24 Nisan 2012 Salı

...

Pazar günü oynanan derbi bütün ülke gibi bizim sülale için de çok önemliydi. Anne tarafı silme Fenerli olan, baba tarafının ise bizim aklını çeldiğimiz üç beş Fenerli kuzen dışında hepsinin Galatasaray taraftarı olduğu bir sülale bahsi geçen ve cemil cümlesi dört gözle bu maçı bekliyordu günlerdir. Murphy yasalarından bihaber…


Koca sülalenin çekirdek aile mensuplarından sadece ben izleyebilmişim mucize ile sonuçlanan maçı. Edirne’de bir kahvehanede... Stoch ikinci golü atınca önümde oturan 10 yaşındaki veledi omuzlarından kavrayıp, alnından üç kere öperek şoka sokmakla meşgulken ben, maaile bizimkiler şokta ve de hastanede imiş.

Mişli geçmiş zaman kullanmama sebep canım annem. “Aman demiş, haber vermeyin. Burada olsalar ellerinden ne gelecek ki? Hem Allah muhafaza kaza falan yapar arabayı hızlı kullanıp...”

Eski deyişle şikemperver, özünde ise boğazına düşkün insanlar olarak ben ve kuzum için yemek turu, grubun kalan yarısının ise kültür turu saydığı minik gezi için Edirne’ye vardığımız sıralarda annem düşüp “tibia platosunu” parçalamış.

O da ne ki diyenler vardır elbet… Dizin hemen altı, kaval kemiğinin ise en üstünde olan bu kemik, vücut yükünün ise neredeyse hepsini taşımakla mesul. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir ortopedistin uzmanlık tezinde okumuştum. 1985-2005 arasında fakülte hastanesine başvuran toplam vak’a sayısı yanlış hatırlamıyorsam 62 idi.

Ben nerden biliyorum bunca şeyi?... Bir üniversite hastanesinin 20 senede başına 62 kere gelen şey, bizim eve son dokuz ayda ikinci kez uğruyor. Dokuz ay önce aynı kemiği kırdım, iki ameliyat oldum ve hala rüyamda koşuyorum.

Bir siktir git Murphy…

26 Mart 2012 Pazartesi

Şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden...

Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin en önemli kupası kaptan Seda'nın ellerinde yükselirken, bizim göz yaşlarımız ise yer çekimine mağlup oldu. Başta Naz, Nihan, Eda ve Seda olmak üzere bütün kızların emeklerine sağlık.
 En büyük Fenerbahçe!

Herkes Kim'i öne çıkaracak ne de olsa. İnanılmaz oynayan Nihan'a gitsin benim alkışlarım da.


25 Mart 2012 Pazar

Ya Alex yoksa

Şu ülke çimlerine adımını attığı ilk sezonlarda hakkında sıklıkla dillendirilen: "Tamam bileği fena değil ama, hiç koşmuyor. Modern futbol bunu kaldırmaz..." idi. Gel zaman git zaman, rakamlar öyle baskın hale geldi ki yeni basmakalıp: "Alex oynamazsa Fener yok abicim..." haline dönüştü.

Akıl sağlığı yerinde ve istatistiğin bir bilim olduğunun farkında her beşerin ülkeye gelmiş geçmiş en iyi yabancı futbolcu olduğu konusunda birleştiği Alex'in attıkları ve attırdıklarını biliyoruz da, ya Alex yokken?...

Fenerbahçe forması ile sekizinci sezonunu oynayan Alex de Souza; sakatlık, ceza, milli maçlar ya da hoca tercihi sebebiyle şu ana dek toplam 48 maçta formasından uzak kalmış.
  • En şanslı rakip Gaziantespor. Kaptan çeşitli sebeplerle 5 Antep maçını kaçırmış. Fenerbahçe'nin bu 5 maçta;3 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyeti var.
  • Toplamda 6 derbi kaçırmış Alex. Fenerbahçe, bu 6 derbiden 5 galibiyet 1 de beraberlikle ayrılmış.
  • Ezeli rakip Galatasaray, 4 kere hasret kalmış profesöre ancak sadece 1 beraberlik çıkarabilmiş bu maçlardan. Diğer 2 derbide ise Trabzonspor ve Beşiktaş Alex olmamasına karşın mağlubiyetten kaçamamışlar.
  • Alex'in yokluğundan en çok faydalanan ekipler ise İBB ve Kayserispor. Alexsiz 4 maçtan Kayseri 2 galibiyet ve 2 beraberlik çıkarırken, İBB ise 2 maçtan 1 galibiyet ve 1 beraberlikle ayrılmış. Alex yokken Fenerbahçe, Kayseri ve İstanbulbüyükşehir Belediye'yi yenememiş.
Süper lig, kupa ve süper kupa maçları arasından kaçırdığı 48 maçın Fenerbahçe adına icmali ise şu şekilde;
  • 31 galibiyet, 8 beraberlik, 9 mağlubiyet.(%70 başarı oranı.)
"Alex oynamazsas Fener biter abicim..." önermesinin doğruluğuna varın siz karar verin.

24 Mart 2012 / Fenerbahçe-Bursaspor maçı

23 Mart 2012 Cuma

Kupaya hükmetmek

49 yıllık Türkiye Kupası tarihinde toplam 13 kulüp bu kupayı kazanma başarısını gösterdi. En çok kazananın 14 kupa ile Galatasaray olduğunu ve Fenerbahçe’nin hepi topu 4 kere kazandığını, üstüne üstlük son 28 sezondur bu kupayı kazanamadığını sağır sultan bile biliyor. Ya peki ezeli rakibin şampiyon olduğu sezonlardan birinde kupayı hükmen kazandığını biliyor musunuz?
1963-64 sezonu Türkiye Kupası final maçı. Bir tarafta önceki sezon oynanan ilk kupanın sahibi Galatasaray, diğer tarafta “Büyük” Altay. Kupa finali çift maçlı eleme sistemine göre oynanıyor. Alsancak Stadı’nda oynanan ilk maç 0-0 sonuçlanıyor. Rövanş maçının 28 Haziran 1964 Pazar günü oynanması kararlaştırılıyor ancak aynı gün oynanması gereken Dünya Ordulararası Futbol Şampiyonası maçı dikkatten kaçıyor. Galatasaray’ın asker oyuncuları Ayhan, Uğur ve Talat Türkiye Ordu Milli takımı kadrosundalar ve Batı Almanya Ordu Milli takımı ile oynanacak maç sebebiyle Türkiye Kupası finalini kaçıracaklardır. Bu kabul edilemez durumu düzeltmek için ezeli rakip seferberlik başlatır. Önce fenerasyondan ardından ise Genelkurmay Başkanlığı’ndan gerekli izinler alınır. Ancak bu kadar çaba ve canhıraş mücadeleye rağmen tüm bu işlemler maç gününe dek yetiştirilemez ve rakip Altay’ın bütün itirazlarına karşın maç ertesi güne, yani 29 Haziran 1964 Pazartesi gününe ertelenir.

Bunun üzerine Bursa’da kampta olan Altay takımı, İzmir’e döner ve maça çıkmayacağını açıklar. Maç günü Mithatpaşa’da olan tek takım Galatasaray’dır. Galatasaray taraftarı takımını “Şampiyon takım çok yaşa” ve “Altay pabucu yarım çık dışarıya oynayalım” sesleriyle karşılayarak, şimdilerde başkanının övünerek bahsettiği yüksek kültür seviyelerini o yıllarda da sergilemişlerdir. Maçın Rumen hakemi 15 dakika bekledikten sonra Galatasaray’ı hükmen galip ve Türkiye Kupası şampiyonu ilan eder.


Dönemin Altay başkanı Rıdvan Burteçin "Kupayı kaybettik, ama ahlak mücadelemizin meşalesini yaktık ve onu asla söndürmeyeceğiz!" der. Galatasaray taraftarları ise futbolcuları omuzlarında taşıyarak 3-0’lık galibiyetin ve kupa şampiyonluğunun haklı gururunu yaşarlar.

Kaynak: Milliyet ve TFF Arşivi

22 Mart 2012 Perşembe

Kapiler bir olay

İki farklı maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvvetine adezyon denirken, maddenin kendi molekülleri arası çekim kuvvetine ise kohezyon ismi verilir. “İlk maçta Arena'da tükürük bile yoktu.” diyen saygıdeğer başkan Ünal Aysal üzerinden örnek verirsem daha anlaşılır olacak.

Ünal Aysal’ın suratına tükürdüğünüz vakit, tükürüğün yüzünde kalması iki farklı madde arasındaki çekim kuvvetine, yani adezyona örnek verilebilir. Fenerbahçe’nin ilk 15 dakikada attığı iki golün ardından, sayın başkanın yutkunurken yuttuğu tükürük ise kohezyon örneği için biçilmez kaftandır.

Frank Rijkaard'ın da aynı camiaya hizmet etmesi tamamen tesadüftür.
Not: Başkanın botoks periyotu ve buna bağlı yüz pürüzlülük durumu adezyon süresinde değişikliklere yol açabilir.

18 Mart 2012 Pazar

Şükürler olsun

Cumartesi sabahı dokuzda fizik tedavi için rehabilitasyon merkezine girdim. Akşamında maç var, haftalar öncesinden ameliyat bile bu maça göre programlanmış. Doktordan izin alınmış, annemin gönlü yapılamamış ama kestirip atılmış. Bu maça gidilecek...

Düz bacak kaldırma, yürüme egzersizleri o bu derken ve aklım sıra kendimi zorlamamaya çalışırken sıra geldi kalça hareketlerine. Yaradılış mı dersin yetiştiriliş mi bilemem ama yaptığım her işin hakkını vermem gerektiğine inandırmışlar bir kere. O demin bahsettiğim kalça hareketlerinin ikinci setinin neredeyse sonuna gelmiş iken..."Pat" diye bir ses geldi arka adalemden. Bir tek ben duysam hissettim derdim ama bana nezaret eden fizyoterapist de aman dedi duyunca. Geçtiğimiz yazın ortalarında osuruktan bir halı saha maçında, öküz gibi bir darbe sonucunda kırdığım diz ve kopardığım bağlar yetmezmiş gibi, arka adaleyi de kendi kendime zorlayarak maça sekiz saat kala iyiden iyiye sakat etmiştim kendimi. Eve dönüp bolca buz yapıp düştük yollara. Düz yolda yürümek iki değnek yardımı ile neyse de merdiven çıkmak...Tam 56 basamağı aştıktan sonra kuzu ile beraber yerimizi aldık tribünde.

Taraftar desteği ile beraber önde basan, her vurduğu gol olan çubuklu ile dizleri titreyen parçalının mücadelesi vardı ilk 15 dakikada. Sow'un ve Alex'in vurdukları gol oldu, Melo'nun vurduğunu hakem ilginçtir! göremedi, Cristian, Stoch ve ilk yarının sonunda Alex'in vurdukları ise çerçeveyi bulmadı. Maçın sonunda Baros'un vurduğu girseydi hede hödösü yapanlar; ilk yarı beş tane yiyebileceklerini, normal şartlarda 10 kişi kalmaları gerektiğini ve halamın testisleri olsa amcam olacağını unutmasınlar diye yazıyorum bunları.

İlk yarının son 15 dakikası ve maçın geri kalanında ise dizleri titreyen bu sefer sahadaki Fenerbahçeli oyunculardı. Hücum yapmasına bile gerek olmayan, sadece topu ayağında tutsa en azından kazanacak, işler yolunda giderse farkı arttırabilecek takım doldur boşalt ile maçı bitirme çabası içine girdi. Onlar böyle oynadıkça rakibin cesareti arttı, rakip yarı sahaya geçmesi kıyamet alameti sayılan Balta ile bile hücum yapmaya başladılar. Selçuk uzaktan denedi olmadı, takip eden pozisyonda o Balta skoru eşitledi.

Aylardır telefonları dinlenen, aralarında savcılık sorgusu geçirenler olan, sahada kazandıkları adliye koridorlarında ellerinden alınmaya çalışılan ve diken üstünde yaşayan oyuncu topluluğu skoru korumaya çalıştı ama maalesef başarılı olamadılar.

Maç dengeledikten sonra ise bugün üzerine anlamlar yüklenmeye çalışılan Avrupa fatihi rakibin asıl karakteri bir kez daha ortaya çıktı. Dokunsan yerle bir olacak bir rakip karşında ve maçın bitmesine hala 10 dakika varken, aynı anda sahanın farklı bölgelerinde Elmander, Eboue ve Balta oyunu soğutmak için kendilerini yere bıraktılar. Siz bunun adına profesyonellik diyorsunuz, ben ise sahtekarlık. Sizin için Galatasaray Fatih Terim ve Hasan Şaş, benim için Fenerbahçe ise Aykut Kocaman ve Rıdvan Dilmen. Sizin Melo gol atarsa itlik yapıyor, bizim Sow ise şükrediyor. O sebepten iyi ki ben Fenerbahçeyim siz de Galatasaray.

19 Şubat 2012 Pazar

Goldü sanki...

Brezilya ile İsveç 1978  Dünya Kupası grup maçında karşı karşıya gelir. Maçın son dakikasında Brezilya korner kazanır. Korner kullanılır, Zico kafayı vurur ve Brezilya'yı öne geçirir. Ama o da ne?...
Galli hakem Clive Thomas'ın çaldığı düdüğün ardından İsveçli oyuncular kazandıkları bir puan için sevinmektedirler.

Kurallara harfiyen uyması ile meşhur ve bu sebepten adı "Kitap"a (The Book) çıkmış olan Galli, top havada iken hem maça hem de kariyerine son noktayı koymuştur. 74 ve 78 Dünya Kupaları ile 76 Avrupa Şampiyonasın'da düdük çalan hakemin kariyeri bu maçın ardından biter.



Gelelim günümüze. Dün akşam (18 Şubat 2012) Fenerbahçe ile Sivasspor playoff güzeli ligimizde top oynamak için sahaya çıktı. İkinci yarının sonlarına doğru, Özgür Çek ceza sahasının sol köşesinde topu çekti ancak rakibinin darbesiyle yerde kaldı. Saliseler sonra boşta kalan topa Cristian vurdu. Önce topun direğe çarptığına dair metalik bir ses ardından ise tribünlerden tiz bir gol sesi yükseldi. Ama o da ne?...
Hakem düdüğünü çaldı ve Fenerbahçe lehine serbest vuruş verdi.

Maçın ilk yarısında sırf baraj kurdurabilmek için oyundan dört dakika çalan ama devrenin sonuna ancak bir dakika ekleyen aritmetik yoksunu Bülent Yıldırım'dan hakemlik beklentim yok. Benim derdim onun avantaj oynatıp oynatmamasından ziyade, yayıncı kuruluşunun Cristian'ın vurduğu muazzam şutu hala göster-e-memesi. 78 Dünya Kupasın'da Zico'nun vurduğu kafayı görebiliyorsak, dün oynanan maçta Cristian'ın şutunu da izleyebiliyor olmalıydık sanki....

25 Aralık 2011 Pazar

Yıkamazsınız yıkmasına...


...ama düşürün lütfen.

Şu şike hikayesi kaleme alınmaya başladığı günden bu yana kaç yazı yazdım bilmiyorum. Tek bildiğim, ilk gün yazdıklarımın hala arkasında olduğumdur.

Aziz Yıldırım tarafından yazılan, Kadıköy Meydanı'nda Yasemin Merçil tarafından bugün okunan  mesajda "Bizler suçsusuz, dimdik ayaktayız. Biz temiziz diyen herkesten daha da temiziz." [1] şeklinde geçen ifade beni ilk güne geri götürdü.

"Dava zaman aşımının 15 sene olduğu, bahsedilen soruşturma bu kadar kapsamlıysa eğer 1996-2011 arasında yenen her nanenin ortaya konması gerektiği ve sonuç ne olursa olsun Fenerbahçe'nin bu ülkeden daha temiz olduğunu kimse unutmasın." [2]

Üç kuruşluk hukuk bilgimle (an itibarıyla rahat 300 kuruşluk olmuştur hukuk dimağım) 4 Temmuz sabahı yazdıklarımın son paragrafı yukarıda. Üzerinden altı ay geçmesine rağmen değişen hiçbir şey yok.

İlk fotoğrafta görünen baba Fenerbahçe'ye inanıyor. Küçük kuzusu kucağında bugün Kadıköy'de...
Elleri öpülesi bu teyzem Fenerbahçe'ye inanıyor. Kendisi ve askerdeki torunu için Kadıköy'de...
"Mehmetçik Basri" de gün boyu üzerimizde dalgalanarak bugün güç verdi bize Kadıköy'de.
Ben Fenerbahçe'ye inanıyorum ve sizin inanıp inanmamanızla zerre kadar ilgilenmiyorum. Tek istediğim kafamdan kanlar aksa da bandajımı yaptırıp rahmetli Basri Dirimlili gibi oyuna devam etmek. Her gün yeni ve adi darbelerinize maruz kalmaktansa, bir kere düşmeye bin kere razıyım.

[1] http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=27190
[2] http://ucheokechukwu.blogspot.com/2011/07/fenerbahcem-benim.html