1 Şubat 2011 Salı

Derbi Uluslararası Sahnede

Kadınlar Euroleague 2. tur ilk maçında, Fenerbahçe ezeli rakibi Galatasaray MP'ı 77-58 mağlup etti. Caferağa'da oynanan maça yoğun seyirci desteği ve Angel McCoughtry önderliğinde üst düzey bir savunmayla başlayan sarı lacivertli ekip 14-2 öne fırlamasına karşın, Augustus ve Hodges'in dış saha isabetlerine engel olamayınca skorda rakibine yakalandı. İlk periyodu 20-18 önde geçen Fenerbahçe, Birsel Vardarlı'nın ilk yarının son hücumunda bulduğu basketle soyunma odasına 36-33'lük avantajla giren ekip oldu.

İkinci yarının ilk 5 dakikasında rakibine sayı izni vermeyerek farkı arttıran Fenerbahçe, ısrarla topu içeri indirerek Nevriye Yılmaz ve Ivana Matovic'le pota altı basketleri bulurken; Galatasaray ise elindeki değer Sylvia Fowles'ı kullanmayı unuttu. Augustus'un el üstü atışları ve Palazoğlu Tuğba'nın 3 sayılık atışlarıyla oyunda kalmaya çalışan sarı kırmızılılar, 3. periyotta sadece 9 sayı kaydına muvaffak olurken, fark 16 sayı skor ise 58-42 olarak istatistik kağıtlarına düştü.

4. periyotla beraber son kozunu oynayan Galatasaray baş antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu'nun ön sahada pres ve ikili sıkıştırmalarla top kapma çabası, Ratgaber'in ve takımı Fenerbahçe'nin tecrübesine takıldı. Topu yere vurmadan karşı sahaya geçiren ev sahibi ekip, kolay basketler bularak farkı korudu ve maçın son dakikaları Caferağa'yı dolduran taraftarlar için kutlama anları oldu.

Serinin ikinci maçı Cuma akşamı Abdi İpekçi'de ve Galatasaray'ın ev sahipliğinde oynanacak. "Sarayın Sultanları" Sylvia Fowles'a top indirmeyi yine unutup, bütün yükü Augustus'un üstüne yüklemeye devam eder ve maçı Tuğba Palazoğlu'nun dış atışlarından medet umacak hale getirirse, seriyi Kadıköy'e taşıması mümkün ol-a-mayacaktır.

Eski dost Tammy Sutton-Brown'da maçın son bölümlerinde oyuna dahil oldu.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Olmak ya da olmamak

“Bu spor kompleksi kolay vücuda getirilmedi. Ali Sami Yen´de kiracılık yükümlülüklerini yerine getiremeyen Galatasaray yönetimi ve aynı şekilde bu arazide de tahsis şartlarını yerine getiremeyen yönetim‚ hem Ali Sami Yen hem de Seyrantepe´deki ….”

Bayram sabahına uyanmış çocuklar misali neşe içinde tribünlere koşanlar, köşelerine gayın-sin'in baş harfleri işli mendiller içinde harçlıklarını beklerken, amcanın biri çıkıp ense köklerini sarstı tüm hiddetiyle.

TOKİ Başkanı Bayraktar'ın, Galatasaray'ın yeni stadının açılışında söyledikleri; amiyane tabirle kavgada bile söylenmez. Hal böyle iken etten kemikten insanların tepki göstermemesi saçma olurdu, ama...

...Eğer tepki siyasi iradeye, onun başındaki adama, sporun alet edildiği türlü oyunlara ise, onu geçiniz. Madem tepkiniz var idi, orada olmayacaktınız, yok eğer aldınız kabul ettiniz, sindirdiyseniz durumu, tez zamanda el etek öpmeyi 'öğrenedur'acaksınız.

14 Ocak 2011 Cuma

Tekzip (Kendime)

Futbolun basmakalıp terimler sözlüğüne, seksenli yılların sonuna doğru Mustafa Denizli’nin “Kazanma şansımız yüzde 51.” cümlesi ile giriş yapıp, doksanlı yılların sonunda Fatih Terim marifetiyle “İnanırsak yenemeyeceğimiz rakip yok!” manasızlığına sürüklenen vecizelere, Yeni Malatya takvimiyle 13 Ocak 2011 tarihinde mağlup olduğumun ilanıdır.

İnandık kazandık diyenlere, hep sormak istemişimdir. Siz inandınız da, rakipler inançsız mıydı?
Hele maç berabere biterse tam muamma. Kim kafir, kim mümin çöz çözebilirsen diye dalga geçerdim utanmadan. Artık arındım, ben de inanca inananlardanım bundan sonra. Sorgusuz sualsiz…

Rakibini ısıran -Mecaz değil,vaka- Vedat İnceefe’nin çalıştırdığı, 2. Lig bilmem ne grubu takımı Yeni Malatyaspor karşısında mağlup olan inançsızlar güruhunu izledikten ve hala bu maçın üzerine teknik-taktik yorumlardan medet umanları dinledikten sonra gel de inanma.

4 Ocak 2011 Salı

Maça gittim tribün dolmuş...(Fani Madida'nın kulakları çınlasın)

Maç olsa da gitsek ile, futboldan attığım pasın hakkını vermek ve maç istatistiklerine bir asistle dahil olmak için, işbu yazı elzemdir.

Gerçi işten çıkıp maça gücün (ancak) yetişebilmemden ötürü üzerimde lisanslı Fenerbahçe ürünü bulunmaması, aidiyetimin belgesi olan Fenerbahçe kartımı evde unutmam, biletim deplasman tribününden olmasına karşın ağırlık merkezimi Fenerbahçe tribününe yerleştirmem ve ıslık çalmayı beceremediğimden rakip hücümlarında "yuuuh" diye bağırdığım ortaya çıkarsa, Efes Pilsen maç tekrarı isteyebilir ya...

Varsın istesinler, bir kez daha yeneriz.

Fenerbahçe Ülker 81-72 Efes Pilsen

PS: Planladığım yazının öznesi pek tabi Jasikevičius olacak, hikayesi ise yanımda oturan zihinsel özürlü Fenerbahçeli abi ve ayakları öpülesi annesi üzerine kurulacaktı. Efes Pilsen'in, bu sefer maç tekrarı için kullandığı şark kurnazlığına keşke denk gelmeseydim.

Top 16 Grupları

Ben beceremedim, çekilmişine buyrun.


3 Ocak 2011 Pazartesi

Barselona yolcuları (Top 16)

Fenerbahçe Ülker Genç Erkek Basketbol Takımı, Roma'da oynadığı eleme maçları sonucunda, Barselona'da düzenlenecek "Final Four"'da mücadele etme hakkını abilerinden önce kazandı. Evsahibi Roma'nın takımı Lottomatico ile aynı grupta oynayıp, eleme maçında ise bir başka İtalyan ekibi Montepaschi  Siena ile karşılaşan gençler, futbolcu kardeşlerinin aksine dayak yemeden evlerine dönerek, önemli bir başarının da sahibi oldular.

Davulumuzu zurnamızı anlamayanlar için çaldıktan sonra, gelelim yarın çekilecek olan "Top 16" gruplarına. Çekilecek dediysem lafın gelişi...Bir önceki aşamada aynı grupta oynayan takımların, zinhar bir araya gelemeyeceği ve mümkünse aynı ülke takımlarının da karşılaşmasının istenmediği statüye göre, çok fazla alternatif kalmıyor aslında.

Benim becerebildiğim kadarıyla, muhtemel grup eşleşmeleri (Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen için) şudur;

Grup X: Panathinaikos - Fenerbahçe Ülker - Unicaja - Partizan
Grup Y: Olympiacos - Caja Laboral - Efes Pilsen - L.Rytas

Maç olsa da gitsek...


Süper Lig'de 2010-2011 sezonunun ikinci yarısı 21 Ocak 2011’de başlayacak. Anadolu’nun akıncı beylerinin palazlanıp, İstanbul futbol surlarına sancaklarını dikmeye başladığı son senelerde, bunca değişime –Gelişimden ziyade, değişim daha gerçekçi sanki.- karşın; Avrupa liglerine bakıldığında, hala en uzun süreli devre arası tatillerinden birine sahibiz.

2005-2006 sezonunda verilen 47 günlük ara ile karşılaştırılınca, 32 güne gerileyen futbol uykumuz, aşık atmaya çalıştığımız liglere göre yine de çok derin. Futbolun beşiği olarak bilinen İngiltere’de ‘devre arası tatili’ diye bir kavram yok. Hıristiyanlarca kutsal sayılan Noel günü 24 Aralık'ta dinlenen İngiliz futbolu, bunun dışında dur durak bilmeden mücadele ediyor. İtalya, Almanya, Fransa, Portekiz ve İspanya’da liglere ortalama üç hafta ara verilirken, bir tek Hollanda bizim gibi “sefa pezevengi”.

Spor sevgisi konusunda pek seçici olmayan bendeniz, futbola verilen uzun arada, canlı maç izleme keyfimi salon sporlarına yönlendirerek özlem gideriyorum. Darısı futboldan başka branş olmadığını sananların başına.

Fenerbahçe Ülker 20:00 Efes Pilsen

26 Aralık 2010 Pazar

Maç Seçmeyen Taraftar

En büyük taraftar basmakalıplarından biridir. Hitap cümlesi yöreye ve eğitim düzeyine göre hafız, amcaoğlu, üstad, mirim tarzında farklılıklar gösterse de, sonu hep aynıdır.
"...maç seçiyor bu topçular!"

Ben de özünde taraftar olduğumdan, aynı serzenişe sığınmış olabilirim. Blog içi arama motoru vasıtasıyla, evvelce yazdıklarımı gözüme sokmak için fırsat kollayan arkadaşlara duyurulur.

Buca kupa maçı öncesi, elimde fazladan bir kombine bilet, birinci derece yakınlarımdan başlayarak yanıma taraftar aramaya başladım. Bütün çabalarım sonuçsuz kalmak üzere iken, imdadıma ezeli rakip ebedi dost yetişti. Takım aşkından kör olmayan, futbol sevgisini renklerin önünde tutan, yirmi senelik arkadaşım, Galatasaraylı kardeşimle seyrettik maçı. Hani biz seçmiyoruz ya maç...

Dışardan bakan bu gözün, taraftar profilimizle ilgili harika bir tespiti oldu. Fenerbahçe tribünlerinde  yaşını başını almış, kemik bir taraftar oluşumunun altını çizdi.

Günlük başarıların esiri, yirmili yaşlarda taraftarların gözünü, yapacağınız birkaç transferle boyayabilirsiniz ancak yirmi senedir tribün gediklisi olan abileri kandırmak o kadar da kolay değil.

14 Aralık 2010 Salı

Spor Aşka Geldi

Beşiktaş ile Bursaspor arasında oynanan Spor Toto Süper Lig 15. hafta karşılaşması öncesinde taraftarlar arasında çıkan olaylar unutuldu. Kavga, dövüş, sahtekarlık derdine düşüp spor aşkımızı unuttuğumuz gibi.

Üç Bursaspor taraftarının bıçakla yaralandığı, yoldan geçmekte olan istemsiz şahitlerin ise futbol sevgisinin öldürüldüğü günün üzerinden haftalar geçti. Gözaltına alınan taraftarlar liyakat nişanları için sabırsızlanırken, yaralananlar gazi olmanın onuruyla yürür oldu Altıparmak’ta. Amatör futbolseverlerin payına da, TFF tarafından verilen ikişer maçlık saha kapama cezasını çekmek düştü.

Türkiye’de sosyolojik değil semiyolojik futbol fanatizmi –dilde, işaretler, simgeler düzeyinde kalan, eyleme –en azından söylemin işaret ettiği düzeyde- dökülmeyen bir fanatizm- olduğunu söyleyen Haşmet Babaoğlu’nun fikri sabit midir bilinmez, ancak; “elimizde baltalarla, belimizde kasatura…” ile başlayan taraftar tezahüratının vandal bir söylemden ibaret, bahsi geçen kesici aletlerin ise sembolik olduklarına inanmak olası değil artık.

Bursaspor’un küme düştüğü 2003-2004 sezonunda, yeşil-beyazlı taraftarlar Beşiktaş’ın, küme düşme hattındaki rakiplerine yenilmesine tepki gösterince, iki takım taraftarları arasında başlayan gerginliği, taraflara deplasman yasağı getirerek ertelemişti akil adamlar. Aynı akil adamlar, bent arkasında tutulan su misali yedi senedir biriktirilen sorunların, geçtiğimiz sezonun son maçının hatırına bir kalemde silineceğini ve spor aşkıyla dolacağını mı düşündüler taraftarların?...

Lütfi Kırdar ve Mithatpaşa’da kol kola harika sporcular izleyen neslin limiti ebediyete yaklaştıkça, spora olan aşk her geçen gün niteliğini yitirmekte. Kazanmak için her yolu mübah sayan sözde sporcular, basacağı bir fazla gazete için yalan yazan sözde basın mensupları, sorunca mücadele kılıfını uydurdukları ancak düpedüz kavga ettirmek üzerine kurdukları bir sistemle sahaya çıkan sözde hocalar, takım aşkı ardına gizledikleri ticari gayeleri için görev alan sözde yöneticiler çoğunluktayken, spor aşkının unutulmaması garip olurdu zaten.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Daima Fener'e Oyna, Kazanırsın



1960 yapımı bir Yeşilçam filmi...Aslan Yavrusu.

Dolaylı olarak bu görüntülere ulaşmamı sağlayan Canarino'ya ve Türk filmlerinin içine serpilmiş bu sevgiye her denk gelişlerinde, Fenerbahçelilikleri okşananlara selam olsun.