme fırsatını elinin tersiyle itip ikinci yarıya başladı. Müzmin sakat Belözoğlu’nun ayacığı uf olduğundan Kocaman Hoca tarafından zorunlu gerçekleştirilen değişiklik işleyen sistemi devam ettirmek adına yapılmıştı. Derbinin genel psikolojisi ve mağlup takımın oyunu dengeleme azmi sebebiyle ikinci yarının ilk on beş dakikasında olması muhtemel baskı Selçuk Şahin ve Bilica’nın canhıraş mücadelesiyle püskürtüldü püskürtülmesine fakat ligdeki on sekiz takım arasında kondisyonu en düşük seviyede ki takım olan Fenerbahçe, üzerindeki baskıyı son düdüğe kadar hissetmek ve tribünde bizlere hissettirmek zorundaydı.
Kritik on beş dakika eşiğinin sonuna doğru, ani gelişen atakta Dia’nın pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Niang, ayak içi plase yerine ayağının altında topu ezince Jerez’den gelen İspanyol esintileri doldurdu stadı. Beşiktaş, pozisyon fakiri de olsa topun hakimi idi ve Fenerbahçe’nin gol yemeden bitirdiği maç yoktu. Son on beş dakikaya girilirken, hocanın Alex’i geldi. Bir tek Alex’i gelse neyse, bir de üzerine Cristian’ı gelince Fenerbahçe taraftarı elinde bez beklemeye başladı. Dia altı pastan bir kez daha auta vurunca beklenen sonun altına imzayı da attı.
Portekizli vurdu Volkan Demirel kurtardı. Futbol kahramanlarımdan biri olan Guti Hernandez’i maç boyunca iyi savunan Fenerbahçe orta sahası, Cristian’ın zahmet edip Guti’yi karşılayacağı yanılgısı içine düşünce, onun isabetli pası Bobo’nun usta işi penaltısına dönüştü, bize de elimizde bez temizlemek düştü…
Fenerbahçe 1-1 Beşiktaş
13 Eylül 2010 Pazartesi
"Gayseri ıh ıh"
Geçen sezonun sonunda yaşadığı şoktan çıkmayı başaran talimli Fenerbahçe taraftarı, yaz boyunca çubukluyla arasındaki buzları eritmek için kullandığı rakı kadehini her kaldırdığında, aşık olduğu renklerin başarısına içti. İçerken de boş durmadı, yeni sezonun planlarını yaptı.
Guiza’nın yerine hızlı, güçlü, adam eksiltebilen bir forvet yazdı listenin başına. Bir sağ açık, bir de sol açık ekledi altına. Bilica’nın yerine ayağına hakim, hamle zamanlamasından haberdar bir stoper ve eldeki iç güveysinden hallice bir ön libero alınırsa eğer bu iş tamamdı.
Maç başına kaptığı top ile dripling yaparken attığı adımlarının toplamı, nüfusta kayıtlı isimlerinden daha az olan bir sözde ön liberoyu elden çıkarmak kolay değildi elbet. Varsın kalsın, geçtiğimiz sezonun son haftalarında takımın potada kalmasına olan olumlu etkisini aval aval bakanların bile fark ettiği Selçuk Şahin kadrodaydı ne de olsa.
Aranan forvet bulunmuş, birisi olağanüstü iki tane hızlı, genç ve yetenekli kanat oyuncusu alınmıştı. Transferin son gününe, sadece memleketinin hatırına hoş karşılanması muhtemel, çizilen portrenin sahibi stoper bile yetiştirilmişti. Avrupa sahnesini yaz bitmeden terk etmeye sebep transferlerin gecikmesi ve şanssız sakatlıklar idi. Hem belki de içimizden biri olan Kocaman Hoca’nın oyun sistemini oturtabilmesi için şans olarak bile adlandırılabilirdi…
Bu sene elimizde kocaman silgilerlerle, hem kendimizi hem de sayfaları yırta yırta temizleyeceğimiz beyaz sayfalardan bir diğeri Kayseri'de ancak altmış dakika dayanabildi.Yeni transfer Yobo sakatlanana dek pozisyon vermeyen ancak pozisyon da bulamayan takım, Yobo'nun sakatlanıp günah keçisi Selçuk'un stopere geçmesinin ardından kalesinde gördüğü iki golle önündeki maçlara bakmaya başladı hemen.
Aykut Kocaman'ın esame listesine yedek stoper yazmamasına anlam yüklemeye çalışırken hararet yapan garip taraftar ise, çok değil bir gün sonra ana muhalefet liderinin kendini seçmen listesine dahil edemediğini görünce kayışı koparıp başladı tezahürata...
"Gayseri ıh ıh ıh, Gayseri ıh ıh ıh..."Kayserispor 2-0 Fenerbahçe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






