22 Şubat 2010 Pazartesi

Çapsız Çapalar

Bizde adettendir. Sevmez ise taraftar bir oyuncuyu ağzı ile kuş tutsa yaranamaz. Modern futbolun şimdilerde olmazsa olmazı olan ön libero kavramını yurdun çimleri üzerinde ilk kez uygulatan Parreira, bu iş için eldeki değer Kemalettin’i kullanmış, futbol oynarken siyasi tarafını açık eden oyuncu, Mehmet Ağar’ın sırdaşı Terim’in milli takımına performansıyla zorla dahil olup, özel maçta Belarus kalesine milli formayla golünü atmış ancak  Fransa 98 eleme maçında Galler deplasmanında salladığı kale direği misali  bir türlü resmi olarak Fenerbahçeliler’in gönlüne dahil olmayı becerememiştir.

Oynadıkları mevki sebebiyle eleştirelere her daim maruz kalan futbol bedbahtlarından bir diğeri de Selçuk'tur. Fenerbahçe'nin ümit milli takımı topladığı 2003 senesine denk gelir bu çapanında Fenerbahçe limanına kendini atması. O gün bugün yaptığı her pas hatasında tefe koymak için sıraya girer Fenerbahçe taraftarı. O ise sırasını bekler sabırla ve Fenerbahçe'de tamamladığı 6 sezonda yaşadığı 3 şampiyonluk, 2 ikincilik, ve Şampiyonlar Ligin'de bir çeyrek finalle yığınla futbolcu eskisinin yanına yaklaşamadığı bir kariyere notlar düşer.

Taraftarın geldiği gün engizisyon mahkemesine yolladığı, bunca işkenceye karşın bir türlü öldüremediği bir başka isim de Deniz Barış. Savunmanın her mevkisi ve orta sahada defansif olarak görev yapabilen oyuncu sorun çıkarmadan görev bekler ama onunda kredisi taraftarın gözünde sıfırdır. 

***
Birde kredisi sınırsız olan muhteşem oyuncular vardır... 

Onlar çıkarken top kaybedebilir, onların kaybettiği topların dönüşü golle sonuçlanabilir ama onlar bir tanedir çünkü yarı çapı 2 metre olan bir daire içine harika pas yaparlar.

21 Şubat 2010 Pazar

Kupa Beyi Damir

Büyük kaptan Damir, Fenerbahçe'nin yarım asıra yakın süren kupa hasreti sona ererken kupayı kaldıran adam olarak tarihe adını bir kez daha yazdırdı.
 
Telekom ve Efes Pilsen'i eleyerek bu ligin en iyi takımı olduğunu kanıtlayan ekip, tarihin garip bir cilvesi olarak futbolda kazandığı ağızlara sakız en son Türkiye Kupasın'da olduğu üzere bir kez daha bir Mersin takımını mağlup ederek bu kupaya uzandı.
Darısı futbolun başına...
 
Fenerbahçe Ülker 72-68 Mersin Büyükşehir Belediyespor

15 Şubat 2010 Pazartesi

"Rapaic birer birer sıyrılıyor rakiplerinden..."

5 Kasım 2000…

Mustafa Denizli, Fenerbahçe’nin hocası ve rakip Ankaragücü. Takım ilk 10 haftada biri 6 yabancı rezaletinden ötürü hükmen, toplam 2 mağlubiyet ve 1 beraberlik almış. Mustafa Denizli’ye camianın güveni yok ve Aziz Yıldırım’ın kredisi tükendi tükenecek. 41 haftadır lider olamayan Fenerbahçe maça fırtına gibi başladı. Rapaic’in yaptırdığı penaltıyı Andersson attı 1-0 oldu. Harika oynayacağının işaretleri artarak devam eden Milan ortaladı, Andersson indirdi, Baliç Fenerbahçe’nin 2. golünü attı. İlk yarı biterken bir kez daha sahneye çıkan Rapaic bu sefer Mert Meriç’e gol pasını verdi ve devre 3-0 tamamlandı.

Devre arasında televizyonun sesi kısılınca, Kalamış’daki evin içini staddan gelen sesler doldurur oldu. Yaş ortalaması ellinin üzerinde olan Fenerbahçeli ağabeylerim, bir yandan eski günleri yad ederken, diğer taraftan ilk yarısı 3-0 biten ve bana sorsalar harika oynadığını bir nefeste söyleyeceğim takımı, ikinci yarı başlayana dek eleştirdiler. Kafam karışmış ancak henüz 20’li yaşların başında kıdemsiz bir Fenerbahçe taraftarı olarak ağzımı açıp tek kelime dahi etmemiştim. İkinci yarının başıyla beraber Ankaragücü top yapmaya başladı. Bir topu da direkten dönünce homurdanmalar arttı. Rapaic'in direkten dönen serbest vuruşunu Johnson'ın tamamlayarak farkı 4'e çıkarması dahi yetmedi bu serzenişleri dindirmeye.

Duran top dışında ikinci yarı pozisyon bulamamış takım, işte bu sebepten 1 tane yemeyi hak etmiş. Hem yerse maç daha zevkli hale gelir, belki biraz top oynamaya başlarmış Fenerbahçe. Buna benzer ilginç temennilerin ardından Ankaragücü'nün golü gecikmedi. Maç 4-1 oldu ve eski Fenerbahçeliler sevinirken, ben kendimi balkona attım senenin sondan birinci ayında.

'Goool' sesinin ardından 5. gol hatrına girdiğimde içeri, Can Bartu'nun sol ayağı, Cemil 'in durdurulmaz driplingleri ve Ogün'ün City kalesine attığı 2. golden bahsediliyordu...

80'li yılların ortasına kadar Türk futbolunu domine eden, ezeli rakiplerinin ikisinin toplamından fazla şampiyonluk kazanmış takımlarını çıplak gözle izleyen bu insanların, oynanan futboldan niçin bir türlü memnun olmadıklarını seneler sonra anladım. Ancak onların da kabul etmeleri gereken, futbolun o eski oyun olmadığı ve fiziksel mücadelenin kazanmak için artık birincil öncelik olduğudur.

İşte bu sebeplerden dolayı, Fenerbahçe son iki haftada puanlar da yitirse futbolun doğrularını sahaya yansıtmış ,çok iyi mücadele etmiş ve taraftar olarak benim rızamı almıştır. Ama yine de...
...Keşke Can ortalasa, Lefter vursa, Cihat tutsa, maçtan sonra Moda'dan denize girsek, Dr. Brown kankamız olsa ve de sene 1950 olsa...

14 Şubat 2010 Pazar

Gönüllerin Puan Durumu

İki puan durumundan üstteki Türkiye Basketbol Ligleri resmi web sitesinden, alttaki ise Galatasaray Spor Kulübü resmi internet sitesinden alındı. Benim 13. haftada farkına vardığım ve üzerine tek bir cümle kurduğum "hata" her geçen hafta tekrarlanıyor.

Fenerbahçe Ülker'in 19. haftanın ardından şu ana dek resmi olarak 3 mağlubiyeti var. Bu şerefli galibiyetlerin sahipleri de Efes Pilsen, Karşıyaka ve Banvit. Ancak alttaki puan durumunda, Fenerbahçe için 4 mağlubiyet uygun görülmüş ezeli rakibin resmi site editörleri tarafından.

Galatasaray CC, 5. haftada ortaya çıkan forma skandalının ardından tonla cezaya çarptırılımış,  ülke sathında kimsenin ellerine su dökemeyeceği harika lobileriyle arınıp pürü pak olmuş, sadece ilk 5 maçtan kalma hükmen mağlubiyet cezaları kalmıştı. Erdemir, Oyak Renault ve Fenerbahçe maçlarını sahada kazandıklarını ancak masa başında kaybettiklerinin altını çizmek ve hala mazlumu oynamak adına bu takımların mağlubiyet hanelerine sistemli olarak birer maç fazla yazmaktalar.

Arife günü oruç yiyenin bayram günü yüzü kara çıkar demiş demesine atalarımız ama ülke öyle bir hal aldı ki , yalan söyleyenin yanına kar kalır, bize de bok yemek düşer.
  
KAYNAK

13 Şubat 2010 Cumartesi

Ağlamak İstiyorum

Bursa deplasmanında maç başlarken battaniyenin altında zemin düzlemine paralel konumlanmış bedenim, yenilen 2. gol gelince içine giren virüsten arınmışcasına kaba etinin üzerine doğrulurken, 3. golle beraber  2 tam gündür istirahat eden başkasıymış gibi esas duruşa geçecek kadar iyileşti. 

Bu hızlı iyileşme süreci muhtemel yorgan döşek olarak geri dönecekken bana, Espanyol'un golü geldi de kısılan sesimin geri geldiğinden haberdar oldum. 

Gol ulan gol...
 
Fenerbahçe, kötü top oynadı. Bursaspor, 2. maçta kazanacak kadar oynarken, iş tur atlamaya gelince boyu kısa kaldı.

Ancak ne Levent Özçelik'in gayet net yorumladığı Deniz Barış'ın elle oynadığı pozisyon penaltı, ne Okay Karacan'ın süslediği gibi Emre Çolak'ın golü "Gooooooooooolllllll", ne de yine Okay Karacan'ın yalın ifadesiyle Necati Ateş'in attığı 2. gol sadece "gol" dü Türkiye Kupası çeyrek final maçlarında.

Gel Taraftar Maça Gel

Pabuç pahalı, taraftar elzem, rekabet had safhada olunca açık tribün biletleri sonunda 22 Lira'ya indirildi. Bu mücbir sebepler bir araya gelmese idi, yönetim bu kararı verir miydi elbet tartışılır ancak şimdi zamanı değil.

Madem ki Fenerbahçe taraftarı haklı mücadelesinden galip çıktı, "Öyleyse bağırın ulan Fenerbahçe çok yaşa diye!".

9 Şubat 2010 Salı

"İmam Osurursa..."

“Şimdi ben bundan sonra Koray Gençerler'in gösterdiği bütün kartları yakından takip edeceğim. Neden edeceğim: Bilica yüzünden... Bilica Sivas'ta oynarken hakikaten zavallıydı, durmadan sarı kart, kırmızı kart görüp, atılıyordu. Fenerbahçe'ye geldi dokunulmazlık kazandı adam!..” demiş hazret.

Bir yandan Fenerbahçe nefretinin gözlerine indirdiği perde, öte taraftan tekaüt haddinin dolmasına sebep yılların yorgunluğundan ötürü zihindeki bulanıklar kabulüm ancak bu muhteremin yeni yetme bir danışmanı da mı yok yanında hatalarını düzeltecek?

Sivas’ta iken durmadan kartlar gören, Fenerbahçe’ye gelince dokunulmazlık kazanan adamın gördüğü kartlar, Türkiye Futbol Federasyonu resmi internet sitesine göre şu şekilde;

Sivasspor formasıyla 39 maçta, 4 sarı ve 1 kırmızı kart (çift sarı kartın ardından) gören oyuncu, Fenerbahçe forması ile çıktığı 22 maçta şu ana dek 6 sarı kart görmüş durumda, kısmetse Bursa deplasmanında ilk kırmızı kartını görerek hem kasaplara savaş açan başkanının, hem de “hazretin” çabalarını karşılıksız bırakmayacak.  

KAYNAK

8 Şubat 2010 Pazartesi

300 Saniye = 2 Dakika

Bırakın Çengelköy eşrafından olan uzununu, turşuluk bodur olanı çıksa idi o sahaya,  dolanan beşer kadar şaşmazdı maçın içine. Daha çeyrek saat dolmadan Emre’den yediği zılgıttan adamakıllı afallayan, formadan çekmenin hak olduğuna kendini inandıran, eskiden kalma alışkanlıkla ofsayt kovalamaktan önünde olup bitenleri göremeyen bir hakem vardı sahada.
  • Bilica’yı atmadı, Bebe’yi de atamadı.   
  • Maç boyunca ateşin altına odun atmakla meşgul olan kaptan Barış’ı oyunda tutarken, Topuz’u attı.
  • Görmeyen gözlerin bile görmek zorunda olduğu, devamı gol olan pozisyon dahil 4 tane penaltıyı veremedi.
  •  Normal süreye 300 sn ilave edip, golün santrasına 60, Topuz'un kırmızı kartına 120 sn heba ettikten sonra, kazara gelebilecek bir gole mani olmak için uzattığı sürenin tamamını bile oynatamadı.
"Oyna oyna..."

Ama unuttuğu bir şey vardı; "Hıyar akçesi ile alınan eşeğin ölümü sudan olur."

2012'ye Gidiş

2012 Avrupa Futbol Şampiyonası eleme gruplarını değerlendirme işini değişiklik yapıp konuk bir yazara bıraktık.

Bu blogdaki ilk yazım, umarım son olmaz. Malum futbolda konu bugün itibariyle grubumuz. Grup değerlendirmesine geçmeden önce ölüm grubum nedir onu söyleyeyim. Ölüm grubu bence C grubu. Maçlar oldukça göreceksiniz, kimin kimi yeneceği, kimden puan alacağı karışacak. Yükselen değer Kuzey İrlanda, kalitesi belli Sırbistan, Dünya Kupası'na gitmeye hak kazanan Slovenya, her türlü evinde sürpriz yapabilecek Estonya. Son torba kaldığında o C grubuna düşen yandı demiştim. İtalya fena halde yandı.
Gelelim bize; kesinlikle düşmek istediğim gruplardan birine düştük. Torba torba değerlendirelim.
6.torba; eğer burdan rakip gelecekese bunun Azeriler olmasını istemezdim ama en güçlü Azerbaycan bile bize rakip olmamalı.
5.torba; burdaki rakipler genelde evlerinde devamlı suretle sert oynayarak yani yıldırma politikasıyla puan kazanan takımlar. 10 gol attığımız Kazaklar eskisi gibi kolay lokma değil ama özellikle Karadağ, Arnavutluk ve Moldava'ya kıyasla daha iyi bir kura Kazakistan.
4.torba; burada sıralama yapsak sırasıyla Slovenya, Belçika ve Litvanya gelmesin derdik ama Belçika geldi. Bence en büyük handikapımız bu oldu. Yine de yarım kalmış hesabı görme vaktidir kanımca.
3.torba; burada o kadar güçlü takımlar var ki adamı çıldırtır. Kara kara düşündürür. Bir sıralama yapsam iyiden kötüye doğru İrlanda, Bosna-Hersek, İskoçya... ve en son Avusturya derdim. 4.torbadaki handikapı 3.torbada fazlasıyla telafi ettiğimizi düşünüyorum bu kurayla.
1.torba; burası ise kurtlar sofrası. Kim gelirse gelsin kora kor mücadele olacağı kesindi. Kim gelsin ilk desek herkes haykırarak Portekiz derdi. Ardından acı mağlubiyeti tattırdığımız Hırvatlar gelirdi. Ama olmadı. Ben Almanya'nın çok da zor bir kura olduğunu düşünmüyorum. Çünkü kim ne derse desin taraftar desteğimiz olacak. Bu İngiltere, İspanya, İtalya, Fransa olsaydı çok daha az olacaktı ki bizim için net deplasmanlar olacaktı. Bu daha kötüydü. Almanya bu yüzden daha iyi.
Sonuç; biz bu gruptan mutlaka çıkarız. Elbette bunu söylemek için erken çünkü daha bir teknik adamımız dahi yok ama kadro kalitesi bunu gösteriyor. Tek dileğim basit puan kayıpları olmasın. Bir kez daha Kazakistan deplasmanında 2 puan bırakmayı kaldıramayız.

Mehmet Ali KOÇ

7 Şubat 2010 Pazar

Deli Saçması

Migren atağım bu hafta Pazar'ı seçti kendine. Sabah baş ağrısıyla uyandım ve an itibarı ile durumda bir değişiklik yok. Çekenler bilir, bu işin öyle kesin bir tedavisi de yoktur. Tetiklemesi muhtemel birçok unsura karşı tedbirli olmak, ve hayatınızı migren merkezli düzenlemeniz şarttır ancak imkansızdır.

Dün geceden kalma, fazlalarının buzdolabını işgal ettiği Efes şişeleri oldu bu sefer tetikçim. Enerji tüketime sıfıra yakın bir halde, döne döne yatsam da akşama dek, bu karnımın acıkmasına engel olmadı. Aldım elime çift sim kartlı samsung telefonumu, aradım Mc Donald's gibisi yoku. İçecek ne olacak diye sorunca görüşmenin sonuna doğru karşıdaki ses, " Coca-cola elbette..." dedim.

Karnımı doyurupta birazcık kendime gelince, şu migren belasından nasıl kurtulabilir zavallı kafam diye araştırmaya başladım yine yeni yeniden. Anadolu Sağlık Merkezi'nin John Hopkins katkılarıyla migreninde hal çaresine baktığını öğrenince moralim düzeldi. Doktorun ismini uğurlu Johan Faber kalemimle bir köşeye not edip, giydim çubukluyu, unuttum baş ağrımı, düştüm Fenerbahçe'min peşine.

Fenerbahçe 19:00 Diyarbakırspor

KAYNAK