10 Haziran 2008 Salı

" Pazar'ın Ertesi" # 9


Adı Sergen Yalçın. Mesleği profesyonel futbolculuk. Oynadığı kulüp Fenerbahçe, kendisini vitrine koyduğu diğer forma Türk Milli Takımı. Meşin yuvarlak sanatında Türkiye'nin doruk noktalarında olan Sergen Yalçın, bu mesleğe başladığı günden 28 yaşını sürdürdüğü bugüne kadar, futbolun içinde olması gereken kolektif şuur ve mecburiyete, yardımlaşmaya, birlikte savunma yapma hücum etme ilkelerine sırt çevirmiş şekilde tek başına ve kafasının dikine yaşamaya devam ediyor.
Adam bilimsel futbolun, çağa uyan meşin yuvarlak gidişinin düşmanı. Ne antrenman seviyor, ne idmanda kafasının vücudunun antrenör tarafından eğilip bükülmesini... Futbol sahasında Sergen sanki tek başına... Etrafta kendisini çekip çevirecek tek kişiyi istemiyor. Onun için kendi, futbol topu ve saha var. Herşeyi bir başına yapacak. Kendine, futbol topuna, futbol teorilerine, idmana, sisteme, taktiğe kendi hükmedecek hep... Bunlar konusunda etrafında kimse bulunmayacak. Kendi vücuduna istediği gibi hükmedecek, futbol topu idmanda onun istediği kadar zıplayacak, idman şeklini ve vaktini kolundan çıkarmadığı kendi saati belirleyecek.
Gordon Milne ile böyleydi, Daum ile böyleydi, Rasim Kara ile böyleydi, Beşiktaş başedemedi sattı. İstanbulspor aldı, yine aynı terane... Teknik Direktör Saffet Susiç değil, Sergen'in kendisi idi. İstanbulspor da devamlı yuvası olmadı. Jet - Pa'ya satıldı ve Fenerbahçe kiraladı. Fenerbahçe taraftarı yapısı bakımından Türkiye'nin en hassas, en ayrıcalıklı kalabalığı idi. Yıldız futbolcuyu çok sever, ama bu sevişte onun da bir sabır kökü vardı. Taraftar geçen yıl Sergen'i bu sabır köküne duyduğu sevgi yüzünden müsamahalı ve biraz buruk olarak seyretti. Çünkü Fenerbahçeli tribünler yıldız futbolcunun her maç anormal şeyler yapan bir yıldızlık seyir defterinin olmasını beklerdi.
Diğer kulüp ve takımları bilmem ama, Fenerbahçe'de o payeye ulaşan futbolcular tek başına maç kurtaracak özelliklerinin yanında kişiliklerini Fenerbahçe'nin üstünde tutmayacak bir seyirde yüzdürürlerdi kendilerini... Alaaddin, Zeki Rıza ve Bekir beyler böyleydi. Büyük ve küçük Fikret, Fenerbahçe'nin bir dönemde sembolu oldular sebep futbolculuklarından öte insanlıklarıydı. Lefter topu öperken ki resminde futbolculuğuna ve Fenerbahçeliliğine dua ettiği için ordinaryüstü. Cemil leblebi gibi golleri atarken, Teknik Direktör Didi'ye gösterdiği sevgi ve saygıdan tek bir gün kaybetmediği için Fenerbahçe fenomeni olmuştur. Taraftar bunları baştacı edip Sergen'i yuhalarken bir sebebi olması lazım. Onun Fener fenomenliğini kabul etmiyordu taraftar...
Sergen, Türkiye'nin TV'lerinde Fenerbahçe'de kadro dışı kalışının sorularına önce boş gözlerle bakıyor, sonra kendine göre cevaplar vermeye çalışıyor. Şimdi kaybettiklerinin farkında bile değil. Üstünden zaman geçsin kaçan balığın ve talihin ne kadar kocaman olduğunu görecek ve o zaman yaptığına binlerce kez pişman olacak.

14 Aralık 1999
( Sergen diye biri )

Forza Azzurri

Hollanda-İtalya maçının ardından benim Euro 2008 şampiyon adayım İtalya.Maçı izlemeyenler için maç skoru Hollanda 3 - 0 İtalya

4 Haziran 2008 Çarşamba

Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener







Yıldız Bayan,Yıldız Erkek,A Bayan,A Erkek...Hepsi şampiyon.



The Finals

Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece özlenen final serisi Boston'da başlıyor.NTV'den bulamadığım maç programını nba.com'un uluslararası yayın linkinden edinip buraya ekledim.Maçlar ntv'de canlı yayınlanmakla birlikte aynı günün akşamı 21:00'da tekrar ntv ekranlarında olacak.


Cuma6/6/20084:00
L.A. Lakers @ Boston
C.tesi
7/6/200817:10
NBA Action
P.tesi9/6/20084:00
L.A. Lakers @ Boston
Çar.11/6/20081:00
Boston @ L.A. Lakers












1 Haziran 2008 Pazar

11. Lakers-Boston finali





" Pazar'ın Ertesi" # 8

Transfer ve transfer ücretleri, profesyonellik kabul edildiği günden beri, Türkiye'deki kulüplerin en büyük derdi olarak dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak, hem de rakamların milyondan başlayarak katrilyonlara varan boyutu ile... Buna eskilerde temmuz derdi diyorlardı, şimdi sekiz aya yayıldı. 1957 yılında 57 bin 500 lira ile Galatasaray'dan Karagümrük'e geçen Kadri Aytaç transferin ilk büyük flaşı olmuş, alaydan hukukçu olan Karagümrük umumi kaptanı Fahri Somer'le mektepten hukukçu olan Galatasaray genel sekreteri Necdet Çobanlı arasında dava konusu olmuş ve savaşı Karagümrük kazanmıştı. 1959 yılında mukavelesi biten Lefter yeni sözleşme için Fenerbahçe'den 80 bin lira alırken yer yerinden oynamıştır. Aynı Lefter 1951 yılında İtalyan Fiorentina ile yaptığı mukavelede döviz itibarı ile 2.5 milyon Türk lirası almıştı ki, o para ile o vakit Lefter doğup büyüdüğü Büyükada'nın yarısını alırdı. Bu tarihlerine göre kocaman rekorlar olan, yüzbinler ve milyon tutarındaki transferler zaman ilerledikçe irileşmişler ve günümüzde en bıktırıcı pazarlık olarak futbolcuyla kulüplerin önüne geçmişlerdir. Artık 1950'lerde yüzbinler ve 2.5 milyon lira ile şekillenen transferler milyonların üstünden geçmiş, milyarları da aşarak trilyon sınırına dayanmıştır. Bu yıl trilyon sınırının üstüne çıkan futbol değeri ne kadar yüksek olursa olsun tüm oyuncuları Galatasaray, Fenerbahce ve Beşiktaş satış listesine koyarak kendi bünyelerinde kendi elemaları ile bir restleşme pokerine oturmuştur. Rakamların üstüne bu yıl başlamak üzere önemli ölçüde vergi binmektedir. Düne kadar yüzde 15 stopaj olan vergilendirme bu yıl yüzde 40'a yükseltilmiştir. Bu vergi tablosunda diğer mesleklerden alınan vergiler yüzde 20'yi geçmezken profesyonel futbolcuların yüzde 40'ı oldukça fahiş bir tutardır. Kulüpler bu konuda maliye bakanlığından indirim için müracaatta bulunmuşlardır. Maliye Bakanlığı bu konuda anlayış gösterir veya göstermez o hükümet işidir. Fakat vergi inse bile alıp başını gitmiş transfer ücretleri kulüplerin istikbali için başa bela olmaya devam edecektir. Kalkınmış sekiz ülkeden biri olan İtalya'da Vatikan 40 milyon dolara Lazio'dan İnter'e transfer olan Vieri'nin haberlerinin abartılı şekilde verilmesine karşı çıkmıştır basında. Büyük kulüpler transfer ücretlerini donduracaklar ve ücretlerin makule gelişinde elebaşlığa soyunacaklar veya futbol federasyonu olaya müdahale edip satışa çıkarılan futbolcuları çeşitli kıstas ve değerlendirmelere tabii tutarak satış fiyatlarını belirliyecektir. Kulüpleri transferden kurtaracak tek yol geliştirilecek, organize edilecek alt yapılar ve futbol okullarıdır. Orada verimli bir eğitimle pekala A takıma düz ve markajda sadık elamanlar yetiştirilir çok süper bir iki forvet adamı için Türkiye ve Avrupa'da transfer olayına çıkılır. Yoksa her yıl takımı transfer yoluyla yenilemek futbol adına işlenen en büyük cinayetlerden biri olur.

15 Haziran 1999 (Temmuz Derdi)

Nottingham Forest


Tarihinde Avrupa Kupası olupta yerel mücadelesinde 3.Lige kadar düşen bir ikinci takım yok Forest'dan başka.Bu sezon sonunda League 1'de ikinci olarak The Championship'in yolunu tutan Notthingham Forest iki sene sonra Şampiyonlar Ligi şampiyonu olursa saşırmasın kimse...Clough’ın önderliğindeki Forest 1976-77 sezonunda Premier lige çıkmayı başarmıştı. Ertesi sezon ise, inanılmaz bir olayın altına imza atarak Forest takımı şampiyon oldu."Kırmızlar" bununlada kalmayıp, 1978-79 sezonunda Malmö’yü final maçında mağlup ederek Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını kazandı. Forest 1979-80 sezonunda, dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Peter Shilton’un büyük payıyla Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası final maçında Hamburg’u 1-0 mağlup ederek bir sene önceki "Avrupa Şampiyonu" ünvanını korudu.Kendi liginde kazandığı şampiyonluktan daha fazla Avrupa Kupası sahibi tek takım olan Forest, yeni bir FM efsanesi yaratmaya dönecek belkide Premier Lige.

26 Mayıs 2008 Pazartesi

" Pazar'ın Ertesi" # 7


Futbolda Galatasaray sayesinde bir titredik, hem ülke olarak kendimize geldik, hem UEFA Kupası'nı müzemize getirdik. Kırk gün kırk gece düğün yaptık, Türkiye'nin büyük şehirlerinde kupa şöleni düzenledik. Türkiye, UEFA Kupası'nı artık mazi olarak elinin tersi ile itmeli, elinin düzü ile istikbale bakmalı ve neler yapacağını planlamalıdır. Haziran'da Avrupa Futbol Şampiyonası finalleri var ve bizim takım lök gibi orada. Ben futbol yazarlığım boyunca aynı kaptan su içtiğim ve bundan son derece kıvanç duyduğum Turgay Şeren'in "Galatasaray devlet tarafından daha fazla ödüllendirilmeli" fikrine ilk defa itiraz ediyor ve kalemimi ittifakla bu öneriye uzatamıyorum. Ülkelerin rejimi ne olursa olsun hiçbir devlet sporcu üretimi için her türlü alt yapıyı kurar ve para yatırımı yapar ama, tanımı ayakta kendi kendine kalma olan profesyonelliğe para yardımı yapmaz. Yaparsa bu yardım diğer profesyonel takımlara yapılmış haksız bir rekabet olur. Devlet herkese adil olmalıdır. Bu kupayı kazanmaya kadar gereken ödülleri zaten UEFA veriyor. Her maç geçişinde ayrı para, TV'den pay... Finale gelinceye kadar UEFA'nın pamuk elleri hep cebe girdi. Finali kazanınca ekstra prim ve izleyici fazlalaştığı için TV'den ekstra gelir. 15 milyon dolarlık bir ödül UEFA'dan, 10 milyon dolar devletten. Bir UEFA Kupası'nın ödülü 25 milyon dolar. Galatasaray bu paraya razı olmalı ve elini devletin kesesinden çekmelidir artık. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü kendi mazisindeki solculuğunu hatırlamalı, meclisteki birkaç futbolsever ya da Galatasaraysever milletvekiline bakarak ödülün çoğaltılması için izin vermemeli ve Galatasaray'ın devlet hakkı on milyon dolarla sınırlandırılmalıdır. Asker ve polis şehit ailelerine can karşılığı çok sınırlı para verilirken, enflasyonun düşürülmesi uğruna işçi, memur ve emeklilere sınırlı zam yapılır ve onlar süründürülürken, ülkedeki tarım ve zaruri sübvansiyon bile kaldırılmışken Galatasaray'a on milyon doların dışında kanunla yeni paralar vermek bu ülkeye uygun bir davranış olmaz. Milli takıma para priminden sonra verilen cip primi için kıyametler koparan Türkiye, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy'a "Bu otomobillerin parasını nereden buldun" diye hesap soran Türkiye, ekonomik durumuna ve vatandaşın milli gelir içindeki konumuna bakıp Galatasaray talebine meclisce red kararı vermelidir. Turgay Şeren'in aşağı yukarı bir yıldan beri Faruk Süren ve ekibinin Galatasaray kulübünü icraatı ile bir mali felakete sürüklediğini yazıp duruyor. Son hükümet teklifi ile Galatasaray'ı mı kurtaracak, yoksa Faruk Süren ve ekibini mi?


23 Mayıs 2000 ( Devlet profesyonele yardım yapmaz )
PS:Salı günlerini iple çekerdim "Pazar'ın Ertesi" ni okumak için.Blog yazmaya başladıktan sonra tanımayanlar tanısın,bilenler hatırlasın diye İslam Çupi'nin köşe yazılarından o hafta seçtiğimi Pazar günleri yazmaya başladım ancak henüz yedinci haftada 1 gün rötar yaptım...

Top Yuvarlakmış





3-5 gün tatile gidelim dedik,blog sahipsiz kalmış.) Livescore sağolsun,tatildede olsak Celtic-Rangers kapışmasını takip etme şansı buldum ve sevinmedim dersem yalan olur.Enine çubuklu forma giyen takımlara olan ilgimi daha önce blogta belirtmiştim,Celtic o formanın hakkını verdi.

18 Mayıs 2008 Pazar

Top Yuvarlak

Cumartesi Rangers Motherwell deplasmanında 2 puan daha yitirince puan tablosu yukardaki halini aldı.Vakti zamanında blogda İskoç Premier Ligi ile ilgili İskoçya'da şampiyon belli diyebiliriz demişiz ancak
futbol her sonuca gebe...