6 Mart 2011 Pazar
Heybeliada Sahası
Gazetelerin internet sahifelerinin ısıtıp ısıtıp yayınladığı foto haber serilerinden biridir. İlginç stadlar...
Bu da eski Heybeliada sahası. Heybeliada halk plajının yanı başında, deniz seviyesindeki bu saha, Deniz Lisesi Sahası yapılana dek kullanılıyormuş. Faytoncu abinin yalancısıyım.
5 Mart 2011 Cumartesi
Bir Fenerbahçe Masalı
Ülke sınırları dahilinde bloglar bir kez daha stop ettirilmişken, blogspot vasıtasıyla deniz aşırı kıtalarda yaşayanlara derdimi yanarım ben de...
Fenerbahçe Ülker, grup maçlarına üst üste 4 galibiyetle başlayıp, deplasmanda Barcelona içerde ise Sieana'yı sırasıyla mağlup edince -her ikisi de çeyrek finale çıktı- bütün Avrupa'nın dikkatini üzerine çekmişti. Ömer'in topa baskıyı başlattığı, Vidmar'ın ortasını kapattığı Fenerbahçe savunması rakiplerinin 70 sayı bile atmasına izin vermezken, Ukic'in yönettiği Fenerbahçe hücumu iç dış dengesini iyi kurarak, dış adamlarına doğru pozisyonlar hazırlayıp, gerçekten izlenesi bir takım olmuştu.
Kaptan Ömer, Dünya Şampiyonasın'da bıraktığı yerden devam edip, kariyerinin ilk gününden beri yaptığı bezdirici savunmanın yanı sıra takımın en güvenilir skoreri olmuştu. Takımın enerjisi düştüğü vakit, Kinsey ve Mirsad takviyesiyle yenilenen 'ekip', Tomas'ın hücum ve savunma katkısını da arkasına alınca, Roko'dan başka sağlıklı oyun kurucu olmamasına karşın, Emir'i kullanmaya bile gerek duymadı ilk turda.
Trabzonspor karşısında sakatlanıp sezonu kapatan Vidmar'ın eksikliğini, 'iMay' ile kapatmaya çalışan Fenerbahçe, transferin son gününde adını duymanın dahi tüyleri hazır ola geçirttiği, Saras transferiyle hava atışı yapılmadan öne geçti. En azından ben öyle sandım...
Barcelona'nın önünde gruptan lider çıkan takım, ikinci turun ilk maçında Pire'de Olymiakos'u mağlup edince arzular şelale oldu. Avrupa'nın gelmiş geçmiş en iyi oyun kurucularından biri, ecnebilerin no-look pas dedikleri hadisenin ehli Jasikevicius, (Efes Pilsen karşısında ilk maçında gözümle gördüm, o paslardan hala atabiliyor-du.) Ukic'in yükünü hafifletecek ve Fenerbahçe muhtemel grup lideri olarak çeyrek finale çıkacaktı. Valencia karşısında ite kaka kazanılan maçın ardından, Zalgiris maçı da kazanılmıştı kazanılmasına ancak Litvanya deplasmanında aynı rakibin tam 39 kez serbest atış çizgisine geldiği mücadele, uzatmada kaybedildi. Sarunas'ın yaptığı sayı pasından daha çok top kaybıyla oynadığı maçlardan bir diğeri olan maçta, Ukic grip olduğu için forma giymedi. Her ne hikmetse, Ukic'in kritik maçlar öncesi nevazil olası tutuyordu.(Bkn: Sieana deplasmanı)
Vidmar'ın sakatlığı, May'in yetersizliği sebebiyle aldığı süreyi ikiye katlayan Mirsad Türkcan da sakatlanıp sezonu kapatınca, bir önceki sezon Ömer Aşık'a ceza verip kenarda oturtabilecek kadar zengin olan uzun rotasyonu güdük kaldı. Takımın yarısı yoktu ama Allah'tan Tomas ve Ömer'in şutları giriyor ve takımın bir savunma alışkanlığı vardı. Kalan iki maçtan birini kazanmak gruptan çıkmaya yetecekti.
Son 2 maçın ilki olan Olymiakos maçında, üçüncü periyota kadar işler yolunda gibiydi. Teodosic bitirilmiş, top Spanoulis'in eline kalmıştı. Spanoulis'in penetre ardından bulduğu Erceg'in inanılmaz üçlük isabet yüzdesine karşın, Fenerbahçe farkı on sayıya kadar çıkardı derken durdu. Koç Spahija, kaptan Ömer, Emir, Kaya, Oğuz, ben ve de hatta sen...Herkes durdu.
İş Valencia deplasmanına kalmıştı ve Fenerbahçe sezon başından bu yana ilk kez yoğun stres altındaydı. Kimsenin istemediği ancak beklenen oldu ve rüya gibi başlayan Euroleague sezonu kabus gibi sonlandı.
Gelelim rakamlara...
Top 16'nın ilk 4 maçında, 15'de 11 üç sayı isabetiyle oynayan (ikisinin toplamı 30'da 22) Ömer ve Tomas'dan, son iki maçta Ömer 4'te sıfırla atamazken, Tomas ise 12'de 2 üç sayı isabeti bulabildi. İlk turda %74 ile serbest atış -nam-ı diğer beleş atış- atan takımın yüzdesi, iş en iyi 16 maçlarına gelince %63'e geriledi. Büyük umutlarla gelen Saras'ın bakmadan attığı paslar için ya gözleri eskisi kadar iyi görmüyordu, ya da dizlerinde derman kalmamıştı ki maç başına 3,2 top kaybıyla oynadı. May ise ipad vasıtasıyla, maç başına 3 twit atarak istatistik kağıdında yer almamazlık etmedi.
Bu Sarunas'ın yerine Erbil oğlan oynasaydı, ya da Engin hiç sakatlanmasaydı. Sean May hiç gelmeseydi de, Mahalbasic daha önce geri çağırılsaydı. Fenerbahçe'nin, branş ayırt etmeksizin final oynayamama illeti olmasaydı. En azından şu beleş atışlardan iki tane fazla sokulsaydı...
İşte o zaman Fenerbahçe'nin rakibi, dörtlü final öncesi baş antrenörü Ettore Mesina'nın istifa ettiği Real Madrid olacaktı.
Fenerbahçe Ülker, grup maçlarına üst üste 4 galibiyetle başlayıp, deplasmanda Barcelona içerde ise Sieana'yı sırasıyla mağlup edince -her ikisi de çeyrek finale çıktı- bütün Avrupa'nın dikkatini üzerine çekmişti. Ömer'in topa baskıyı başlattığı, Vidmar'ın ortasını kapattığı Fenerbahçe savunması rakiplerinin 70 sayı bile atmasına izin vermezken, Ukic'in yönettiği Fenerbahçe hücumu iç dış dengesini iyi kurarak, dış adamlarına doğru pozisyonlar hazırlayıp, gerçekten izlenesi bir takım olmuştu.
Kaptan Ömer, Dünya Şampiyonasın'da bıraktığı yerden devam edip, kariyerinin ilk gününden beri yaptığı bezdirici savunmanın yanı sıra takımın en güvenilir skoreri olmuştu. Takımın enerjisi düştüğü vakit, Kinsey ve Mirsad takviyesiyle yenilenen 'ekip', Tomas'ın hücum ve savunma katkısını da arkasına alınca, Roko'dan başka sağlıklı oyun kurucu olmamasına karşın, Emir'i kullanmaya bile gerek duymadı ilk turda.
Trabzonspor karşısında sakatlanıp sezonu kapatan Vidmar'ın eksikliğini, 'iMay' ile kapatmaya çalışan Fenerbahçe, transferin son gününde adını duymanın dahi tüyleri hazır ola geçirttiği, Saras transferiyle hava atışı yapılmadan öne geçti. En azından ben öyle sandım...
| Derdi tasası ipad adamın. |
Vidmar'ın sakatlığı, May'in yetersizliği sebebiyle aldığı süreyi ikiye katlayan Mirsad Türkcan da sakatlanıp sezonu kapatınca, bir önceki sezon Ömer Aşık'a ceza verip kenarda oturtabilecek kadar zengin olan uzun rotasyonu güdük kaldı. Takımın yarısı yoktu ama Allah'tan Tomas ve Ömer'in şutları giriyor ve takımın bir savunma alışkanlığı vardı. Kalan iki maçtan birini kazanmak gruptan çıkmaya yetecekti.
Son 2 maçın ilki olan Olymiakos maçında, üçüncü periyota kadar işler yolunda gibiydi. Teodosic bitirilmiş, top Spanoulis'in eline kalmıştı. Spanoulis'in penetre ardından bulduğu Erceg'in inanılmaz üçlük isabet yüzdesine karşın, Fenerbahçe farkı on sayıya kadar çıkardı derken durdu. Koç Spahija, kaptan Ömer, Emir, Kaya, Oğuz, ben ve de hatta sen...Herkes durdu.
İş Valencia deplasmanına kalmıştı ve Fenerbahçe sezon başından bu yana ilk kez yoğun stres altındaydı. Kimsenin istemediği ancak beklenen oldu ve rüya gibi başlayan Euroleague sezonu kabus gibi sonlandı.
Gelelim rakamlara...
Top 16'nın ilk 4 maçında, 15'de 11 üç sayı isabetiyle oynayan (ikisinin toplamı 30'da 22) Ömer ve Tomas'dan, son iki maçta Ömer 4'te sıfırla atamazken, Tomas ise 12'de 2 üç sayı isabeti bulabildi. İlk turda %74 ile serbest atış -nam-ı diğer beleş atış- atan takımın yüzdesi, iş en iyi 16 maçlarına gelince %63'e geriledi. Büyük umutlarla gelen Saras'ın bakmadan attığı paslar için ya gözleri eskisi kadar iyi görmüyordu, ya da dizlerinde derman kalmamıştı ki maç başına 3,2 top kaybıyla oynadı. May ise ipad vasıtasıyla, maç başına 3 twit atarak istatistik kağıdında yer almamazlık etmedi.
Bu Sarunas'ın yerine Erbil oğlan oynasaydı, ya da Engin hiç sakatlanmasaydı. Sean May hiç gelmeseydi de, Mahalbasic daha önce geri çağırılsaydı. Fenerbahçe'nin, branş ayırt etmeksizin final oynayamama illeti olmasaydı. En azından şu beleş atışlardan iki tane fazla sokulsaydı...
İşte o zaman Fenerbahçe'nin rakibi, dörtlü final öncesi baş antrenörü Ettore Mesina'nın istifa ettiği Real Madrid olacaktı.
27 Şubat 2011 Pazar
Geçmiş Olsun Selçuk Kardeş
İstanbul'da hava buz gibi, rakip de lig sonuncusu Kasımpaşa iken, şeytanın işi pek kolaydı ama yine de bizi mağlup edemedi. Sırf şampiyon olduğumuz vakit, "Beraber ıslandık yağan yağmurda..." demeye yüzümüz olsun diye, çıktık sıcacık evimizden.
Stada doğru yol alırken, Radyo Fenerbahçe'de Kıvanç Özkök ve Aylin Abla'nın seslerini işitince, Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom (Eksik yazmamışımdır inşallah takımın ismini) maçını atladığımı fark ettim. Fenerbahçe Acıbadem'in ilk seti kaybettiği anlarda, maç önceleri uğrak yerimiz olan Ciğerimin Köşesi'ne ulaştık. Bir yandan ısınmaya, öte yandan karnımızı doyurmaya çabalarken, radyo kulağımızda kalbimiz ise Burhan Felek'te idi. İkinci seti alıp durumu eşitlemişken, ufaktan stada yollandık.
Biricik kuzum bir kez daha atkı ve eldivenlerini unuttuğu için, ve de hava gerçekten çok soğuk olduğundan, Fenerium ziyareti elzem oldu. Kulübe katkıdan ziyade, bünyeye katkı olsun diye aranan eldiveni bulamadık ama aynı atkıyı beğendiğimiz iki İngiliz'i görünce mağazada, yazacak hikaye oldu diye sevindim içten içe. Son zamanlarda stad etrafında gördüğüm ecnebilere kafayı yorarken, "ticket, ticket, bileet..." diye fısıldayan karaborsacıyı görünce dumurların ağababasını yaşadım.
Santrayla beraber omuza omuza başladığı vakit, Vakıfbank G.S.T.T... setlerde 2-1 öndeydi ve oyunun 4. setinde Fenerbahçe Acıbadem gerideydi. Kuzuyu futbol maçını izlemekle görevlendirip, kulaklıklar vasıtasıyla voleybol maçında buldum kendimi. Final setine taşımak için mutlak alınması gereken sette 22-18 gerideyken, büyük insan Alex De Souza topun dibine üfledi ve Fenerbahçe benim gibi konsantrasyon sıkıntısı yaşadığı maçta, 1-0 öne geçti. Gole sevinirken, voleybol maçında sayılar ardı arkasına gelmeye başladı ve Fenerbahçe seti 27-25 kazanarak maçı son sete taşıdı.
Son seti dinlerken nadiren kafayı kaldırdığım anlardan birinde, Gökhan Gönül ortaladı, Yobo indirdi, hakemliği kendisi kadar yakışıklı olmayan Halis Özkahya, Kasımpaşa lehine penaltıya hükmetti. Varela, topu beyaz noktaya diktiğinde, Fenerbahçe Acıbadem final setinin final sayısını alarak maçı kazanınca, benim yumruklar gayriihtiyari havaya kalktı. Yumrukların inmesine gönlü razı olmayan Volkan Demirel, soluna gelen topu kurtarınca saniye aşırı Fenerbahçe Spor Kulübü için sevinerek tarihe geçmiş oldum:)
Fenerbahçe'nin bana kalırsa konsantrasyon sorunu sebebiyle zorlandığı maç, Dia'nın ikinci yarının başında attığı golle, 55. dakikada gayri resmi olarak tescillendi. Voleybol maçını bırak, futbol maçından aklında ne kaldı diyen varsa eğer...
Selçuk Şahin iyi futbolcu.
Stada doğru yol alırken, Radyo Fenerbahçe'de Kıvanç Özkök ve Aylin Abla'nın seslerini işitince, Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom (Eksik yazmamışımdır inşallah takımın ismini) maçını atladığımı fark ettim. Fenerbahçe Acıbadem'in ilk seti kaybettiği anlarda, maç önceleri uğrak yerimiz olan Ciğerimin Köşesi'ne ulaştık. Bir yandan ısınmaya, öte yandan karnımızı doyurmaya çabalarken, radyo kulağımızda kalbimiz ise Burhan Felek'te idi. İkinci seti alıp durumu eşitlemişken, ufaktan stada yollandık.
Biricik kuzum bir kez daha atkı ve eldivenlerini unuttuğu için, ve de hava gerçekten çok soğuk olduğundan, Fenerium ziyareti elzem oldu. Kulübe katkıdan ziyade, bünyeye katkı olsun diye aranan eldiveni bulamadık ama aynı atkıyı beğendiğimiz iki İngiliz'i görünce mağazada, yazacak hikaye oldu diye sevindim içten içe. Son zamanlarda stad etrafında gördüğüm ecnebilere kafayı yorarken, "ticket, ticket, bileet..." diye fısıldayan karaborsacıyı görünce dumurların ağababasını yaşadım.
Santrayla beraber omuza omuza başladığı vakit, Vakıfbank G.S.T.T... setlerde 2-1 öndeydi ve oyunun 4. setinde Fenerbahçe Acıbadem gerideydi. Kuzuyu futbol maçını izlemekle görevlendirip, kulaklıklar vasıtasıyla voleybol maçında buldum kendimi. Final setine taşımak için mutlak alınması gereken sette 22-18 gerideyken, büyük insan Alex De Souza topun dibine üfledi ve Fenerbahçe benim gibi konsantrasyon sıkıntısı yaşadığı maçta, 1-0 öne geçti. Gole sevinirken, voleybol maçında sayılar ardı arkasına gelmeye başladı ve Fenerbahçe seti 27-25 kazanarak maçı son sete taşıdı.
Son seti dinlerken nadiren kafayı kaldırdığım anlardan birinde, Gökhan Gönül ortaladı, Yobo indirdi, hakemliği kendisi kadar yakışıklı olmayan Halis Özkahya, Kasımpaşa lehine penaltıya hükmetti. Varela, topu beyaz noktaya diktiğinde, Fenerbahçe Acıbadem final setinin final sayısını alarak maçı kazanınca, benim yumruklar gayriihtiyari havaya kalktı. Yumrukların inmesine gönlü razı olmayan Volkan Demirel, soluna gelen topu kurtarınca saniye aşırı Fenerbahçe Spor Kulübü için sevinerek tarihe geçmiş oldum:)
Fenerbahçe'nin bana kalırsa konsantrasyon sorunu sebebiyle zorlandığı maç, Dia'nın ikinci yarının başında attığı golle, 55. dakikada gayri resmi olarak tescillendi. Voleybol maçını bırak, futbol maçından aklında ne kaldı diyen varsa eğer...
Selçuk Şahin iyi futbolcu.
Fenerbahçe 2-0 Kasımpaşa
Fenerbahçe Acıbadem 3-2 Vakıfbank G.S.T.T
20 Şubat 2011 Pazar
Bir oğlum olsun, adı Alex olsun
Maçtan önce sorgu sual edenlere, (Abimle, kuzen dışında soran olmadı ya neyse.) beraberlik iyi sonuç dedim. Kimsecikler güvenmezken inanan (bkz: "Rapaic birer birer sıyrılıyor rakiplerinden...") , cemil cümlesi bitti bu iş dediği vakit ise temkinli (bkz: Şampiyon Ol Kanarya...) olan bir taraftarlık halim vardır ki hiç çekilmez. Ben bile çekemiyorum kendimi, düşünün artık...
Benim için bu ruh hali içinde başlayan maç, Fenerbahçe'nin bayrak adamı (bkz: Bandiera) Alex'in ortaladığı, 'adı batacası' Selçuk'un ön direk koşusunun ardından, genç (gerçekten genç) Necip'in katkısıyla ağlara giden golle buhran olmaktan çıktı.
Aykut Kocaman'ın takımı başta beni, sanırsam birçoklarını şaşırtarak ilk otuz dakikayı rakip yarı sahada geçirdi. Dia'nın vurduğu ve topun canının direk çektiği pozisyonla beraber dinen Fenerbahçe fırtınasından, Beşiktaş asgari hasarla kurtulmuştu. Fenerbahçe'nin ısrarla sol, Beşiktaş'ın ise Q7 kanadını kullandığı bu dakikalarda, iki takımın da kanat bekleri sarardı. Santos sarı kart gördükten sonra Quaresma'nın ters kanata gitmesi kendi tercihi miydi, yoksa hocasının isteğiyle mi gerçekleşti -ki hiç sanmıyorum- bilmem ancak, her kim akıl ettiyse, beni mutlu kıldı.
İlk yarının son 15 dakikası, topa daha çok sahip olan Beşiktaş, derbinin gereğini yaparak deplasman ekibini baskı altına aldı. Asya'dan Amerika'ya tüm dünyanın 4 gözle beklediği yıldızlar, ha parladı ha parlayacak derken, ebemkuşağı Ekrem Dağ'ın sol ayağına değdi. Daha iyi kullandığı sağ ayağı, Dia ve Niang'a tekme atmaktan yorulmuş olmalı ki, sol ayağıyla aldı örümcek ağını.
İkinci yarının başında kazanılan duran topta, 'genç irisi' İbrahim'in önünde kalan top gol olup, bir futbol takımı pozisyona girmeden nasıl öne geçebilir senaryosu bilmem kaç milyonunca kez sahnelenince, futbol dilencileri neredeyse yolda kalacaktı da Ferrari yetişti.
Dakikalar önce mevkidaşı Lugano ile güreş oynamasına müsade edince ülkenin en iyi hakemi, astarını isteyen İtalyan oyuncu, bu sefer boksu denedi. Eylemi de ring ortamı olsun diye ceza alanın içine taşıyınca, önce skor eşitlendi, sonra Beşiktaş nakavt oldu.
Alex De Souza'nın sağlı sollu yumruklarla, groki durumdaki rakibine acımadığı 10 dakikalık raunt, kaptana yakışmadı. Hele ki tüm dünyanın gözü bu maçın üzerindeyken...
Bjk 2-4 Fenerbahçe
15 Şubat 2011 Salı
Çember Daralıyor
Kamuoyunun üzerinde hemfikir olduğu isimler vardır. Kimisi ağzıyla kuş tutsa yaranamazken, bazıları vardır ki haksızlığa uğradıkları için mecburen tepki vermişlerdir. Yoksa zinhar öyle insanlar değillerdir.
Şenol Güneş adam gibi adam, Sadri Şener ise şeker gibi bir spor insanıdır.
O zaman "buyrun burdan yakın", ve Sadri Şener'in çemberin içine dahlini kutlayın.
"Fenerbahçe Kayserispor maçı hakkında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şener, "Fenerbahçe'yi tebrik ediyorum. Kayserispor'un kalecisini de tebrik ediyorum. Vurgulu cümlelerle söylemek doğru olur. Muazzam bir kaleciymiş, esas bahsedilmesi gereken konu o, daha ikinci dakikada pes ettirdi Kayserispor'u ve daha gerisine de gerek kalmadı. " diye konuştu.
Şener, hatalı pas vererek gol yiyen Kayserispor kalecisi Volkan Babacan'ın iyi bir kaleci olmadığını iddia ederek, "Babacan iyi bir kaleci değil. Ben olsam o golü yedikten sonra işaret eder beni değiştirin derim. Maçta yaptığı birkaç tane daha hata var, ama bu tabi şans. Bize de inşallah aynı hataları yapar diye temenni ediyorum" diye konuştu.
Şener, hatalı pas vererek gol yiyen Kayserispor kalecisi Volkan Babacan'ın iyi bir kaleci olmadığını iddia ederek, "Babacan iyi bir kaleci değil. Ben olsam o golü yedikten sonra işaret eder beni değiştirin derim. Maçta yaptığı birkaç tane daha hata var, ama bu tabi şans. Bize de inşallah aynı hataları yapar diye temenni ediyorum" diye konuştu.
Murathan Mungan ne güzel yazmış, ne güzel söylemiş Yeni Türkü...Benden Sadri Başkan'a, kutlama niyetine...
Şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın,
Ya dışındasındır çemberin,
Ya da içinde yer alacaksın...
Ya da içinde yer alacaksın...
6 Şubat 2011 Pazar
Güzel Takım
Son on senede dört kez şampiyonluğu kazanan, ikisinde şampiyonluğu kendi eliyle rakiplerine hediye ettiği dört ikinciliği olan Fenerbahçe'nin, bu kadar erken havlu atması olası değildi zaten. Lorant'lı 2002-2003 ve Aragones'li 2008-2009 sezonları dışında, tüm sezonlarda son haftaya dek şampiyonluk mücadelesini sürdüren sarı lacivertli ekip, içinde bulunduğumuz sezonun ikinci yarısına üç galibiyetle başlayınca, ayak oyunları erken başladı.
Ölmüş bir insanın ardından "Su testisi su yolunda kırıldı." diyebilecek kadar basiretsiz olan adam, -Biz Fenerbahçeliler, ne mal olduğunu senelerdir söylerdik de, inandıramazdık...- medya Fenerbahçeli çığırtkanlığına yine yeni yeniden soyunmuşken, rakip takım yönetenleri hakemler üzerinden hedef göstermeye başladılar bile.
Ama şunu bilin ki, Fenerbahçe güzel takım. Biz, her sene açık ara yapmasını arzuladığımız ve canımız burnumuzda maçlar izlemek istemediğimiz için memnun olmasak da kolay kolay, takım savunması konusunda ülkenin en başarılı ve kaptanının Alex de Souza olduğu takım Fenerbahçe.
Sonuna kadar götürüp belki yine kaybedecek şampiyonluğu, varsın kaybetsin. Yeter ki son saniyeye kadar şampiyonluk için atsın yüreklerimiz.
Not: Bu bir maç analizi değildir, Meleke'den, Demirkol'dan ya da Erten'den okursunuz yarın maçı.
Manisaspor 1-3 Fenerbahçe
2 Şubat 2011 Çarşamba
Biri Barça'yı yavaşlatsın
Barcelona, La Liga’da en son puan kaybettiğinde 2011 kapıdan bile görünmemişti. Masa takvimlerinin Ekim 2010 sahifeleri henüz çevrilmişken, Nou Camp’tan 1-1’lik bir “zaferle” ayrıldı Mallorca. O maçın üzerinden 4 ay ve 15 Barça galibiyeti geçti. 57 gol atarken, kalesinde gördüğü gol sayısı sadece 6 oldu. En büyük rakibi Real Madrid’i 5-0’lık sonuçla hezimete uğratırken, Sevilla, Sociedad, Espanyol ve diğerlerini de golden mahrum etmedi. Almeria’ya ise oldukça cömert davranan Katalan ekibi, ilk 36 dakikasına 5 gol sığdırdıkları deplasmandan 8-0’lık bir skorla döndü. Gollerin üçte birini ilk 30 dakika içinde, bir o kadarını da rakip ceza sahasının içinde yaptıkları duvar paslarıyla atan Barcelona, artık çok olmaya başladı.
Barcelona severlerin ayrılıkçı, Real Madrid taraftarlarının ise faşist olarak yaftalanmaya başlandığı garip bir ülkede yaşayınca insan, söylemeye çekiniyor ancak, kabul ediyorum Real Madrid sempatizanıyım. Fernando Hierro ve Raul Gonzales tarafından zehirlendim fakat diktatör Franco’yu tanımam etmem. Taraf olduğumu da açık ettikten sonra, içinde kedi geçen “Uzanamadığın ciğere murdar dersin.” ya da “Ciğere bakar gibi seyredersin.” özlü sözlerine maruz kalacağım aşikar ama inanın hiç alakası yok.
Sonucunu önceden tahmin ettiğiniz bir mücadeleyi, sporu ne kadar severseniz sevin izlemeniz mümkün olmuyor. Barcelona maçları için kendimce bir çözüm buldum ve ilk 30 dakika içinde 2 veya daha fazla gol atarlarsa kanal değiştiriyorum. “Bekara karı boşamak kolaydır.” derler ama Katalan olsam da farklı davranmazdım. Sanırım…
1 Şubat 2011 Salı
Derbi Uluslararası Sahnede
Kadınlar Euroleague 2. tur ilk maçında, Fenerbahçe ezeli rakibi Galatasaray MP'ı 77-58 mağlup etti. Caferağa'da oynanan maça yoğun seyirci desteği ve Angel McCoughtry önderliğinde üst düzey bir savunmayla başlayan sarı lacivertli ekip 14-2 öne fırlamasına karşın, Augustus ve Hodges'in dış saha isabetlerine engel olamayınca skorda rakibine yakalandı. İlk periyodu 20-18 önde geçen Fenerbahçe, Birsel Vardarlı'nın ilk yarının son hücumunda bulduğu basketle soyunma odasına 36-33'lük avantajla giren ekip oldu.
İkinci yarının ilk 5 dakikasında rakibine sayı izni vermeyerek farkı arttıran Fenerbahçe, ısrarla topu içeri indirerek Nevriye Yılmaz ve Ivana Matovic'le pota altı basketleri bulurken; Galatasaray ise elindeki değer Sylvia Fowles'ı kullanmayı unuttu. Augustus'un el üstü atışları ve Palazoğlu Tuğba'nın 3 sayılık atışlarıyla oyunda kalmaya çalışan sarı kırmızılılar, 3. periyotta sadece 9 sayı kaydına muvaffak olurken, fark 16 sayı skor ise 58-42 olarak istatistik kağıtlarına düştü.
4. periyotla beraber son kozunu oynayan Galatasaray baş antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu'nun ön sahada pres ve ikili sıkıştırmalarla top kapma çabası, Ratgaber'in ve takımı Fenerbahçe'nin tecrübesine takıldı. Topu yere vurmadan karşı sahaya geçiren ev sahibi ekip, kolay basketler bularak farkı korudu ve maçın son dakikaları Caferağa'yı dolduran taraftarlar için kutlama anları oldu.
Serinin ikinci maçı Cuma akşamı Abdi İpekçi'de ve Galatasaray'ın ev sahipliğinde oynanacak. "Sarayın Sultanları" Sylvia Fowles'a top indirmeyi yine unutup, bütün yükü Augustus'un üstüne yüklemeye devam eder ve maçı Tuğba Palazoğlu'nun dış atışlarından medet umacak hale getirirse, seriyi Kadıköy'e taşıması mümkün ol-a-mayacaktır.
![]() |
| Eski dost Tammy Sutton-Brown'da maçın son bölümlerinde oyuna dahil oldu. |
17 Ocak 2011 Pazartesi
Olmak ya da olmamak
“Bu spor kompleksi kolay vücuda getirilmedi. Ali Sami Yen´de kiracılık yükümlülüklerini yerine getiremeyen Galatasaray yönetimi ve aynı şekilde bu arazide de tahsis şartlarını yerine getiremeyen yönetim‚ hem Ali Sami Yen hem de Seyrantepe´deki ….”
Bayram sabahına uyanmış çocuklar misali neşe içinde tribünlere koşanlar, köşelerine gayın-sin'in baş harfleri işli mendiller içinde harçlıklarını beklerken, amcanın biri çıkıp ense köklerini sarstı tüm hiddetiyle.
TOKİ Başkanı Bayraktar'ın, Galatasaray'ın yeni stadının açılışında söyledikleri; amiyane tabirle kavgada bile söylenmez. Hal böyle iken etten kemikten insanların tepki göstermemesi saçma olurdu, ama...
...Eğer tepki siyasi iradeye, onun başındaki adama, sporun alet edildiği türlü oyunlara ise, onu geçiniz. Madem tepkiniz var idi, orada olmayacaktınız, yok eğer aldınız kabul ettiniz, sindirdiyseniz durumu, tez zamanda el etek öpmeyi 'öğrenedur'acaksınız.
Bayram sabahına uyanmış çocuklar misali neşe içinde tribünlere koşanlar, köşelerine gayın-sin'in baş harfleri işli mendiller içinde harçlıklarını beklerken, amcanın biri çıkıp ense köklerini sarstı tüm hiddetiyle.
TOKİ Başkanı Bayraktar'ın, Galatasaray'ın yeni stadının açılışında söyledikleri; amiyane tabirle kavgada bile söylenmez. Hal böyle iken etten kemikten insanların tepki göstermemesi saçma olurdu, ama...
...Eğer tepki siyasi iradeye, onun başındaki adama, sporun alet edildiği türlü oyunlara ise, onu geçiniz. Madem tepkiniz var idi, orada olmayacaktınız, yok eğer aldınız kabul ettiniz, sindirdiyseniz durumu, tez zamanda el etek öpmeyi 'öğrenedur'acaksınız.
14 Ocak 2011 Cuma
Tekzip (Kendime)
Futbolun basmakalıp terimler sözlüğüne, seksenli yılların sonuna doğru Mustafa Denizli’nin “Kazanma şansımız yüzde 51.” cümlesi ile giriş yapıp, doksanlı yılların sonunda Fatih Terim marifetiyle “İnanırsak yenemeyeceğimiz rakip yok!” manasızlığına sürüklenen vecizelere, Yeni Malatya takvimiyle 13 Ocak 2011 tarihinde mağlup olduğumun ilanıdır.
İnandık kazandık diyenlere, hep sormak istemişimdir. Siz inandınız da, rakipler inançsız mıydı?
Hele maç berabere biterse tam muamma. Kim kafir, kim mümin çöz çözebilirsen diye dalga geçerdim utanmadan. Artık arındım, ben de inanca inananlardanım bundan sonra. Sorgusuz sualsiz…
Rakibini ısıran -Mecaz değil,vaka- Vedat İnceefe’nin çalıştırdığı, 2. Lig bilmem ne grubu takımı Yeni Malatyaspor karşısında mağlup olan inançsızlar güruhunu izledikten ve hala bu maçın üzerine teknik-taktik yorumlardan medet umanları dinledikten sonra gel de inanma.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






